🔴 Gençler gerçekten iş beğenmiyor mu?
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, hazırladığı iki farklı özgeçmişle 3 ay boyunca yüzlerce iş ilanına başvurdu.
📌 1. Aday: Marmara Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu, iki yaz stajı, B1 seviyesinde İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları.
📌 2. Aday: Ankara Üniversitesi İşletme mezunu, iki yaz stajı, B1 seviyesinde İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları.
Araştırma kapsamında;
• 1. aday için 162,
• 2. aday için ise 147 farklı iş ilanına başvuru yapıldı.
Toplam 309 başvurunun hiçbirine geri dönüş yapılmadı. Geri dönüş sayısı: 0 (sıfır).
Biraz önce Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde Deniz Göktaş'ı ve meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan'ı gördüm. Her ikisinin de moralleri, keyifleri son derece iyi ve herkese çok selamları var. Deniz'e söylemek istediğin bir şey var mı diye sordum. Dedi ki "Keyfim çok yerinde, tahmin ettiğimden de iyiyim. Dünya Kupası'nı izliyorum. Burada en büyük problemim turnavanın az gollü geçmesi." Sordum, Arjantin'i destekliyormuş. Bu arada yeni bir podcast yazmaya başlamış bile.
Deniz'e mektup yazmak isteyenler için adresi:
Hatip mah. Mimar Sinan cad.
Karatepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü
Yüksek Güvenlikli Cezaevi
D Blok No:31
Çorlu / Tekirdağ.
Online mektup göndermek isteyenler https://t.co/pSka5w1Sn6 adresine göz atsınlar.
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#DenizGöktaşOnurumuzdur
Bu fotoğraf çok gündem oldu. Hikâyesini anlatayım:
Tartışmaların ardından İBB davası araya gitti ve herkes salonda çıktı, çıkartıldı. Gülseren annenin orada öylece tek başına ve uzaklara bakarak oturduğunu fark ettim.
Koca salonda sadece bir anne...
Ve bu anı ölümsüzleştirdim.
Birçok yer isimsiz öylece alıp kullansa da bir annenin her gün kilometrelerce yol gelerek verdiği o mücadeleyi duyurmak her şeye bedel.
Deniz Göktaş'ın esprileri çoğu siyasi olduğu için güldürmeyebilir hatta kalitesiz bile olabilir, daha iyilerini yapar sorun değil.
Ama başka bir şey var; cesaret!
Dönüşü bile cesaret, tek başına!
Asıl gösteriyi o yapıyor.
Helal olsun!
#İBBDavası'nda 49.gün
Diyorum ki: “Bilmiyorum, duymadım.”
Sonra soru geliyor Sayın Başkanım: “Hissettin mi?”
"BEN ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANMAK İÇİN İFADE VERMEDİM."
"Savcı söylediklerimi zapta geçirmedi"
Savcı aynen şöyle dedi:
"İstediğim gibi konuşmuyor..kalsın içeride"
Medya AŞ Reklam Alanları Müdürü #ElifGüven beyanda bulunuyor.
Cezaevinde 20. günde infaz memuru geldi. Savcı benimle görüşmek istemiş.
Sayın Başkanım böyle bir şeyin ne olduğunu hiç anlayamadım. Nasıl bana yardımcı olacaklar?
Etkin pişmanlık bununla ilgili hiçbir bilgim yok.
Yani zaten bildiğimi anlattım.
🔺️Ancak hiçbir zapta geçmedi.
Ve sorgu da değildi aslında, daha çok sohbet şeklinde oldu.
🔴 Ve zaten kendisinin sürekli azarlarıyla karşı karşıya kaldım.
🔴 Sanki ben bir şey yapmışım, bir şeyleri biliyormuşum ama söylemiyormuşum gibi davranılıyordu.
Sürekli azarlanıyordum.
🔴 Anlatıyorum. Ama SAVCİ diyor ki: “Hâlâ istediğimiz gibi konuşmuyorsunuz.”
🔴 Yani inanılmaz bir konuşma şekliydi. Anlatıyorum, sorular soruluyor. “Bilmiyorum” diyorum. Ya da “Böyle bir şey duymadım, hissetmedim” diyorum.
🔺️Ama dedim ki Sayın Başkanım, nasıl söyleyeyim bunu? Bilmiyorum. Hissetmiyorum, hissetmedim yani.
🔴 Mesela savcı soruyor: “Size şu şirketleri ihaleye verdiklerini söylemiyorlar mıydı?”
Ben de “Hayır” diyorum.
Söylemiş olsalar bile, ben bu işi yaptığım için bunun söylenmesi suç işlenmiş olduğu anlamına gelmez.
⚫️ Ancak sekiz ay sonra bakıyorum ki iddianamede bunlar bağlamından koparılmış.
Teknik takip kayıtlarının altına yazılmış.
Sanki ben bir şey söylemişim, kabul etmişim gibi gösterilmiş.
🔴 Bunların hiçbirini kabul etmiyorum.
⚫️ Mesela orada siz sorduğunuz için bunu açıklamak istiyorum. Nasıl olduğunu anlatmak istiyorum.
Çünkü savcıya böyle konuşmuşum gibi yazılmış.
Diyorum ki: “Bilmiyorum, duymadım.”
Sonra soru geliyor Sayın Başkanım: “Hissettin mi?”
⚫️ Yani bunun nasıl bir soru olduğunu da anlayamıyorum. Gerçekten aklım almıyor.
