🔵 Ayşe Kulin:
▪️"'İsraf giren eve bereket girmez.' Bu laf benim kalbime işlemiş ben israf yapamam."
▪️"Markaya para vermiyorum prensip olarak. Markaya para vereceksem eğer kendi ülkemin markaları var."
▪️"'Cimri' diyor bana çoçuklarım alakası yok çünkü ben bir adamın baş harflerine vereceğim parayla çok daha hayırlı işler yapabilirim."
▪️"Bir çantayı ben kimliğimi ispat etmek için kolumda taşımak zorunda değilim."
1990’ların sonuna doğru AB İLERLEME RAPORU bayağı ciddiye alınır geç saatlerde sayfa yıkılır, gazetenin gece baskısına yetiştirilirdi.
Şimdi bir Türkiye’ye bakıyorum bir çürümüş Avrupa’ya bakıyorum, bir rapora bakıyorum, bir raporu yazan ve ‘Türkiye raportörü olmak sinir bozucu bir iş’ diyen Nacho Sanchez Amor’a bakıyorum, bir de ciddiye alıp Türkiye’ye ayar vermeye kalkan etki ajanlarına bakıyorum; hepsine birden s..tir çekiyorum.
Ya da İngilizce F..k you ya da Almanca F..k dich diyorum.
Çünkü fiziksel arkeolojinin sunduğu delillerle kurulan insanlık tarihi doğru değil. 2 bin yıl önce kilden eğri büğrü kap kaçak yapanlar bin yıl sonra birdenbire böyle taş işçiliğine seviyesine zıplamadı. İnsanoğlu tarihi yok olma (extinction) olaylarıyla dolu. Biz sadece birini biliyoruz; Nuh’un Tufanı. Son 300 bin yılda en az 6 yok olma olayı yaşandı. Yenileri de yaşanacak ve her seferinde alet edevat olarak sıfırdan başlayacağız ama hafızamızda geçmiş sanatkârlıkların izleri var.
Emekli Tümgeneral Mehmet Okkan:
▪️Fırat Kalkanı Harekâtı'nın planlayıcısı benim. Olayların gidişatını bizatihi yaşamış biriyim.
▪️İsrail gibi soykırımcı bir gücün yaptığı gibi yapacak olsaydık orada taş üstünde taş kalmazdı. Öyle bir şey yapmayız. Tarihimizde böyle bir leke yoktur.
▪️Biz kim olursa olsun, düşmanımız bile olsa ona insan olarak bakarız. Düşman da olsa insandır. Teslim olana, herhangi bir şekilde silah taşımayana düşman gözüyle bakmayız.
▪️Biz Fırat Kalkanı'nda şunu yaptık: Bağrımıza dayalı hançerin kalbimize yönelmesine mani olarak o hançeri oradan aldık, sahibine sapladık.
▪️NATO veya Amerika veya her kim ise... Bize hiç kimse bir şey dikte edemez. Bize herhangi bir düzen dikte edemez.
↘️
https://t.co/w270qAyfz0
Emekli vekil neden business class uçuyor ? Devlete yazık değil mi ? Emekli milletvekillerine tanınan ayrıcalıklar tartışılmaya devam ediyor. Daha önce emekli milletvekillerinin çocukları, gelinleri ve damatlarının VIP hizmetlerinden yararlanmasının doğru olmadığını ifade etmiştim. Şimdi ise yurt dışı seyahatlerinde ekonomi sınıfı biletiyle uçmaları gerekirken business class yani ayrıcalıklı sınıfa yükseltiliyorlar.
Kamu kaynaklarının verimli kullanılması gereken bir dönemde, görevde olmayan kişilere bu tür ayrıcalıkların sürdürülmesi kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Business sınıfta ayrılan bir koltuk, normal şartlarda ücret ödeyerek seyahat edecek bir yolcuya satılabilir ve havayolu şirketine gelir sağlayabilir.
Ayrıcalıklar görev süresiyle sınırlı olmalı; emeklilik sonrasında kamuya ek maliyet oluşturan uygulamalar gözden geçirilmelidir. Eşitlik ve adalet duygusunu güçlendirmek için VIP ve business sınıfı gibi imtiyazların kapsamı yeniden değerlendirilmelidir. #SONDAKİKA
Benim de takından takip ettiğim İsrailli ünlü gazeteci G.Levy, 5-10 ay içinde İsrail’in hayatta kalma mücadelesi vermeye başlayacağını ve durumun hiç te iyi görünmediğini söylüyor.
