Apple Music'e para ödemeyin, ESound kullanın.
Netflix'e para ödemeyin, Flixio kullanın.
Peacock'a para ödemeyin, GlitchTV'yi kullanın.
Hulu'ya para ödemeyin, ShowZone kullanın.
Disney'e para ödemeyin, Netmirror'ı kullanın.
Spotify'a para ödemeyin, Lyra'yı kullanın.
Prime Video'ya para ödemeyin, CineHub'ı kullanın.
Paramount+'a para ödemeyin, EpicFlix'i kullanın.
YouTube Premium'a para ödemeyin, Brave tarayıcısını kullanın.
HBO Max'e para ödemeyin, Moviebox kullanın.
Apple TV'ye para ödemeyin, Streamly kullanın.
(Kaybolmadan önce bunu kaydedin).
Mansur Yavaş’ın kızının banka kredisiyle aldığı daireyi diline dolayan Melih Gökçek’in kendi tapu listesi: say say bitmiyor.
Hırsıza hırsız olduğunu hatırlatmazsan tepene çıkar.
https://t.co/k64909RdQg
AKP Sözcüsü Ömer Çelik: "Kuşkusuz, İsrail Devleti ve İsrail halkı Türkiye'nin dostudur."
İsrailli yorumcu Edy Cohen'nin"Erdoğan olmasaydı bir litre benzinimiz olmazdı" deşifresini dijital linç çeteleriyle karartmaya çalışan AKP yalakaları,Ömer Çelik'in bu sözlerini ve Erdoğan'ın Amerika'da verdiği “İsrail devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır (2003)' garantisini ne çabuk unutmuşlar?
Ekranlarda, meydanlarda sahte kabadayılık taslayıp arkada Bakü-Ceyhan boru hattından İsrail’e günlük 700 varil petrol akıtanların ve Birleşmiş Milletler Comtrade verilerine göre İsrail’e en çok mal satan 5. ülke olanların kurumsal tiyatrosu, kendi resmî arşivlerinin patlamasıyla darmadağın olmuştur!
ÇILDIRMIŞSINIZ,
İNŞALLAH BAŞINIZA KARŞI OLUR…
Türkiye Cumhuriyetin kalbi olan TBMM’nin şimdiki Başkanı Numan Kurtulmuş gibi, isminin başında “Prof. Dr” unvanı bulunan birinin aşağıdaki sözleri, “Gazi Üniversitesi Akademik yılı açılışında, tüm basının önünde söyleyebilmesi için gerçekten çıldırmış olması gerekir.”
Anayasamızın 3’nci maddesi şunu emreder;
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı “İstiklal Marşı’dır.” Başkenti Ankara’dır…”
Anayasamızın bu emrinin aksine, siyasi ömrü zik zaklarla geçmiş bir siyasal İslamcı olan Numan Kurtulmuş’un sadece fikir belirtmesi bile ihanettir.
Değil Numan Kurtulmuş, ne CB Erdoğan ne onun ortağı Bahçeli, ne de DEM Partinin çirkin üsluplu Genel Başkanları bu konuda konuşamaz.
Konuşurlarsa ne mi olur? Anlatayım;
Türk Milletinin milyonlarca vatandaşı, Anayasamızın “BAŞLANGIÇ” kısmını bir daha okur ve gereğini yapar. En önde de bizler oluruz, evvelallah…
TBMM Başkanı ne dedi?
“Devletin ülkesi OLMAZ. Devletin Milleti OLMAZ. Anayasanın 3’ncü maddesi, ‘Milletin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da YENİ ANAYASA yapım sürecinde bertaraf edilmesi gereklidir.”
Sözün Özü; Anayasamızın değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir maddesin, TBMM Başkanı “Bertaraf edilmesi gereken” bir madde olarak görüyor! Görelim bakalım, kimler bertaraf olacak? Ağlamak yok ama…
HADİ Bİ TAKLA AT DA GÖREYİM!
(Eski Bakan İdris Naim Şahin, tam bir ayının ayağa kalmış halidir., Kendisini karşılayan garip bir vatandaşla dalga geçecek kadar zavallı biridir)
Adalet Bakanı Akın Gürlek; Devletin kendisine tahsis ettiği korumu aracı ile, suç örgütü elemanlarını taşıttığı, aracını suç örgütüne tahsis ettiği gerekçesiyle açılan soruşturma için şunları söyledi!
