Yekte, Kaynatın Çayı, Atem Tutem, Zühtü — bringing the
warmth and energy of Anatolia to Stuttgart! 🔥🎵
🔴 Watch LIVE 👇
https://t.co/LannQcaFFn
SymphonyOfTheEarth Stuttgart
#IFLC2026
Nihayet :)
Güzel haber
Beşi beşiz 6 kardeşin annesi Nurcan Arslan tahliye oluyor.
Yargıtay'ın bozma kararına itiraz eden Savcının kararını @TCYargitay ceza genel kurulu reddetti ve tahliyesine karar verdi.
Olması gereken buydu,aile ne çileler çekti.
Gözünüz aydın çocuklar :)
AREFE GÜNÜNÜN SESSİZLİĞİ
Bugün Ramazanın son günü Arefe…
Zamanın ince bir yerinden sızan eski bir ses dolaşıyor içimde: Gurbet…
Bir bayramın eşiğinde değilim sanki; bir yokluğun kapısında, hatıraların kıyısındayım.
Bugün arife ve kabirlerin ziyaret edildiği gün! Anadolu’nun bu mustahsen adetine ait duygular el ele tutuşmuş çocuklar gibi etrafımı sardılar!
Bedenim zaman ve mekan kafesinde olsa da kalbimin içinde yürüdüm ve hayalim beni sevdiklerimin kabirlerine götürdü..
Çocukluğumun o değişmeyen adetiyle,
bir mezarlığa değil, hatıraların içine girdim.
Sabahın erken saatlerinde Medine’yi düşündüm önce…
Güneş henüz doğmamışken, sessizliğin içinden geçip Baki’ye yürüyen bir Efendimizi (sav) hayal ettim…
Uhud’un rüzgârında yankılanan o derin vefayı…
Ölülerle konuşan bir kalbin,
aslında dirilere hayat veren sesini…
Sonra…
Babamın kabrinin başına oturdum.
Toprağın başında değil, dizinin dibindeydim sanki.
Sustum… ama o sustuğum yerde çocukluğum konuştu.
Kız kardeşimin yanına geçtim…
Bir mezar taşı yoktu gözümde,
sadece gülüşü vardı…
Gözlerimin içinde saklı,
hiç eksilmeyen bir bahar gibi…
Amcamın, yengemin, halalarımın, Şükrü abimin… Dedelerimin, nenelerimin…
Hepsine aynı cümleyi fısıldadım:
“Bayram geliyor… ama siz yoksunuz.”
Sonra yürüdüm…
Zamanın içinden koparılmış arkadaşlarımın yanına…
Her biri yarım kalmış bir cümleydi…
Her biri susturulmuş bir şarkı…
Gökhan’ın kabrine uğradım…
Toprağın altında değil, hatıraların en diri yerindeydi.
İfritten günlerde şehit olan tüm çocukları temsilen cennet çiçekleri Naime’nin ve Betül’ün yanına vardım. İki isim değil, iki sükût…iki yarım dua gibi duruyorlardı.
Zeki müdürün kabrinde durdum…Bir ömrün vakarı, bir hizmetin sessizliği sinmişti toprağa.
Ömer Alaca’nın kabrine uğradım… Kabir toprağı henüz kurumamıştı… yüzüne dokunup gözyaşlarını siler gibi elimi kabir toprağında gezdirdim!…
Ve daha adını yazamadığım nice yol arkadaşının başında
uzun uzun sustum…
Her birinin yanında aynı şeyi hissettim:
Toprak, sadece bedenleri almıştı…
Asıl yokluk, geride kalanların içindeydi.
Ve sonra…
Duvarların arkasında bırakılanlara uğradım.
Zindana sıcak girip soğuk çıkan Halil İbrahimlere..
Zindanların soğuk taşlarına yaslandım…
Tecritin ağır sessizliğinde bir nefes gibi durdum.
