Deniz Zeyrek'ten Mehmet Şimşek'e:
"Onu izlerken öfkemden çıldırdım."
"Yabancılara, 'Türkiye'ye gelin, 20 sene vergisiz para kazanın' diyor."
"20 sene ne demek ya?"
"Sen burada 3 sene varsın, yoksun..."
"2028'deki seçimi kazanamazsan gideceksin."
"İngiliz vatandaşısın, İngiltere'de yaşamaya devam edeceksin."
"Benim adıma yabancılara 20 yıl vergisiz para kazanma hakkını sana kim veriyor?"
Düşünsenize birileri denizimize 15 bin metrekare genişliğinde ağ atıp milyonlarca canlınının ölümüne neden oluyor ve kimsenin ruhu duymuyor.
Bu küçük bir sandalla vs yapılacak bir iş değil, avcılık falan da değil; umarım yapanlar bulunur, hesap verir.
Bugün Ödemiş’te yaşanan olayın ardından boğazım düğümlendi.
Bir kapının önüne bırakılan poşetin içinden yeni doğmuş bir bebek çıktı. Ama beni en çok etkileyen şeylerden biri, mahalledeki köpeklerin sabaha kadar o kapının önünden ayrılmaması oldu.
Sabah olay yerine gelen muhtar da, gönüllü arkadaşımız da bunu görünce gözyaşlarını tutamadı. Çünkü bir tarafta daha hayata yeni başlamış bir bebeği kaderine terk eden insanlar vardı, diğer tarafta ise gece boyunca onun başından ayrılmayan, yıllardır “tehlikeli” diye hedef gösterilen sokakta yaşayan çocuklar…
Bazen bazı görüntüler insanın içine oturuyor.
Sonra dönüp o çocuklara canavar diyorlar.
Bugün Ödemiş’te bir kez daha gördük ki merhametin, vicdanın ve yaşamı koruma içgüdüsünün türü yok. İnsanlığı bize yine sokakta yaşam mücadelesi veren dostlarımız hatırlattı.
#İyilikKazanacak
https://t.co/21kKeEPZF7
Hayvan severleri dünya görüşlerine göre sakın yargılamayın..
Bu ülkede Hakkını ehliyle yapan, tek suçu Allahın yarattıklarına merhamet etmek olan cami imamları sürgün yedi..
Bu kötüleri sakın unutmayın..
AZGIN GÜRUHU DEŞİFRE EDİYORUZ❗️
🚨 OKUYUN, RT’LEYİN!
Ulusal Güvenlik Uzmanı Umut Metehan Avcı, azgın güruhu deşifre etti:
Mesele hiçbir zamani, “sokak hayvanları” olmadı.
Bu; organize dijital nefretin, algı operasyonlarının, toplumsal vicdanı çökertme çabasının ve milli güvenliği ilgilendiren karanlık bir yapılanmanın meselesidir.
🐾 Hayvana şiddeti normalleştiren akıl, insana şiddeti de normalleştiriyor.
⚠️ “Vurun, öldürün, zehirleyin” dili sıradan bir öfke değil; toplumu çürütme projesi.
🇹🇷 Merhameti hedef alanlar, aslında Türkiye’nin toplumsal bağışıklığını hedef alıyor.
Tespitler tokat gibi! 👇
İçişleri Bakanlığı’nı ve Adalet Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz.
Bu nefret ağları, organize hesaplar, kışkırtıcı yayınlar ve şiddeti teşvik eden dijital yapılanmalar tek tek incelenmelidir.
Link: https://t.co/VZeeh5zjVW
@mustafaciftcitr@TC_icisleri@abakingurlek@adalet_bakanlik@RTErdogan@tcbestepe@Akparti@ankaracbs@istanbulcbs@ikalin1@dmmiletisim@iletisim@burhanduran@EmniyetGM@jandarma@TEMDairesi@SiberayEGM@SiberDB
#MerhametKazanacak
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
#MilliGüvenlik
23 NİSAN 1920
Bazı mebusların zor şartlar nedeniyle geri dönmeyi düşündüğü haberleri yayılınca Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıktı ve tarihe geçen şu konuşmayı yaptı:
"İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler.
Ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim.
Hatta hepiniz gidebilirsiniz.
Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, bu şekilde Elmadağına çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim.
Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim.”