Ahmet Yasin’in dediklerine inanmayanlar umarım Levy’nin dediklerine inanır!
🔴 Türkiye'nin yapay zeka vizyonunu konuşuyoruz. 🧠
🔴 We are discussing Türkiye’s vision for artificial intelligence. 🧠
📺 Canlı Yayın | Live Broadcast: https://t.co/5YGCqHwack
Yapay zeka, makine ve makine insanların çağında onurlu bir varoluşun yol haritası…
A roadmap for dignified existence in the age of artificial intelligence, machines, and machine-humans…
🎙 Konuşmanın Tamamı | Full Speech: https://t.co/xIEiLDvZaU
🇹🇷 Selçuk Bayraktar:
"Arka planda çalışan yapay zeka; nörolojik zaaflarımızı analiz ederek, dopamin salgımızı tetikleyerek bizi o ekranda on saniye daha fazla tutacak öfke, hedonizm ve korku temelli içerikleri optimize ediyor. Baktıkça bizi daha fazla çekiyor, içine çekildikçe de daha fazla bakıyorsunuz. Bu bağımlılık sinsi bir şekilde insanı sağlığından, akli melekelerinden ve en önemlisi hürriyetinden koparıyor. İnsanın irade göstermesine, bir insan olarak asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesine engel oluyor ve nihayetinde zayıf düşürüyor.
Öyle bir çağdayız ki insan ile makine arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden de bahsetmiyorum; insanların da hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Ruhsuz bir rasyonelizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız.
Makine insanlar için inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur; onlar için acı, hasret, keder de yoktur. Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine "Neden?" diye sormaz. Makineler ve makine insanlar için sonsuz döngüler, programlı kısır görevler, manayı yitirmiş karanlık ve en nihayetinde ise kaçınılmaz yok oluş ve mutlak yıkım vardır.
İnancımızın tarifiyle insan, yaratılmışların en şereflisidir; eşref-i mahlukattır. Bizim medeniyetimiz de gönül medeniyetidir. Gönlü olmayan, merhameti ve sevgisi olmayan sentetik insanın elindeki teknoloji, ancak bir imha aracına dönüşür. Zira bizim gayemiz; insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir."
@Selcuk@BaykarTech
Daha giriş kısmını okurken kafamda şu çaktı:
"Bundan AB de zarar görecek."
Gerçeklerden kopuk, maliyetleri göz ardı eden ve stratejik derinlikten yoksun kararlar Avrupa'nın kronik hastalığı haline geldi.
Yıllarca kurdukları entegre üretim ağlarını şimdi kendi elleriyle zayıflatmaya girişmişler sanki.
Tarih benzer örneklerle dolu. Bu tür korumacı refleksler tarihte pek iyi sonuçlar vermedi. Büyük Buhran sonrasında da ticaret duvarları yükseldikçe ekonomik sorunlar daha da derinleşmişti.
Avrupa'nın bugün zarardan dönmeye çalışırken aldığı kararların hem kendisine hem de Türkiye gibi yakın üretim ortaklarına büyük zararlar verme riski bulunuyor.
Bize düşen, Avrupa'daki bu dönüşümü geçici bir kriz olarak görmemek, bunun yerine yeni bir jeoekonomik yeniden yapılanma olarak görmek.
Türkiye maliyet, kalite, lojistik yakınlık ve sanayi entegrasyonu gibi avantajlarını kalıcı pazarlık gücüne çevirebilirse, ortaya çıkacak boşluklardan en fazla yararlanan aktörlerden biri olabilir.
Yunan tarihinde Osmanlı/Türkiye hattına yönelik üç büyük hesap hatası ve kırılma noktası var ve zannediyorum şu an dördüncüsü yaşanıyor. Bu üç kırılmada da Yunan karar vericileri dış destek beklentisini fazla büyüttü. Başka aktörlere çok fazla güvenildi. Bugünkü tabloda da durum çok farklı görünmüyor.