Kusura bakmayın, bu sizinle ilgili değil Sayın Başkanım. Sizlerle ilgili bir durum değil. Ama o an yaşadığımı anlatmak zorundayım.
Ben ifademde sadece şunu söyledim:
“Biz şirketleri değerlendiririz. Bunlara teklif veririz, uygun mu diye değerlendiririz. Gereklilikleri var mı diye değerlendiririz.”
Bu da son derece doğal bir şeydir.
Ama bunlar sanki başka anlamlar taşıyormuş gibi yorumlanmış.
Kimse yine açık açık bir şey söylemiyor ama sürekli şu ihale, bu ihale diye örnekler vererek bir şeyler söylemem bekleniyor.
Murat Abi bana şirket söylüyor muydu? Hayır.
Ama bir şirket öneriyorsa, birisi bir şey soruyorsa ben de değerlendirirdim.
Çünkü benim işim buydu.
“Elif, bakabilir misin?” denir.
Ben de bakarım.
Bu kadar.
Bu da yöneticilere yapılan normal bir bilgilendirme ve değerlendirme sürecidir.
Bizim yaptığımız iş de buydu zaten.
Ama hiçbir şekilde anlatamadık.
Sonra tekrar azarlanmaya başladım.
“Bak yine söylemedin, yine konuşmadın. Bak yine istediğim gibi konuşmuyorsun” denildi.
Tamam ama yanımda avukatım da var. O da herhalde şaşırdı.
Anlıyor musunuz?
O da bir şey söylemiyor.
Ben de öylece duruyorum.
Yani sadece ne söylenirse ona cevap vermeye çalışıyorum.
Gerçekten çok zor bir durumdu.
Şu cümleyi ifade etmek istediğim için bunları anlatıyorum.
O gün söylenenlerin ileride bu şekilde yorumlanacağını, bu şekilde iddianamede kullanılacağını hiçbir şekilde düşünmedim.
Savcı aynen şöyle dedi:
"İstediğim gibi konuşmuyor..içeride kalsın"
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Duruşmaya segbisle bağlanan İmamoğlu:
imamoğlu: söyleyeceklerimin kayda geçirilmesini istiyorum. mahkemenizin adil yargılama ile alakalı düzeni oluşturmak adına mahkemede fiili bulunmam yönündeki çağrınızı biliyorum. bu da gayet kurallara uygundur. ama durum bu sabah yaşadıklarımdan sonra artık teferruat haline dönüşmüştür. gardiyan arkadaşlar saat 06:30da beni uyandırdılar. 07:30da cezaevinden çıkarıldım. en az 60 kilometre yol yaptık. sözüm ona araba bozuldu, kaputu açtılar baktılar. bana bilgi bile verilmedi dönüş yoluna geçildi. sordum “araba arıza yaptı geri dönüyoruz” dediler.
“e araba bozuksa niye dönüyoruz” dedim.
“komutan bey bakın 60 km geldiniz kalan mesafe de zaten o kadar arıza yaptıysa niye döndürüyorsunuz” dedim.
bu türk yargı tarihine geçsin. “bakın yanlış yapıyorsunuz. bu bir talimat, aracın bozuk olduğuna inanmıyorum” dedim. “ayıptır, yazıktır, günahtır” dedim. zorla kapıyı kapattılar, beni oturttular, geri döndük. lavabo ihtiyacımı söyledim, 20 dakikamız var beklesin dendi. bunu karşılamaktan bile imtina eden bir hale gelmiştir komutan, asker. cezaevi kapısında ben tepkimi dile getirdim. 09:20 geçe buraya girdim ben, çoktan Kartal’da olurdum. içerdekiler dedi ki “segbis’e döndüğü için böyle alındınız”. o zaman benim askerim neden buna alet edildi? biz başsavcının egosu için, İmamoğlu Kartal’a gelmesin, yargıç karşısına çıkmasın diye bir tezgah kurulmuştur. ciddi anlamda psikolojik bir şiddete tabii tutuldum. bugün yaşanan tarihi bir zulümdür işkencedir. buna tabii tutanlarla ilgili işlem yapılmasını talep ediyorum.
ben huzurda savunma yapmak istiyorum.
sebebi şudur; yüce Türk yargısını yerle bir etmek isteyenlere karşı mücadele veriyorum ben onu söyleyeyim.
Özgür Özel bugün siyasal iletişim açısından ders niteliğinde bir performans sergiledi. Öfkeyi doğru dozda kullandı, mağduriyet diline sıkışmadı, mücadele duygusunu büyüttü ve en önemlisi seçmene yeniden umut verdi. İyi liderler sadece gündemi yorumlamaz ; toplumun ruh halini değiştirir. Bugünkü konuşmanın asıl değeri de burada.
📌Yerebatan Sarnıcı, turistler ziyaret için kapıda sıra beklerken tahliye edildi.
İBB'nin kendi gişeleri söktüğü sarnıç, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kendi gişelerini kuracağı zamana kadar kapalı olacak.
Öte yandan sarnıcın boşaltılma anı da, kameralara yansıdı.
https://t.co/zWrkVfb51r
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in küçük kızı Zeynep de bugün salonda. İnan Güney kızını görünce biraz durakladı ve "Zeyno sen niye geldin" diye seslendi. Zeynep, "Babacığım seni çok seviyorum" diye seslendi. #İBBDavası