Tıpta bize malnutrisyonu anlatmıştılardı. Ben de malnutrisyonu sadece Afrika'da ve hastanede zannederdim. Şimdi iç hastalıkları ve yoğun bakım uzmanı olarak bakıyorum da sokaktakilerin en az yarısında, emeklilerin, asgari ücretlilerin ve yaşlıların tamamında malnutrisyon var.
Sinsi bir manipülasyon türünden bahsedeceğim.
Bazı insanlar kendinize olan güveninizi sarsmak için sürekli insani eksiklik ve kusurlarınızı öne çıkarırlar. Size iyi yönlerinizi ve başarılarınızı unutturur; böylece sizi kendi gözünüzde değersizleştirip “içten çökertmeye” çalışırlar.
Belirtileri şunlardır:
- Düşünün ki bazı insanlar iyi yönlerinizi hiç gündeme getirmiyor.
- Çaba ve çalışmalarınızın öneminden asla söz etmiyor.
- İnsani anlamda kişiliğinizin artılarını, yaptığınız projelerin olumlu yönlerini asla aktarmıyor.
Ama bozuk plak gibi tek kusurunuzu ve eksiğinizi ele alıyor ve sürekli olarak sizi kendi gözünüzde ve insanlar gözünde “kötü karakter” olarak resmetmeye çalışıyor.
İşte bu bir “kimlik tacizi” biçimidir.
İnsanlar olarak çok boyutluyuz. Kimse yüzde yüz harika ya da yüzde yüz kötü bir insan değil.
Katil, tecavüzcü, şiddet faili ya da kasıtlı olarak mobbingci falan değilseniz, bütünüyle kötü biri olarak resmedilemezsiniz.
Yaşamınızdaki sorunlarınızın çoğu, büyümenin bir parçasıdır. Bunları görüyor ve geliştiriyorsanız, yerilmeyi bırakın; topluma faydalı bir birey haline geldiğiniz için takdir edilmelisiniz.
Bu yüzden hayatınızda biri sistemli olarak “sadece” eksik yönlerinizi ele alıyorsa haklarınızı ihlal ediyordur. Amacı adaleti tesis etmek, doğruyu çıkarmak veya sizin bir eksikliğinizi çözmek değil,
Sizi kendi gözünüzde değersiz biri haline getirmektir. Bu da gaslight türü bir manipülasyon biçimidir.
Bu insanlara “acaba haklılar mı?” dediğiniz an kaybedersiniz.
Haklı değiller, öyle olsaydı karanlığınızda debelenmek yerine, ışığınıza da işaret eder ve sizi gerçek bir adalet terazisiyle değerlendirirlerdi.
B��yle bir terazisi olmayan bir kişinin özgür iradenize müdahale etmesine ve zihninizde kendinize dair gerçek resmin pikselini azaltmasına izin vermeyin.
Yazılarımdan da memnunsanız, oyun türlerinden daha kapsamlı bahsetmemi istiyorsanız belirtin, bunu bir seri haline getirmekten memnuniyet duyarım.
Çok rahat oldukları için mi işleri tıkırında gidiyor yoksa işleri tıkırında gittikleri için mi rahatlar... Sen çok kaygılı olduğun için mi her şeyin çok zor yoksa hep zor olduğu için mi kaygılısın. Büyük bir muamma.
biz ne voleybol ülkesiyiz ne de baska bir sey. biz verilen kayıplara alıstırılmak zorunda bırakılan, her dogal afette vergilerimiz nerede diye bas bas bagırmamıza ragmen görmezden gelinen koca bi “ihmal” ülkesiyiz.
İnsanın neresinin ağrıdığı dışarıdan ilk bakışta anlaşılmaz. Bu yüzden; kiloyla, evlilikle, çocukla, sağlıkla ilgili konuşurken çok çok dikkatli olmalı, muhattabımızın bu konuda yaralı olabileceğini aklımızdan hiç çıkartmamalıyız. Bu, bir nezaket kuralıdır.
yuruyus bi kulturdur, ben yuruyus insaniyim. sen seversin, sevmezsin, “donelim artik yorulmadin mi” dersin beni ilgilendirmez. ben yorulmam. kotu havada bile en az 10k adim attigimdan dolayi “sana helal olsun” diyenler duydum, etkilenmem, bu bambaska bi sevdadir
Kaygılı birinin hayatı hatalarla veya yaşanmamışlıklarla doludur. Ya kaygıdan çok hatalar yapar, domino gibi hata hatayı getirir veya kabuğundan hiç çıkmaz, bir ömür ihtimallerle biter gider.
insanın kendisine zarar verecek olaylardan ve kişilerden uzak durması ahlaki bi davranıştır. ruhu bile incinse kendini korumalı, çünkü biz tanımadığımız insanların laflarini işitmek için gelmedik, keza tanıdık insanların kahrını çekmek içinde hiç gelmedik
Bazen zor zamanlardan geçiyoruz. İçindeyken çok yoruluyoruz, çok zorlanıyoruz. Yalnız hissediyoruz, mücadele ediyoruz, günler geçmek bilmiyor sanki..
Aklıma birçok örnek geliyor bunları yazarken. Kimi isteyerek de kendimizi içinde bulduğumuz durumlar.. Mesela bebeğimiz büyürken, yeni bir işe başlamışken, o çok istediğimiz yeni yere taşınmışken.. Kimi ise istemeden yaşadığımız durumlar.. Belki bir ayrılık, bir kayıp, bir hayal kırıklığı..