Birincisi 1897 Savaşı’dır. Yunanlar bu savaşa Ατυχής πόλεμος, yani “talihsiz/uğursuz/bahtsız savaş”, yahut Μαύρο ’97, yani “Kara 97” derler. Zira Yunanistan, Girit meselesi üzerinden Osmanlı’yla savaşa girmiş fakat Teselya cephesinde ağır yenilgiye uğramıştır. Osmanlı ordusu Teselya’nın önemli kısmını işgal ederek Domokos hattına kadar ilerlemiş ve Atina yolu fiilen açılmıştır. Bu aşamada Büyük Güçlerin müdahalesiyle savaş durdurulmuş ve Osmanlı sahada kazanmasına rağmen Girit meselesinde stratejik sonucu engelleyememiştir. 1898’de Girit, Osmanlı hükümranlığı altında özerk hâle gelmiş, fiilen Osmanlı idaresinden kopmuş, 1913’te ise Yunanistan’a katılmıştır.
Bu süreçte Yunanistan askerî mağlubiyet yaşasa da hedeflediği sonuca, yani Girit’in özerkliğine yaklaşmış ve doğrudan toprak kaybetmemiştir. Bu nedenle 1897 yenilgisi Yunanistan’da 1922 veya 1974 ölçüsünde büyük bir iç hesaplaşmaya dönüşmemiştir.
İkinci ve çok daha büyük kırılma 1919-1922 Anadolu Seferi’dir. Yunanistan, Sevr sonrasında İzmir ve Batı Anadolu’daki varlığını kalıcılaştırabileceğini, hatta Megali İdea’nın Anadolu ayağını gerçekleştirebileceğini düşündü. Fakat herkesin bildiği üzere Yunan ordusunun Anadolu içlerine ilerleyişi Sakarya’da durduruldu ve 1922 Büyük Taarruzu sonrasında ise Yunan kuvvetleri Anadolu’dan tamamen çıkarıldı. Yunanlar buna Μικρασιατική Καταστροφή yani “Küçük Asya Felaketi” diyorlar.
Felaketin ardından “Altılar Davası” dedikleri hadise yaşandı. Eski başbakanlar Dimitrios Gounaris, Petros Protopapadakis ve Nikolaos Stratos; Dışişleri Bakanı Georgios Baltatzis; Harbiye/Askerî İşler Bakanı Nikolaos Theotokis ve Küçük Asya Harekâtı’nın son Başkomutanı Korgeneral Georgios Hatzianestis idama mahkûm edilerek kurşuna dizildi. Böylece Anadolu hesabı askerî yenilginin ötesine geçti ve Yunan iç siyasetinde kanlı bir hesaplaşmayla sonuçlandı. Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin 2010’da Altılar Davası mahkûmiyetlerini hukuken bozması da bu yargılamanın adaleti üzerindeki tartışmanın hâlen sürdüğünü göstermektedir.
Anadolu yenilgisi, Yunanistan’da uzun süreli bir rejim ve hükümet krizini de tetikledi. 1922-1936 arasında başbakanlar, kısa ömürlü kabineler, askerî müdahaleler, cumhuriyet-monarşi gerilimi ve darbeler birbirini izledi. Bazı çalışmalarda bu dönem için “26 büyük kabine değişikliği”nden söz edilir. Bu nedenle 1922, Yunanistan’da hem Megali İdea’nın Anadolu ayağını kapatan hem de iç siyasal düzeni uzun süre istikrarsızlaştıran kurucu bir travmaya dönüştü.
Üçüncü büyük kırılma 1974 Kıbrıs darbesi ve onu izleyen Türk müdahalesidir. Bu defa mesele Türkiye’ye karşı doğrudan başlatılmış bir savaş değil, Türkiye���nin müdahalesine zemin hazırlayan yanlış bir enosis hesabıydı. Yunan cuntasının fiilî lideri ve Askerî Polis şefi Tuğgeneral Dimitrios Ioannidis, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos III. Makarios’u devirmeye yöneldi. 15 Temmuz 1974’te ana karadan gelen Yunan subaylarının yönlendirdiği Kıbrıs Millî Muhafızları darbe yaptı. Makarios öldürülmek istendi ancak kaçmayı başardı. Darbe sonrasında eski EOKA mensubu, gazeteci ve milletvekili Nikos Sampson cumhurbaşkanı ilan edildi.
Bu hamle, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama anlamına gelen enosis çizgisini fiilen açtığı için Türkiye açısından müdahale gerekçesini güçlendirdi. Beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Türkiye adaya asker çıkardı. Harekât, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’nın çöküşüne sebep oldu. Ioannidis ve diğer cunta mensupları 1975’te yargılandı ve Ioannidis müebbet hapse mahkûm edildi. Kıbrıs’ta ise darbenin vitrin ismi Nikos Sampson 1976’da 20 yıl hapis cezası aldı.
