"Bu ülkede sadece siyasette değil; evde, işte, arkadaş çevresinde bile doğruyu söyleyen barınamaz. Gerçeği dile getiren huzuru bozar, düzeni bozar, 'uyumsuz' ilan edilir. Aile 'sus' der, işyeri 'sisteme ayak uydur', arkadaşların 'boşver' diye omuz silker. Çünkü bu çark yalanla döner, sahte gülümsemeyle yağlanır. Eğer bu topraklarda gerçekten halkı düşünen bir medya, meslek onurunu unutmayan her meslekten meslek kuruluşu, halk ve aile sağlığını önceleyen bir kamu kurumu ve susmak yerine konuşmayı seçen sendikalar, kuruluşlar olsaydı bizim küçük sandığımız soruların peşine onlar büyük bir ciddiyetle düşerdi. Ama olmadı. Türkiye’de onurlu insanların yalnızlığı artık bir duygu değil, sistemin kendisi oldu. Ve bu yalnızlık, sıradan bir yalnızlık değil; hakikatin üstüne örtülen örtüyü çekip atanların yalnızlığı. Geriye tek bir şey kalıyor: Gerçekleri söylemek artık sadece bir erdem değil, bir direniş biçimidir!"
Çok meşhur özel okulun hocaları eylem yapmış maaş düşüklüğü sosyal haklar ile ilgili.
Şimdi sakın kimse "Ama devlet okulunda sabun bile yok", "İmam Hatip'e mi gönderelim?" gibi fırsatçı savunmalara sığınmasın. Madem ölçü buysa, gidin alın sabunu da kâğıt havluyu da; zaten yıllardır birçok devlet okulunda veliler eksikleri kendi cebinden tamamlıyor, sistem de böyle yürütülüyor.
"Asıl mesele kaliteli eğitim" diyenler de öğretmenin çalışma koşullarını konuşmadan bunu söylemesin. Düşük ücretle, değersizleştirilerek, sosyal hakları budanarak çalıştırılan bir öğretmenden dünya standartlarında eğitim beklemek, emeği görünmez kılmaktır.
Yıllık 1-2 milyon TL ödeyerek çocuğunuza eğitim değil, çoğu zaman bir statü vitrini satın alıyorsunuz. Koridorlarda "Babamın Range Rover'ı var, sizinkinin var mı?" rekabeti; mezuniyette papyon, frak ve döpiyesle kendini ayrıcalıklı sanan bir kuşak... Sonunda ise büyük çoğunluğu aynı düşük ücretli iş piyasası, asgari ücret gerçeği ve 270 TL'lik Multinet bekliyor.
Öğretmen öğle arasında evden getirdiği salam sandviçi yerken, okul yönetimi "elit eğitim" pazarlıyor. Bu düzen eğitim üretmiyor; eşitsizliği ve gösterişi pazarlıyor.
@TanselColasann@__DXB35ZUMRUT__ YSK tarafından yürütülen sandıkta oy kullanılan ve seçim mevzuatına tabii olan ve ülkenin her türlü kaderini değiştiren 2010 Anayasa Referandumuna ve 2017 Cumhurbaşkanlığı Sistemi Referandumunu kaybetti ama bunlar seçim değil dedi yazık.
Bunların derdi çevre olmadığını biliyoruz ama bilmeyenler çok şey bildiğini iddia edenler. Düpedüz tiyatro! "Mesih" dizisini falan bıraksınlar küresellerin laboratuvarda ürettiği proto-mesih deneyi Greta Thunberg’i İsviçre’de sahneye sürdüler. Karşısında ağzı açık ayran budalası gibi kendisini izleyen kalabalığa küresel ısınma masallarıyla kıyamet senaryoları anlatıp bir de üstüne "Daha hiçbir şey görmediniz" diye racon kesiyorlar tehdit savuruyor.
Arkadaki asıl tehlike ise şu: Dünya nüfusu çok arttı deyip kitleleri hem sayısal, hem genetik, hem de düşünsel olarak budamak ve koyun gibi gütmek isteyen bir "öjenik" sapkınlar tarikatı var. Bunlar "çevrecilik" kılıfı altında, Greta gibi sorunlu tipler üzerinden Mesihçilik oynuyorlar. Bizim millet de maşallah, elinde her tuzlukla koşana hıyarını kapıp gidiyor; okuyup anlamak, sorgulamak, idrak etmek sıfır!
İşin daha trajikomik kısmı ne biliyor musunuz ? İsveç’ten, Portekiz’den gelen CIA devşirmesi iki tane özel görevli, 2 sene önce ülkeye gelip Kadıköy’de duvarlara bu kızın resmini çiziyor, bir de üstüne Nobel Barış Ödülü'ne aday gösteriyorlar. Bizim Kadıköy-Moda tayfası da, kucaklarında Poodle’ları, Pomeranian’larıyla "Yaşa, var ol Greta!" diye alkış tutuyor. Vallahi hiç şaşırmadık.
