@ahmetyilmazmtp Ahmet Abi, beni tanımazsın etmezsin, ama seni çok severim, eski şarkılarını ezbere bilirim. Burda seni çok tanımayanlar yorumlarda zırlamışlar. Yolun açık olsun. Sen bu vatanın 30 kupona alınmadığını anlatan, turan düşlerin ne olduğunu bilen adam gibi adamsın.
@bilal_kures Gs karşı ilk maçta rotasyonlu kadro ile ilk yarıda neler yapabileceğimizi görmüştük. Rotasyonsuz kadro da bu şekilde bir oyun kabul edilemez. Maçın önemini bilen camia kadar futbolcu ve td bu maça hazırlanmadığını düşünüyorum, hoca,oyun olarak altta kalmadık demesi çok saçma.
@trapezoynta61 takıma ruh gelmiş, ileride pres yapmaya çalışıyor defansta uzun topla seri çıkmaya çalışıyor yorum yapanlara katılamıyorum, bbence ışık var
@61saat Arif Abi, sen bir ev sahibi takımın, rakip takım hocasına iltifatt edip sevgi gösterisi yaptığını hangi spor dalında gördün de Trabzon taraftarından amiyane tabirle yumuşaklık bekliyorsun ki ? Trabzon deplasmanı cehennem gibi derlerdi , bu iyi birşey diye biliyorum değil mi ?
@61saat Hayrettin Abi, benimde Beşiktaşlı olan ve çok ama çok sevdiğim Dostlarım var, hatta aramızda tatlı muhabbetler de olur, onlarda Trabzonspor’a saygı https://t.co/GCgnoLE01Fçen alabalığa gittik hatta 2 siyle, derede derin bi yer aramadık, sı�� da vardı balık. ve inna ileyhi raciun.
Biz kendi çocuklarımız kadar bu fotoğraftaki çocuğun da geleceğini düşündük... istedik ki hiçbir çocuk aç yatmasın, babalar intihar etmesin, genç kızlar onlyfans açıp kendini, pazarlamak zorunda kalmasın, sevdiği insanla paylaşacağı güzelliğini üç beş kuruşa satmasın, 80 yaşındaki teyzeler pazar bitiminde çürük domates toplamasın, tarikat yurtlarında çocuklara tecavüz edilmesin, kadınları yolda Afganlar taciz etmesin. Ama olmadı. Biliyorum bu kelimeler siyasi tercihinizi değiştirmeyecek, biliyorum siyasetin sol kanadına da oynasanız bu görüntü yine değişmeyecek ama şunu da biliyorum ki Slovakya gibi, Macaristan gibi topraklarından su dışında bir şey çıkmayan ülkelerde bile belirli bir refah sağlanabiliyorsa, çevresi bizden daha büyük düşmanlarla çevrili ülkeler refahı yakalayabiliyorsa bizler de yapabiliriz. Her şeyin sokaklarda olmasını kabul edebilirim. Başıboş göçmen, köpek, çöp ama çocuklar sokakta olmamalı. Sokakta büyüyen bir Türk çocuğu şu afişle yan yana gelmemeli. Afişlerde meydana getirdiğimiz sanal şefkati sosyal adalette yansıtamazsak mutluluk sadece propaganda resimlerinde, devletin kucaklayıcı gücü ise ordunun hangarlarında kalır. Silahlarımızı üretmemiz, milli savunma sanayimiz elbette çok güzel ve onur duyuyorum. Bundan onur duymayanın kanından da ruhundan da şüphe ederim. Sonuna kadar da destekliyorum. Ama bunları inşa ederken bu çocukların kaderlerinden çalmadan yapabilmeliyiz. 