Bugün geldiğimiz noktada tekrar bir hesap hatası yapıldığı kanaatindeyim. Yunan karar vericileri kendilerini sürekli olarak Türkiye aleyhine alan genişleten, Türkiye’yi denizden kuşatmaya çalışan ve Türkiye’yi boğarak stratejik kazanım elde edebileceğini düşünen bir pozisyona yerleştirdikçe, Ankara’nın güvenlik reflekslerini hafife alıyorlar. Oysa Yunanistan’ın tarihsel tecrübesi, Türkiye’nin yaşamsal gördüğü alanlarda baskı ve çevreleme siyasetinin Atina’ya kalıcı üstünlük değil, çoğu zaman ağır bir stratejik geri tepme ürettiğini göstermekte.
Böyle bir geri tepmenin yaşanması, ki umarım işler bu noktaya gelmez, Yunanistan’da yeniden ağır bir siyasi ve hukuki hesaplaşma doğurabilir. Böyle bir tabloda Dendias başta olmak üzere bugünkü güvenlik ve savunma karar alıcılarının Yunan kamuoyu önünde hesap vermek zorunda kalması şaşırtıcı olmaz. Çünkü ne Fransa’yla kurulan savunma ilişkileri ne İsrail’le yakınlaşma ne de eldeki birkaç modern uçak; coğrafi derinlik, demografik ölçek ve millî savunma sanayii kapasitesi eksikliğinden doğan yapısal dezavantajları tek başına ortadan kaldırabilir. Atina'da yazan çizen bazı isimler çoğu zaman Rusya-Ukrayna örneğine bakıyor. Türkleri tıpkı Ukrayna'nın Ruslara yaptığı gibi durdurabileceğini düşünüyor. Batı ve İsrail desteğinin de sürekli olacağını sanıyorlar. Oysa bakılması gereken örnek bu değil. Mesela İran-ABD hattı gibi dosyalar daha gerçek şeyler söylüyor. Zira coğrafi avantajın, demografinin ve stratejik dayanıklılığın askerî denklemde ne kadar belirleyici olabileceğini daha açık biçimde göstermekte.
Keşke bütün bu hesaplamalar ve üçüncü aktörlere güvenip atılan adımlar yerine karşılıklı iş birliği arayışında olunsa ve biz bunları hiç konuşmuyor olsak.
“I looked at my son and I saw that his head had been blown up and then I started to scream.”
Dania Abu Haykal is still in the hospital with a bullet fragment lodged near her aorta. She couldn’t attend her baby’s funeral.
Israel calls this self-defense.
CTech, yüksek hızlı ve düşük görünürlüklü hava platformları için geliştirilen faz dizilimli uydu haberleşme anteni SkyARX E-Ku'yu tanıttı.
@CTechBilisim
İsrail basınında dikkat çeken yorum:
👉🏻 Türkiye ile Suudi Arabistan arasında inşa edilmesi planlanan tren hattının güzergâhında tek bir İsrail şehri bile yok.
👉🏻 Suudi Arabistan, ulaşım koridoru için bir dönem İsrail’e yaklaşmıştı ancak tercihini Türkiye ile anlaşmaktan yana kullandı.”
👉🏻 İsrail, ��ran’ın nükleer altyapısını hedef alırken ve çok cepheli savaş yürütürken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı dönemi bölgesel krizi stratejik kazanca dönüştürmek için kullandı
Yediot Ahronot gazetesinin internet sayfasında çıkan yazının tamamı: https://t.co/L028xlsufm
2026'da Testleri tamamlanan sistemler için yüksek adetli seri üretim dönemi başladı.
HAVA SOJ (Hava Konuşlu Uzaktan Elektronik Destek/Elektronik Taarruz Sistemi)
Tayfun Blok4 hipersonik füzesi seri üretimi
ASELFLIR-600 Elektro-Optik Sensör Sistemi
HÜRJET Jet Eğitim ve Hafif Taarruz Uçağı 10+ teslimat
Bayraktar KIZILELMA 10+ teslimat.
GÖKDOĞAN (görüş ötesi) ve BOZDOĞAN (görüş içi) füzelerinin seri üretim modellerinin 2026'da tüm hava platformlarına tam entegre olarak kullanılması öngörülüyor.
SOM füzesi.