Doğru tarafları olsa da tamamen katılmak zor. Türkiye'de kurun mevcut seviyesinde yüksek faiz politikası, yabancı sermaye girişleri ve Merkez Bankası'nın rezerv yönetimi etkili oluyor. Bu nedenle doların bugün kesin olarak 70- 80 TL olması gerektiğini söylemek teknik bir tespit değil, bir tahmin bence 46 olması gerçekçi olmaması gibi elbette birçok ihracatçı ve ithalatçı firma maliyet hesaplarında 55-60 TL gibi seviyeleri baz alıyor çünkü bugünkü kuru değil, gelecekte oluşabilecek kur riskini fiyatlıyorlar. Reel denge kurunun mevcut seviyenin üzerinde olduğu savunulabilir ancak bunun doğrudan 80 TL olduğu söylenemez
Dolar tutuluyor denildiğinde kastedilen şey de genellikle yüksek faizle TL'yi cazip hale getirmek, dövize olan talebi azaltmak ve rezerv yönetimiyle piyasadaki oynaklığı sınırlamaktır. Açıkcası kur ne tamamen serbest ne de tamamen yapaydır; ikisinin arasında kalmış ekonomi yönetiminin politikalarından etkilenen bir denge noktasındadır. Mesela şu dönem kimse varlığını artık usd ye koymuyor özellikle para piyasası ve hisse fonlarına olan talep usd alımını önlüyor
.
Süresiz nafakanın sona ermesi, adalet ve ölçülülük adına yerinde bir adımdır. Birkaç yıl süren bir evliliğin ekonomik yükünün ömür boyu devam etmesi hakkaniyetle bağdaşmaz.
İşin ironik tarafı, eşitlik ve özgürlük söylemi kullanan bazı çevrelerin bireyleri kalıcı ekonomik bağımlılığa mahkûm eden bu düzeni savunmuş olmasıdır. Gerçek adalet; ne kadını bağımlı kılar ne de erkeği ömür boyu yük altında bırakır.
📌"Sokak Kemal Bey'den yana değil"
🗣️Türkiye Gazetesi Yazarı Cem Küçük:
"Her şey Kemal Bey'den yana olduğu halde CHP örgütleri, milletvekilleri, belediye başkanları Kemal Bey'den yana değil."
#MedyaKritik
📺https://t.co/EeySM7pdPX
@hbasriakdemir@cemkucuk55
5 aydır zor bir dönemden geçen ekonomi; ABD-İran savaşı ile kırılgan bir yapıdan kendini kurtarmaya çalışırken ,şimdi de “mutlak butlan” tartışmalarıyla hukuk ve siyaset krizi içine sürükleniyor.
Bugün BIST’te %5’i aşan düşüş ve devre kesici; sadece ekrandaki rakam değildir. Dakikalar içinde milyarlarca liralık piyasa değeri silinir, yabancı yatırımcı risk primini artırır, dolarizasyon hızlanır, şirketlerin finansmana erişim maliyeti yükselir.
Bu tür siyasi-hukuki belirsizliklerin faturası iktidara,muhalefet veya bir partiye ya da siyasetçiye değil; maaşı eriyen vatandaşa, kredi faizi artan esnafa, borsada birikimi eriyen küçük yatırımcıya çıkar.Olan yine halka olur.
Ekonomi güven ister.
Hukukun tartışmalı hale geldiği yerde sermaye kaçar, fakirlik kalır.
#MutlakŞutlan #mutlakbutlan #KemalKılıçdaroğlu #halk
Orhan Sarıbal, 4 dönem milletvekilliğini meslek haline getirip hâlâ siyaset dersi vermeye çalışmanız gerçekten etkileyici :) Her döneme göre pozisyon alıp bunu “ilke siyaseti” diye anlatabilmeniz de ayrı bir meziyet.
Ama sosyal medya alkışıyla siyasal ağırlık aynı şey değil. Koltukta geçirilen süre de siyasi derinlik sayılmıyor.
Halk değişim konuşuyor, siz hâlâ eski genel başkan nöbetindesiniz.
Sayın Kılıçdaroğlu , CHP kirlenmişliğin sığınağı olamaz, gerektiğinde arınmasını bilir diyorsunuz da; bugün eleştirdiğiniz yapıların büyük bölümü sizin genel başkanlığınız döneminde şekillendi. Eğer gerçekten bir yanlışlık, bir yozlaşma veya bir sorun varsa, toplum doğal olarak şunu soruyor: Bu insanlar partiye alınırken, aday yapılırken, görev verilirken neredeydiniz ?