Gaybubetin karanlığında adı silinmek istenenleri andım…
Onlar…
Toprağa bile emanet edilmeden,
sessizliğe gömülenler…
Ama her biri kalbimin içinde,
adı anıldıkça sızlayan bir hakikat gibi yaşıyor…
Oradan çıktım…
Meriç’in kıyısına indim.
Su akıyordu… ama ben suyu görmedim.
İçinde kaybolan isimleri gördüm.
Eğildim…
Bir nehre değil, bir mezarlığa selam verdim:
“Selam size…” dedim,
mezarı bile olmayanlara…
Sesim suya düştü… hıçkırıklı bir ağıt gibi…
Ege’ye vardığımda dalgalar kıyıya vuruyordu,
her biri bir ağıt taşıyordu sanki…
İsimsiz mezarlara,
adı hiç anılmamış çocuklara, annelere, babalara baktım…
Denize fısıldadım:
“Sen gördün…” dedim, “anlat ben sadece ağlayayım”
Arefe..
Bir bayramın öncesi değil sadece,
bir yokluğun hatırlanışıdır.
Bir gün değil,
kalbin en kalabalık yalnızlığıdır.
Ve bugün anladım…
Mezar dediğin şey toprağın altında değildir.
Kimi zaman bir zindanın duvarında,
kimi zaman bir nehrin akışında,
kimi zaman bir sürgünün sessizliğinde saklıdır.
İnsan, sevdiğini kalbine gömer.
Bugün arefe…
Hepsine uğradım.
Hepsiyle konuştum.
Hiçbiri cevap vermedi…
Ama ben biliyorum…
Onlar,
benim ulaşamadığım yerden
bana bakıyorlar.
Silivri'de 22 ay hapis yatan yazar Ahmet Turan Alkan (72) Bursa'da hayatını kaybetti.
Haksız yere tutuklanan ve 2 yıl 6 ay ceza verilen Alkan 2018'de tahliye edilmişti.
Mekanı cennet olsun. Cenazesi yarın Bursa'da toprağa verilecek.
Değerli arkadaşlar, eğer bu videoyu görüyorsanız algoritmayı bozmak için bir nokta dahi olsa koymanızı rica ediyorum. Çünkü Edirne L Tipi Cezaevi mahşer yeri gibi.
FerahOktan AcilTahliye
Eskişehir'de iki gündür gözaltında olan ev hanımı Merve Saydan'ın eşi:
"Çok yoruldum inanın. İnsan yerine koyulmuyoruz. Eşim sanki cinayet işledi. Çocuklarla emniyete emzirmeye geliyoruz. İki çocuk, ayazda, soğukta hasta olacak. Bir şey yemiyorlar, içmiyorlar. 'Annem nerede, ne zaman gelecek, adamlar kapıyı niye vurdular' diye soruyorlar. Bu zulüm ne zaman bitecek? Neden suçsuz olduğumuz halde bunları yaşıyoruz. Sanki çok büyük bir suç varmış gibi ne bilgi veriliyor, ne muhatap var, gizlilik kararı varmış, nedir bu insanlara yapılan eziyet."
İkiBebek CezaevineGirmesin @adalet_bakanlik
Arkadaşlar, Merve Saydan'ın sesini duyuralım. Eşi ve çocukları perişan olmuş durumda. Baba, üç saatte bir bebeklerle bir emniyete gidiyor. Lütfen üşenmeyin. Desteğinize ihtiyaç var.
İkiBebek CezaevineGirmesin
8 aylık hamileydim, gözaltına alındığımda. Ağustos ayıydı.
Vatan Emniyet’in boğucu nezaretinde, sıcakla, pislikle, tehditle, açlıkla geçen günler…
Dershane öğretmeni bir ablayla birlikteydik.
O kadar az yemek veriliyordu ki, açlıktan baygın düşüyordum.
Bir gün, abla kendi yemeğini bana verdi.
Kabul etmeyince “Ben bu yemeği sevmiyorum zaten.” dedi.
Belki de hayatındaki ilk yalanıydı.
Benim için ekstra ekmek istediği yarı yaşındaki memurdan hakaret işitmişti.
