Hulusi Kentmen Aslında Kimdi? "1933 yılı, Kasımpaşa Askeri Hastanesi..."
İyot ve rutubet kokan bir koğuşta 21 yaşında gencecik bir astsubay yatıyor.
Dumlupınar Denizaltısı’nın güvertesinde rüzgâr yemiş, denize sevdalanmış bir çocuk. Ama şimdi başı önünde. Çünkü eline tutuşturulan raporda "tüberküloz" yazıyor.
Ordudan atılacak. Sivil hayatta ne yapar, nasıl yaşar, bilmiyor. Üniformasına son kez bakıp yutkunmuş.
O çaresizlikle, hiç umudu olmadan bir mektup karalamış.
"Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yüksek huzurlarına..." diye başlamış. Yanlış teşhis konduğunu, tek hayalinin denizlerde kalmak olduğunu yazmış.
Göndermiş ama kim takar Kasımpaşalı bir astsubayı...
Bir sabah koğuşun kapısı açılmış.
Görevli askerin sesi titremiş:
"Atatürk'ün doktoru geldi... Sizi görmek istiyor."
...
O muayene sonrası teşhis "ağır soğuk algınlığı" olarak düzeltilmiş.
Şimdi düşününce insanın içine oturuyor.
Bir devlet, en tepedeki adamına kadar, kendi halinde bir astsubayının derdiyle dertlenmiş.
O genç astsubay, o gün kurtardığı üniformasını 28 yıl boyunca şerefle taşıdı.
Ama asıl ağır olanı başkaydı.
1938'in o soğuk Kasım gününde, Ata'nın cenazesini İstanbul'dan İzmit'e taşıyan Yavuz zırhlısının güvertesinde, Ata'sına son selamı duran o gözü yaşlı askerlerden biri de oydu.
Hayatını kurtaran o şefkate, denizlerin ortasında ağlayarak veda etmişti.
Biz onu yıllarca o tatlı sert fabrikatör, Yeşilçam'ın babacan çınarı Hulusi Kentmen olarak bildik.
Gülüşüyle içimizi ısıttı.
Yani... bazı adamların o bitmez tükenmez şefkati, aslında nereden aldıkları belli oluyor.
Mekanı ucmak olsun Bahriyeli Hulusi. Bu ülke sizi hiç unutmadı.