Mutlak butlan tartışmaları sürerken neden açık ve net biçimde “Bu kurultay meşrudur, seçilen yönetim CHP’nin yönetimidir” demediniz? Eğer farklı düşünüyorsanız bunu ima ederek değil, doğrudan söyleyin. Siyaset; satır aralarına mesaj bırakma değil, gerektiğinde net tavır koyabilme işidir.
İstanbul İl Başkanlığı sürecinde de aynı belirsizlik yaşandı. Gerçek düşünceniz nedir? Olası bir butlan kararını kabul edecek misiniz? Türkiye artık kararsız ve örtülü mesajlar değil, açık ve şeffaf siyaset görmek istiyor.
Ayrıca geçmişte mühürsüz oyların kabulü konusunda neden güçlü bir siyasi refleks göstermediniz ? Neden iktidara yakın kanallar yazarlar sürekli açıklamalarınızı haber yapıyor ? Eğer bugün mevcut yönetime güvenmiyorsanız , o kadroların neredeyse önemli kısmının geçmişte sizin tercihlerinizle oluştuğu gerçeği de unutulmamalı.
Asıl sorulması gereken başka bir konu daha var: Neden hâlâ 77 yaşında aktif siyaset yapma hevesindesiniz? Resmî olarak 2 milyondan fazla üyesi olan bir partide yeni insanlar, yeni kadrolar, yeni liderler neden yetiştirmediniz ? Eğer yetişmediyse, bunun sorumluluğu yıllarca partiyi yöneten siz değil misiniz ?
Sizin döneminizde 4-5-6 dönem milletvekilliği yapmış isimlerin bugün hâlâ yeniden koltuk arayışında olması ve sizi ısrarla desteklemeleri ayrıca düşündürücü. Siyasetin amacı aynı isimlerin sürekli yer değiştirmesi değil; yeni nesillere alan açabilmektir. Gerçek siyasi başarı, koltuğu bırakmamak değil; sizden sonra güçlü kadrolar bırakabilmektir.
Noterde vekâlet vermek için bile 65 yaşından sonra sağlık raporu tartışılırken, yıllardır siyasetin merkezinde bulunan isimlerin hâlâ perde arkasından parti dizayn etmeye çalışması; siyasi tecrübeden çok, siyaseti bırakamama görüntüsü veriyor. Demokratik siyasetin doğası; koltuğa tutunmak değil, kurumsal hafızayı yeni kuşaklara aktarabilmektir.
Türkiye’nin artık geçmiş iç hesaplaşmalardan çok; açık konuşan, sorumluluk alan, liyakati önceleyen ve genç kuşaklara alan açan bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. Siz aynı fikirde misiniz ? Ya da daha net söyleyeyim nacizane siz neyin peşindesiniz ?
Sayın Kılıçdaroğlu , CHP kirlenmişliğin sığınağı olamaz, gerektiğinde arınmasını bilir diyorsunuz da; bugün eleştirdiğiniz yapıların büyük bölümü sizin genel başkanlığınız döneminde şekillendi. Eğer gerçekten bir yanlışlık, bir yozlaşma veya bir sorun varsa, toplum doğal olarak şunu soruyor: Bu insanlar partiye alınırken, aday yapılırken, görev verilirken neredeydiniz ?
Mutlak butlan tartışmaları sürerken neden açık ve net biçimde “Bu kurultay meşrudur, seçilen yönetim CHP’nin yönetimidir” demediniz? Eğer farklı düşünüyorsanız bunu ima ederek değil, doğrudan söyleyin. Siyaset; satır aralarına mesaj bırakma değil, gerektiğinde net tavır koyabilme işidir.
İstanbul İl Başkanlığı sürecinde de aynı belirsizlik yaşandı. Gerçek düşünceniz nedir? Olası bir butlan kararını kabul edecek misiniz? Türkiye artık kararsız ve örtülü mesajlar değil, açık ve şeffaf siyaset görmek istiyor.
Ayrıca geçmişte mühürsüz oyların kabulü konusunda neden güçlü bir siyasi refleks göstermediniz ? Neden iktidara yakın kanallar yazarlar sürekli açıklamalarınızı haber yapıyor ? Eğer bugün mevcut yönetime güvenmiyorsanız , o kadroların neredeyse önemli kısmının geçmişte sizin tercihlerinizle oluştuğu gerçeği de unutulmamalı.