Yüreğinin acısı yüzüne yansımış olsa da hiç belli etmemiş,
“Şekeri düşüyor, halsiz kalıyor.” diyerek diretmişti.
“Sadece kesme şeker veririm.” demişti memur.
Bizim için bir zaferdi o gün.
Artık bir avuç kesme şekerimiz vardı.
Gözlerimizden yaş akarken,
“Demek ki at gibi kesme şeker kemirmek de varmış kaderde.” deyip gülümsüyorduk zulme.
Tepedeki ışığın 24 saat açık kalma işkencesi,
penceresiz odanın havasızlığı,
lavabonun pisliğinden girilememesi bir yana,
ben en çok mahsun hissediyordum kendimi.
Kendiliğinden akıyordu gözlerimden yaşlar.
Görsünler istemiyordum.
Zayıf bellemesinler beni.
Korkudan değil…
Derin bir hüznün yaşlarıydı akan yanaklarımdan.
Ben, İsmet Usta’nın kızıydım.
Mahallenin en güzel ekmeklerini yapan fırıncı.
Ramazan’da her gün bir kasa pide dağıtmadan eve girmeyen İsmet Usta.
Ekmek gramajını fazla koyduğu için zarar eden,
biz “Baba, eksik yap demiyoruz ama fazla da koyma ” dediğimizde
“Elim gitmiyor kızım, pişerken eksiliyor, o yüzden fazla koymak lazım.” diyen adamın kızı…
Mahsun hissediyordum.
Öz yurdunda çaresiz, haksızlığa uğramış bir gariptim.
Garip olan binlercesi gibi..
Kocaman dünyaya sığamamış da fazla gelmişim gibi..
Ve insan sormadan edemiyor:
Nedir doğmamış yavrularımıza kadar varan bu nefret?
O gün, bugün, her gün..
Nedir bunca çekişmeye, bunca gözyaşına sebep?
Dünyanın her yerinde bunca zulüm..
Ve benim ülkemde yine doğmamış bir bebek...
#5AylıkHamileNedenTutuklu
BİR HAMİLE DAHA TUTUKLANARAK HAPSE GÖNDERİLDİ❗
7 aylık riskli hamilelik süreci yaşayan Nazife Karakoç, tutuklanarak Edirne L Tipi Kadın Cezaevi’ne konuldu. Karakoç’un 6 ve 8 yaşlarındaki iki çocuğu, baba da cezaevinde olduğu için teyzeye teslim edildi..
Hamile Nazife Karakoç'u tahliye edin
3.evre göğüs kanseri olan Ayşe Solak hapiste. Doğru dürüst tedavi olmazsa, iyi beslenmezse, morali bozuksa bu hastalık 4.evreye dönüşür ve kurtuluşu zor olur. Ayşe Solak’ı niçin bırakmıyorsunuz? O hapisteyken Türkiye daha mı güvenli oluyor? Çocuklarına anneli hayat gerekir
18 Ekim'de Edirne'de tutuklanan hamile tutuklu Nazife Karakoç:
"Eşim 6 yıl yattı. Ben 6,5 aylık hamileyim. Zor bir hamilelik geçiriyorum. 20 günde bir kontrole gidiyorum. 2 çocuğum var. Eşim şu anda tutuklandı. Serbest bırakılmama istiyorum."
7AylıkHamile Tutuklandı
18 Ekim'de Edirne'de tutuklanan hamile tutuklu Nazife Karakoç:
"Eşim 6 yıl yattı. Ben 6,5 aylık hamileyim. Bu nedenle sağlık sorunlarım var. Zor bir hamilelik geçiriyorum. 20 günde bir kontrole gidiyorum. 2 çocuğum var. Eşim şu anda tutuklandı. Ben Bursa'da oturuyorum. Annem kanser tedavisi görüyor. Psikolojim kötü durumda, zor durumdayım. Serbest bırakılmamı, adli kontrolünde kaldırılmasını istiyorum."
7AylıkHamile Tutuklandı