İlber Ortaylı'dan Yalçın Küçük'e
Erol Şadi'den Murat bardakçı'ya bir de onlardan dinleyin Enver paşayı
Burda Türklük kalmadı paşam dediklerinde iyi ya ben ölürüm kanım akar ordan Türklük yeşerir demişti
Yeşerdi paşam artıkTürklük çağlayan gibi akıyor🥹
Galatasaray’ın 26. şampiyonluğu camiamıza hayırlı olsun. Dört senelik istikrar ve başarı, bugün yepyeni bir zaferle taçlanmıştır. Daha büyüklerinin yolda olduğuna ve Galatasaray bayrağının her zaman zirvede kalacağına inanıyorum.
Sayın Başkan Dursun Özbek başta olmak üzere, bu büyük başarıda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum, kulübümüzün bir Divan üyesi olarak her birine teşekkürlerimi sunuyorum.
Galatasaray’ın dört sezonluk ilk şampiyonluk serisinin kilit oyuncularından, bugünün şampiyon hocası Okan Hoca’yı, değerli ekibini, futbolcularımızı ve kulüp emekçilerimizi canıgönülden kutluyorum, dört sene üst üste şampiyonluk kulübümüze yine çok yakıştı.
Galatasaray taraftarı, bu mutluluğu sonuna kadar yaşamalı, şampiyonluğu doyasıya kutlamalıdır…
Galatasaray’ın yeni hedefi, yarın sabahtan itibaren kendi rekorunu daha da geliştirmek adına çalışmak olmalıdır çünkü Galatasaray, tarihinden güç alarak her zaman ileri bakar ve Galatasaray gibi büyük kulüplerin var olma amacı budur.
💛❤️
Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vasiyeti, Üsküdar Çinili Camii'nde yerine getirildi.
Ortaylı'nın yıllar önce sesinden etkilenip "Ben ölürsem selamı sen vereceksin." dediği imam hatip Dursun Şahin, ünlü tarihçinin vasiyetini yerine getirerek selasını okudu.
Murat Bardakçı’dan İlber Ortaylı’ya veda yazısı:
“Nerede ise yarım asırlık bir arkadaşınızın göçüp gitmesinin hemen ardından bir şeyler yazmak, hayli zordur. O dostun vefatı ne kadar yeni ise hakkında konuşmak da o kadar zorlaşır.
Zira şaşırmışsınızdır, ahbâbınızın ebediyyen gittiğinin henüz tam farkına varamamışsınızdır ve kafanızı toparlayıp birkaç söz edebilmek size güç gelir.
Dün vefat eden ve yakın arkadaşlarımın en başında gelen İlber’in ardından şu anda ben de bu vaziyetteyim ve yarım asır boyunca devam etmiş dostluğumuzun rengârenk hatıraları şimdi dört bir yanımda resmigeçit yapıyorlar...
Artık hiçbiri hayatta olmayan eser sahibi gerçek âlimler ile keyifli ve uzun sohbetler, aristokrasinin son temsilcileri ile geçirdiğimiz ve tarihî hadiselerden o hadiseleri sanki o anda yaşıyormuşçasına bahsettiğimiz anlar, mutlaka espriler yaparak yahut kahkahalar atarak konuştuğumuz ve sabahlara kadar devam eden kültür, asalet ve zarafet dolu geceler ile o gecelerin değişmeyen ritüeli: İlber ile etrafı çekiştirmemiz, orada bulunanlardan birinin “Amma dedikoducusunuz haaa!” demesi üzerine İlber’in “Dedikodu, mahalle karılarına mahsustur; bizim yaptığımız dedikodu değil, biyografi” cevabını vermesi, sonra o meşhur kahkahasını atması ve daha dünya kadar hoşluk...
Yarım asra yaklaşan bir arkadaşlık, işte böylesine dolu ve güzel hatıralar bıraktı…
Bu yazı, İlber’in ardından bastıran hüznün ve elemin tazeliği sebebiyle kısa, işte bu kadar olacak...
Ama, senelerden bu yana düşündüğüm bir hususu da yazmam gerekiyor:
İlber keşke bu kadar gezmese, şu davet benim o konferans senin diyerek kapı kapı dolaşmasa, evini sadece akşamdan akşama uğranıp uyumaya yarayan bir mekân olarak görmese ve oturup çalışsa idi, eminim ikinci bir Bernard Lewis olur ve hattâ Bernard Lewis’i bile geride bırakırdı.
Nûr içinde yatsın...” (HaberTürk)