ANKA 3, KIZILELMA ile HÜRJET ve Elektronik harp özel görev uçağı Hava SOJ envantere girecek. ASELFLIR-600 Gök Vatan”ın yeni kartal gözü olacak
GÖKBEY,2026'ya kadar Jandarma, Kara ve Hava Kuvvetleri, Emniyet ve Sahil Güvenlik'e toplam 20 adet teslim edilmesi hedeflenmektedir
Bayraktar TB3 ve TB3-D (Gemi Konuşlu İHA) 2026'da toplam 40 adet teslim edilmesi hedeflenmektedir
SİPER Block-2
HİSAR -O sekiz batarya teslimi
TUNA Milli Motorlu Araçlar VURAN ve KİRPİ
2026 yılında 11 adet ALTAY teslim edilecek.
2026'dan itibaren BMC Power tarafından geliştirilen yerli güç grubu kullanılacak.
Soğuk atom tabanlı sensörler, rubidyum atomik saat
Yapay zeka tabanlı RF almaç sistemleri ve termal koruma malzemeleri (KALKAN)
KORAL EH sistemi 3 adet envantere dahil edilmesi planlanıyor
TCG Murat Reis Denizaltısı
ULAQ İDA 20-40 adet 2026 yılında teslim edilmesi planlanıyor.
➡️ Suudi Arabistan'da Hz. Osman döneminden öncesine tarihlenen ve içlerinde Kur'an ayetlerinin de yer aldığı 1700'den fazla arkeolojik buluntu keşfedildi
➡️ Buluntular arasında Hz. Ömer’in adını taşıyan kaya yazıtı ve erken dönem İslami metinler de yer alıyor
➡️ Suudi Arabistan Miras Kurumu, keşiflerin İslam’ın ilk dönemlerine ve Arap Yarımadası’nın tarihsel mirasına ışık tuttuğunu açıkladı
@BirGun_Gazetesi Zorlama olmadığı ayan beyan ortada. Giden gider, istemeyen gitmez; size ne?
Eğer size göre namaz kılmak gericilikse, o hâlde neden Müslümansınız?
Yok eğer Müslüman değilseniz, İslam'ın şartlarına "gericilik" diyerek hakaret etme hakkını size kim verdi?
Sakarya'da otomobil sürücüsü Cumhuriyet Savcısı B.Y.Ç. ile minibüs şoförü S.K. arasında trafikte yaşanan tartışma, araç kamerasına yansıdı.
—Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, savcı ve minibüs şoförü hakkında adli işlem başlatıldığı açıklandı.
🇨🇦🇹🇷 Canadian Prime Minister Mark Carney describes Türkiye as a major regional power that spans from the Balkans through to the Middle East to the Caucasus and beyond, and a key NATO ally.
Carney confirms he will travel to Türkiye for next month���s NATO summit, adding that Ottawa is actively working to deepen bilateral ties and that he would also 'likely again' visit Türkiye later this year https://t.co/uMq9aZH1O7
Vatandaşlarımızın temel gıda ürünlerine adil, güvenli ve makul koşullarda ulaşabilmesi ile tüketici haklarının korunması, en hassas olduğumuz konuların başında gelmektedir. Adalet, İçişleri, Ticaret ile Hazine ve Maliye Bakanlıklarımız bu hedef doğrultusunda koordinasyon ve eşgüdüm içinde hareket etmektedir.
Beyaz et sektöründe piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açtığı değerlendirilen eylemlere yönelik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde 8 ilde eş zamanlı adli operasyon gerçekleştirilmiştir.
Milletimizin temel gıda tedarik zincirinin kesintiye uğramaması ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun, şeffaf ve denetlenebilir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla soruşturma kapsamındaki 13 şirkete denetim kayyımı atanmıştır.
Yürütülen soruşturma kapsamında; serbest rekabet ortamını ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirdiği değerlendirilen 32 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri uygulanmıştır.
Hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde; vatandaşlarımızın ekonomik haklarını zedeleyen, piyasa düzenini bozmaya teşebbüs eden ve haksız kazanç sağlamaya yönelik hiçbir usulsüzlüğe müsamaha gösterilmeyecektir.
Soruşturmayı titizlikle y��rüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve bu süreçteki değerli katkılarından ötürü Rekabet Kurumu, Piyasa Gözetimi ve Denetimi Genel Müdürlüğü ile MASAK yetkililerine teşekkür ediyorum.