Asıl sorulması gereken başka bir konu daha var: Neden hâlâ 77 yaşında aktif siyaset yapma hevesindesiniz? Resmî olarak 2 milyondan fazla üyesi olan bir partide yeni insanlar, yeni kadrolar, yeni liderler neden yetiştirmediniz ? Eğer yetişmediyse, bunun sorumluluğu yıllarca partiyi yöneten siz değil misiniz ?
Sizin döneminizde 4-5-6 dönem milletvekilliği yapmış isimlerin bugün hâlâ yeniden koltuk arayışında olması ve sizi ısrarla desteklemeleri ayrıca düşündürücü. Siyasetin amacı aynı isimlerin sürekli yer değiştirmesi değil; yeni nesillere alan açabilmektir. Gerçek siyasi başarı, koltuğu bırakmamak değil; sizden sonra güçlü kadrolar bırakabilmektir.
Noterde vekâlet vermek için bile 65 yaşından sonra sağlık raporu tartışılırken, yıllardır siyasetin merkezinde bulunan isimlerin hâlâ perde arkasından parti dizayn etmeye çalışması; siyasi tecrübeden çok, siyaseti bırakamama görüntüsü veriyor. Demokratik siyasetin doğası; koltuğa tutunmak değil, kurumsal hafızayı yeni kuşaklara aktarabilmektir.
Türkiye’nin artık geçmiş iç hesaplaşmalardan çok; açık konuşan, sorumluluk alan, liyakati önceleyen ve genç kuşaklara alan açan bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. Siz aynı fikirde misiniz ? Ya da daha net söyleyeyim nacizane siz neyin peşindesiniz ?
Sayın Kılıçdaroğlu , CHP kirlenmişliğin sığınağı olamaz, gerektiğinde arınmasını bilir diyorsunuz da; bugün eleştirdiğiniz yapıların büyük bölümü sizin genel başkanlığınız döneminde şekillendi. Eğer gerçekten bir yanlışlık, bir yozlaşma veya bir sorun varsa, toplum doğal olarak şunu soruyor: Bu insanlar partiye alınırken, aday yapılırken, görev verilirken neredeydiniz ?
Mutlak butlan tartışmaları sürerken neden açık ve net biçimde “Bu kurultay meşrudur, seçilen yönetim CHP’nin yönetimidir” demediniz? Eğer farklı düşünüyorsanız bunu ima ederek değil, doğrudan söyleyin. Siyaset; satır aralarına mesaj bırakma değil, gerektiğinde net tavır koyabilme işidir.
İstanbul İl Başkanlığı sürecinde de aynı belirsizlik yaşandı. Gerçek düşünceniz nedir? Olası bir butlan kararını kabul edecek misiniz? Türkiye artık kararsız ve örtülü mesajlar değil, açık ve şeffaf siyaset görmek istiyor.
Ayrıca geçmişte mühürsüz oyların kabulü konusunda neden güçlü bir siyasi refleks göstermediniz ? Neden iktidara yakın kanallar yazarlar sürekli açıklamalarınızı haber yapıyor ? Eğer bugün mevcut yönetime güvenmiyorsanız , o kadroların neredeyse önemli kısmının geçmişte sizin tercihlerinizle oluştuğu gerçeği de unutulmamalı.
Asıl sorulması gereken başka bir konu daha var: Neden hâlâ 77 yaşında aktif siyaset yapma hevesindesiniz? Resmî olarak 2 milyondan fazla üyesi olan bir partide yeni insanlar, yeni kadrolar, yeni liderler neden yetiştirmediniz ? Eğer yetişmediyse, bunun sorumluluğu yıllarca partiyi yöneten siz değil misiniz ?
Sizin döneminizde 4-5-6 dönem milletvekilliği yapmış isimlerin bugün hâlâ yeniden koltuk arayışında olması ve sizi ısrarla desteklemeleri ayrıca düşündürücü. Siyasetin amacı aynı isimlerin sürekli yer değiştirmesi değil; yeni nesillere alan açabilmektir. Gerçek siyasi başarı, koltuğu bırakmamak değil; sizden sonra güçlü kadrolar bırakabilmektir.
Noterde vekâlet vermek için bile 65 yaşından sonra sağlık raporu tartışılırken, yıllardır siyasetin merkezinde bulunan isimlerin hâlâ perde arkasından parti dizayn etmeye çalışması; siyasi tecrübeden çok, siyaseti bırakamama görünt��sü veriyor. Demokratik siyasetin doğası; koltuğa tutunmak değil, kurumsal hafızayı yeni kuşaklara aktarabilmektir.
Türkiye’nin artık geçmiş iç hesaplaşmalardan çok; açık konuşan, sorumluluk alan, liyakati önceleyen ve genç kuşaklara alan açan bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. Siz aynı fikirde misiniz ? Ya da daha net söyleyeyim nacizane siz neyin peşindesiniz ?