1991 yılında resmen yıkıldığı sırada Sovyetlerin hangarında geliştirme aşamasında 300'den fazla çeşit hava aracı, suda giden suikast yunus denizaltıları ve envai çeşit envanter vardı. Bu envanterin hiçbiri Sovyetlerin yaşamasını sağlamadı. Geriye boş bir kasa ve hikayesini bitirmiş bir imparatorluk kaldı. Sovyet halkları 1990'larda çevre ülkelere bavul ticareti ile giderken eski onurlu ve büyük günlerini de geride bırakarak gittiler... Kızılordu madalyonları Beyazıt'ta bir günlük harçlığımla alabileceğim kadar ucuzdu. Türkiye'ye gelen kimi göçmenler altın dişlerini satıyordu. Kimileri profesör, kimileri edebiyatçı ve kimileri de ev hanımı olan o insanlar bu topraklara bir ümitle geldiler ve bize bir ibret olarak Allah onları gösterdi. Gençliğimin en enerjik günlerinde üniversite binamın karşısında onların o koskoca bavulları taşımasını izledim. Mesleği fahişelik olmadığı apaçık belli olan o kadınların utanarak yere bakan gözlerle tramvay yolu kenarında müşteri beklemesini izledim. Kimisi bavulu tükenene dek malını, kimisi bedeni tükenene dek etini sattı... Birçoğumuz onlara "nataşa" dedi. Ahlaksızca kullanılan bu kelimeyle bir terbiyesiz tarafından şarkılar bile yapıldı bu ülkede. Hiçbir tekke, tarikat ve hiçbir zengin o insanlara sahip çıkmadı. Cami cemaatleri gavur da olsa o insanlara sahip çıkıp onları Türklükle kucaklamadı. 1300'lerde Balkanlarda zulümden, fukaralıktan kurtardığımız, kapılarına dervişlerle kumanya bıraktığımız, gavur da olsa şefkati ve Türkün diriltici nefesini verdiğimiz insanları "nataşa yataşağa" diye aşağıladık... Türklüğün adı kaldı. İçi zaten uzun süredir bomboştu.
Şimdi ise sadece silahlara bakarak silahından başka hiçbir şeyi olmayan Sovyetler gibi wargasm ile daha fazla yükselemeyiz. Fazlasını da başarabiliriz. Türk dendiğinde akla artık refah da gelmeli, estetik, temiz şehirler de gelmeli. Bolluk gelmeli, liyakat gelmeli, barış gelmeli. Türk, elini değdirdiği taşı sanat eserine, bastığı çöl ve bozkırı cennete, dokunduğu yetimi öğretmene, alime çevirebilmeli. Aşağıdaki yavrucaklarla dolu bir şehirde yaşayıp bir kere onları satırlarına taşımamış olan ve hala milliyetçiyim diyebilenler darılmasın ama ben burada düz konuşuyorum. Bu görüntü devam ettiği sürece yurt dışına kaçıp Türkiye'nin aleyhine çalışan ve bu toprakların kustuğu her düşmanın eline silahı biz veriyoruz. Seçimde ne yaparsanız yapın ama şu görüntüler bitsin. Çocuğumu bakkala bile göndermeyen ben, 3-5 lira kazanması için onu onca tehdidin, tacizcinin, trafik kazası ihtimalinin, hayvan ısırmasının önüne atabilen bir aileyi de sorguluyorum. Ama buna izin veren ülkeyi ve kurallarını daha fazla sorguluyorum. Çünkü devlet, anadan fazla ana olmasa da babadan fazla baba olmalıdır. Benim gibi düz konuşup sorgulayanlara tepki verenleri, beni sözüm ona mimleyip "muhalif bu" diyenleri görmüyor muyum? Görüyorum. Peki takıyor muyum? Hiç takmıyorum. Çünkü milli hislerle konuşan kimsenin Allah'tan ve esir ülke olmaktan başka korkusu yoktur.
Milletlerin bayrakları düşmeden önce ahlak düşer, liyakat düşer, sosyal adalet düşer. Bayrak aslında en son düşendir. Siz sanırsınız ki bayrak düşünce ülkeler düşüyor... hayır. Milleti sokaklara düşmüşse bayrak düşmüş gibi önemsemeniz gerekir. Çünkü her çocuk bir bayraktır. Çünkü her çocuk gelecekte ülkesini ve kültürünü emanet olarak taşıyacak bir vatansever adayıdır. O bayraklar düşmemeli.
Selam (barış, huzur demektir)
Selam ve sevgi üzerinize olsun.