“Bakanımızın bunu yapmaması lazımdı! Kiralama yoluyla verdiğini söylüyor ama dosyadaki deliller, HTS kayıtları ve şahıs tanışıklıkları, söylediğiyle uyuşmuyor. Kendisi ifadeye çağrılacak ve geldiğinde kendisine sorulacaktır” dedi!
Ya cesur yürek Bakan! Hiç mi ders almayacaksınız? Şu fotoyu unuttun mu?
Zırhlı Mercedes’e binen abin Zekeriya ve Hizmet hareketinden ablan karşılıklı birbirlerine kartopu atıyorlar ve besleme basın da alkışlıyordu!
Nerde bunlar? İnsan içine çıkabiliyorlar mı? Biri çaldığı paralarıyla fare gibi saklanıyor, diğeri evinden dışarı çıkamıyor?
Siz ne yapıyorsunuz?
3 çocuk annesi bir Belediye Başkanını, sabaha karşı, evinden ters kelepçe ile aldırıyorsunuz. Tutuklatıyorsunuz. İddianamesini 1 yıla yakın zamandır yazdırmıyorsunuz, suçlu bulunsa bile derhal serbest bırakılması gereken bir kadını, 3 yavrusundan ayrı tutuyorsunuz…
Adaletin temeli güç karşısında eğilmemektir. Yetki kimin elinde diye bakmadan, herkese eşit olarak uygulamaktır. Var mı siz de o yürek?
Sağlık ve başarı dileklerimle 01 Eylül 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
THY, A Jet ve Pegasus Girne'de yaşanan gemi faciası sonrası Mersin-KKTC uçak bileti fiyatını 35.000 TL'ye kadar yükseltmiş!
Lan o fiyata Londra’ya gidilir!
Bunlar deprem zamanı da aynısını yapmıştı, bu fırsatçılara bir yaptırımınız olacak mı artık??
@a_uraloglu@UABakanligi
11 Yaşındaki Otizimli Esra Yücel. 3 Kişi Tarafından Kaçırıldı Sabaha kadar T*cavüze Uğradı, Dövüldü En Son Kanlar İçinde Kalınca "Öldü" Zannedip Bir Kenara Atmişlar, Arıcılar Esrayı Buldu. Deliller Toplandı Ve Dava Açıldı 3 Sanığın Avukatı Hakkari AKP İl Başkanıydı+
Türkiye, İsrail’e En Çok Mal Satan 5. Ülkedir!
Meydanlarda "ticareti kestik" diyerek mangalda kül bırakmayanların, yerli doğruları yazanları dijital linç çeteleriyle susturmaya yeltenenlerin sinsi tiyatrosu, bizzat Birleşmiş Milletler (UN) resmî kayıtlarına dayanan Al Jazeera tablosuyla dünya ölçeğinde ifşa olmuştur!
Türkiye, İsrail'e akan 2.8 milyar dolarlık devasa mal satışı hacmiyle küresel listede resmen 5. sıradadır!
Türkiye'de bu acı gerçekleri dile getiren insanları, şehit yakınlarını ve vatanseverleri kurumsal kalkanların arkasına saklanarak linç eden siyasi yalakalar, bizzat AKP'li Özlem Zengin'in TBMM tutanaklarındaki Bakü-Ceyhan Boru Hattı'ndan İsrail'e aktarılan günlük 700 bin varil petrolün herbir varili için 1.27 dolar aldığımız resmî itirafını vebu uluslararası BM belgesini de "istihbarat oyunu" diye geçiştirmeye gücünüz yetecek mi? Bu resmî tabloyu da tekzip edebilecek misiniz?
Bu hafta tıp alanında çok önemli 3 gelişme oldu:
1. Metastaz yapmış pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini uzatan ve ölüm riskini %60 azaltan Daraxonrasib onaylandı.
2. Agresif bir cilt kanseri olan melanom için geliştirilen mRNA kanser aşısının başarılı olduğu açıklandı
#İBBDavası'nda 2.Celse 8.gün
'Ben bana emanet edilmiş olanı korumaya çalıştım Sayın Başkan."
Şişli Belediye Başkanı #ResulEmrahŞahan tutukluluk incelemesi öncesi beyanda bulunuyor..
"Tutukluluğumun tam 17. ayı.
Dile kolay, 17 ay.
Sadece zaman geçmiyor. Çocuğundan, ailesinden, görevinden, kentinden uzak bir 17 ay geçti.
Başında hatırlatmak isterim; 19 Mart'ta Kent Uzlaşısı dosyasıyla tutuklandım.
Türkiye İttifakı siyaseti nedeniyle tutuklandım.
