“hani böyle karanlık bir gecede bir yokuş inerken bir köşeyi dönersin, deniz çıkar ya karşına, sonra o denizde bir gemi belirir. şıkır şıkır ışıklarla gelip geçer. sen sevinirsin, hiç nedensiz. seni tanıdığımdan beri hep bir gemi geçiyor içimden…”
Uzun zamandır burda değilmişim eskiden hiç çıkmazdık burdan canım arkadaşlarımla. Hatta hatice kankamın kaçta uyandığını twitterdan öğrenirdik Tuba’yla faln.Kimin neyi beğendiğini de görmüyoruz artık, anlam çıkaramıyoruz bi şeylerden. Özlemişim, üniversite günlerim koktu burnuma
“olmasa da olur” ayrılıklarını seviyorum. herhangi bir şeyden ayrılmak. bir insandan, alışkanlıktan, işten, eşyadan, şarkıdan, sokaktan, ne olursa. insana hoş bir sakinlik veriyor. olmasa da olur, yaşam var elimde, dalından az evvel kopardım, taptaze.
“başka ne isterim yaşamdan” dediğimde aklıma birkaç kişinin gülümseyen yüzü gelmeseydi çok üzülürdüm, evimin genişlediğini, balkonumun daha çok ışık aldığını, mutfağımda pişen tariflerin hep misafir bulduğunu, yürüyüşlerimin bir eşlikçisi olduğunu düşünmeseydim. epey üzülürdüm.
yerimi ve halimi sevdiğimi artık “kendim olmak” hakkında pek fazla düşünmediğimde anlıyorum. nehir olmayı ve akmayı düşünmeden serin serin akıp giden bir nehir.
kuşların her sabah nereye konmayı sevdiğini, bir ağacın hangi ayın hangi günlerinde çiçek açtığını, ay geldiğinde balkona hangi saatte koşacağını, güneşin ilk hangi odayı ışıldattığını ve çocukların sokağa hangi saatte çıkacağını bilmek. yani yaşamla yan yana gitmek. biricik.