Emperyalizme teslim olmayı reddetmiş bir toplumun, yurdun dört bir yanında yapılan yerel kongrelerden bölgesele, bölgeselden ulusala tırmanan bir sürecin sonunda oluşan Meclisi, tüm mazlum toplumların umuduydu. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emeği geçenlere saygıyla…
Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başında olduğu dönemde eleştiren ve gerçekleri yazıp anlatan çok çok az sayıdaki gazeteci medyada yıllarca yok farz edilip hakaretlere uğrarken, KK ile fotoğraflar çektirerek paylaşanlar ve sürekli överek reklamını yapanlar, şimdi yine ekranlarda yorum yapıyor ve KK’yı eleştiri topuna tutuyor.
Fazlasıyla geç olmadı mı! Ülke bu hale geldikten sonra “Meğer böyle biriymiş!” demek gazetecilik mi? Mürit gibi gazeteci olur mu?
Bu yıkımda hepsinin sorumluluğu var.
TÜM DÜNYANIN YÜREĞİNİ ISITAN GÖRÜNTÜLER
Rize'de bir züccaciye dükkanının daimi misafiri kedinin dükkan sahibi Ferhat Hayat'a sarıldığı anlar tüm dünyada viral oldu
"Hollanda'dan yazı hazırlamak isteyenler oldu, İsviçre'den arayıp 'Bir kedi nasıl böyle davranabiliyor?' diye soranlar bile var"
@konseytr Bence askeri karakollara, taşradaki şantiyelere veya devletin şehir içindeki depo vb.yerlerine bekçi köpeği olarak sahiplendirilebilir köpekler. Barınaklardaki yığılmaların da önüne geçilmiş olur. Arama kurtarmaya uygun olan cinsler arama kurtarma için eğitilebilir.
İstanbul Aydın Üniversitesi tarafından 4. kez düzenlenen Uluslararası İletişim, Dijitalleşme ve Toplum Sempozyumu’nda (ICDS) sunulan bir araştırma, sosyal medya manipülasyonunun boyutunu gözler önüne serdi.
Dr. Öğr. Üyesi Burak Gökalp ve akademisyenlerden oluşan araştırma ekibi tarafından X (Twitter) platformunda yapılan çalışmada; “sokak”, “hayvan”, “başıboş”, “sahipsiz”, “köpek”, “kısırlaştır” ve “itlaf” gibi kelimeleri içeren paylaşımlar analiz edildi.
Araştırmanın sonuçlarına göre, hayvansever taraftaki en etkili 18 hesabın tamamı organik kullanıcı profillerinden oluşurken; karşıt görüşteki en etkili 18 hesabın tamamının trol hesap olduğu tespit edildi.
Araştırmacılar, manipülatif dijital aktörlerin yalnızca tartışmalara “gürültü” eklemediğini, aynı zamanda karşıt kampın dijital liderliğini tamamen ele geçirdiğini belirtti.
Kaynak: Artuklu Haber
Hep söylüyorum şu hayvanların ahını almayın diye.Sanıyorum bir ailesi var bir baba için işsiz kalmak, çocuğunun istediği bir şeyi alamamak çok zordur.Ah almayın,Daha ne diyelim.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan:
“Şunu söylemek zorundayım, başka devletlerle, fonlarla, sermaye gruplarıyla ilişkili bir sol zaten sol değildir. Öte yandan, bunca yoksulluk varken, toplumsal adaletsizlik zirve yapmışken komünizme karşı söyleyebilecekleri bir tek ‘kökü dışarıda’ suçlamasıdır. İliklerine kadar Amerikancı, NATO’cu, piyasacı bir toplumsal sistemin savunucularının ağzında bu suçlama garip dursa da, ellerinde başka hiçbir şey yok.”
“Yaşadığın ülkeyle, onun sembolleriyle, değerleriyle kavga ederek devrimcilik olur mu? Bunun enternasyonalizmle ilişkisi yok. Sosyalizmin evrenselliği, her ülkede o toprağın bize sunduğu enerji kaynaklarıyla hareket etme yükümlülülüğünü ortadan kaldırmıyor. Hep söylediğim gibi, sevmediğiniz bir şeyi değiştiremezsiniz. Biz bu ülkeyi çok sevdiğimiz için değiştirmek istiyoruz ve değiştireceğimiz için çok seviyoruz. 1919-1924 arası bu toprakların en devrimci dönemidir. Bu döneme at gözlükleriyle bakamayız, fetişleştiremeyiz ama onunla bağımızı güçlendirmediğimiz taktirde köksüzleşiriz. O bayrağın NATO’culara, Amerikancılara, tarikat-holding düzeninin uşaklarına teslim edilmesi kadar büyük bir hata olamaz. Bu yalnız Türkiye için değil. Her ülkede devrimciler, ülkelerinin gelişkin değerleriyle ilişkilenmek durumundalar.”
https://t.co/MkhkQM3voF