Sonra yedek bu tutuklamayla 13 aydır buradayım.
Halen görevimden, makamımdan uzaktayım..
17 aydır makamımızda da kayyım duruyor.
Halen seçilerek geldiğim başkanlık görevinde değilim.
Bugün bir kez daha tutukluk incelemesinde karşınızdayım.
Ben bugün burada size uzun hikayeler anlatmayacağım. İsnatlarla ilgili savunmalarımı yaptım.
Hakkımdaki isnatların tamamına ilk celsede kapsamlı cevaplar verdim.
Fakat bugün meseleyi mümkün olduğunca sadeleştirerek anlatacağım.
Ben bu dosyada 3 soruyla bakacağım bu dosyaya Sayın Başkan:
'Ben ne yaptım?', 'Yetkim neydi?' ve 'Bütün bunların karşılığında şahsen ne elde etmişim?'
3 soruyla bakacağım.
17 aydır hücremde kendime aynı soruları soruyorum ve cevabını arıyorum.
Ne kendim için bir para istemişim, ne kendim için bir menfaat talep etmişim, ne bir mülk, ne bir ayrıcalık, ne de görevimin dışına çıktım.
Ben bana emanet edilmiş olanı korumaya çalıştım Sayın Başkan.
İşçinin hakkını, kamunun malını, yurttaşın güvenliğini, görevimin gereğini yaptım.
O nedenle yapacağım savunmanın özü aslında çok basit
Sayın Başkan:
Ben işimi yaptım."
**Erol Mütercimler’in milletvekili emeklilikleriyle ilgili sözleri yeniden tartışma başlattı.**
Mütercimler, milletvekilliğinin bir meslek olmadığını, halk adına yürütülen geçici bir temsil görevi olduğunu savunarak milletvekillerine ayrıca emekli maaşı verilmesini eleştirdi.
Bu açıklamanın ardından sosyal medyada şu soru yeniden gündeme geldi:
**“Milletvekillerinin özel emeklilik hakkı kaldırılmalı mı?”**
Tartışmayı büyüten en önemli noktalardan biri ise milletvekilleriyle vatandaşların emekli gelirleri arasındaki büyük fark.
2026 yılının ilk yarısında emekli milletvekili aylığının yaklaşık **177 bin 658 TL** olduğu belirtiliyordu. Temmuz ayındaki artışların ardından bu tutarın yaklaşık **201 bin 677 TL’ye** çıktığı bildirildi.
Görevde bulunan bir milletvekilinin aylığı ise yaklaşık **310 bin TL** seviyesine yükseldi.
Dolayısıyla hem milletvekilliği maaşı hem de emekli milletvekili aylığı alan bir kişinin toplam aylık geliri **512 bin TL civarına** ulaşabiliyor.
Tablonun diğer tarafında ise milyonlarca emekli var.
TBMM’de Ocak 2026’da yapılan bir konuşmada en düşük emekli aylığının **20 bin TL**, ortalama emekli aylığının ise yaklaşık **23 bin 550 TL** olduğu ifade edilmişti.
Tartışma da tam bu noktada büyüyor.
Eğer milletvekilliği ömür boyu sürdürülen bir meslek değil, belirli bir süre için üstlenilen halkı temsil görevi ise milletvekillerine neden ayrıcalıklı bir emeklilik sistemi uygulanıyor?
Elbette milletvekillerinin görev yaptıkları süre boyunca sosyal güvenceye ve emeklilik haklarına sahip olup olmaması hukuki açıdan ayrıca tartışılabilir.
Ancak mesele yalnızca kimin ne kadar maaş aldığı da değil.
Asıl tartışılması gereken soru belki de şu:
**Halk adına görev yapanlarla temsil ettikleri vatandaşlar arasında gelir bakımından bu kadar büyük bir uçurum bulunması sizce adil mi?**
**Sizce milletvekillerine tanınan özel emeklilik hakları kaldırılmalı mı?**
Kimin yazdığını bilmiyorum.
-------------
"Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu; nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?
Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?
Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?
Artık öyle iğrenç bir hale geldi ki; KEMAL yazanlar (islamcı zekası bu kadar), Kurtuluş Savaşı’na ‘tiyatro’ diyecek kadar gözü dönüp, gerçek tiyatrolarda tankın namlusunu kıçına sokarak durdurduğunu iddia edenler, “put” diye heykellerine saldıranlar ve en kötüsü; yazılı, belgeli tarihin yalan olduğunu iddia eden cahiller. Belki cahil diyerek onları aklıyorum, aslında düpedüz hain demek lazım..
Yarattıkları alternatiflere bakıyorsun; Abdülhamid, Vahdettin bu ülke tarihinin yüz karaları. Saraydan çıkamayan, halkı birbirine kırdırmış bir şizofren ve “bana dokunmayın da, ülkeye ne yaparsanız yapın” diyen bir korkak. Gene bakıyorsun, dünya tarihine geçmiş savaşların, destanların var ama senin seçilmişin onları silip, senden aldığı vergiyle beslediği ekranında yalan tarih kahramanları yaratıyor. Taptığı kabile reisini bile, o adamın yönetim sistemiyle başa getiren soysuz da o yalan tarihi alkışlıyor.
“Atatürk sana ne yaptı?” diye soruyorsun;
“Dinimi yaşayamadım” diyor. “Ulan soysuz, Yunan’ı, İngiliz’i memleketi işgal etse mi yaşayacaktın dinini?” diye soruyorsun. “Daha hayırlı olurdu” diyor. (üstadları fesli soytarı)
Kadına bakıyorsun, “bak sana seçme, seçilme hakkı verdi, kimse de yokken sende vardı” diyorsun, “sen mal gibi alınıp, satılma diye kanunlar yaptı” diyorsun, “Ben çarşafla özgürüm” diyor, kocasından dayak yiyor, öldürülüyor, on iki yaşında tecavüze uğruyor! O hırsla çocuğunu da kendi gibi yetiştiriyor.
“Bir gecede cahil kaldık” diyor. “Bak o savunduğun Osmanlı’da sen ırgattın, senin dedenin dedesi okuma yazma bilmezdi. Osmanlı’da okur yazar bu kadar, Cumhuriyet dönemi bu kadar” diyorsun; “o iş öyle deeel” diyor.
Örnekler uzar gider ama aslında gerçek ne biliyor musun?
Atatürk’ü sevmiyor!
Sevmiyor çünkü halk olmayı sevmiyor, ümmet olsun biri onu gütsün istiyor.
Sevmiyor çünkü derdi vatan, millet, birlik falan değil. Kendisi gibi olmayan ölsün istiyor.
Sevmiyor çünkü “Allah, kitap” deyip hırsızlık yapsın, kimse hesap sormasın istiyor.
Sevmiyor çünkü medeni kanun, hukuk falan işine gelmiyor. İstediğine tecavüz etsin, sıkıldığı kadını sorgusuz sualsiz kapının önüne koyabilsin istiyor.
Sevmiyor çünkü yaşadığı yerin içine sıçıp, içine sıçamadığı bir cennetin hayaliyle yaşıyor.
Sevmiyor çünkü sanat, doğa, bilim falan işine gelmiyor. O istiyor ki beyni hiç çalışmasın, osurana gülsün, küfredeni sevsin, ağaç keseni baş tacı etsin.
Sevmiyor çünkü onun yaşayamadığı hayatı o Atatürkçüler yaşıyor, onun giyemediği kıyafetleri Atatürkçüler giyiyor, onun anlamadığı insanca sohbetleri Atatürkçüler yapıyor. Hayalini kurduğu hayatı Atatürkçüler yaşıyor.
Eline ilk para geçtiğinde de, o Atatürkçülerin yaşadığı yere taşınıyor, çocuğunu onların okuluna yolluyor.
İçten içe biliyor kendisi gibi olanların sapkınlığını, içten içe biliyor insanca yaşamın Ata’mın yolundan geçtiğini. İtiraf edemiyor sadece. Biliyor kendisi gibi olanların insanlıkla alakası olmadığını. Korkuyor yutarlar onu diye.
Gene de; ilk kıçı sıkıştığında “iki ayyaş” dediğinin gölgesine sığınıyor, afişlerini asıyor partisinin binasına yıllar sonra.
Bizler? Biz hiç kandırılmadık. Biz hiç o kadar salak olmadık. Biz hiç o kadar güzel salak ayağına yatmadık. Neysek oyuz.
Özlemle, saygıyla, sevgiyle, belki biraz buruklukla.
Ne “ona dokunmak ibadettir” dedik, ne de peygamber ilan ettik. Biz onu bizim gibi olduğu için, bir baba gibi sevdik. Ömrünü kendi evlatlarının cebini doldurmak için değil, milletine adadığı için sevdik.
En nihayetinde; yaşımız kaç olursa olsun “Ey Türk Gençliği!” nin gençleriyiz. Son nefese kadar."
Alıntıdır