Ben Pınar Gültekin. Diri diri yakıldım, bir varile hapsedildim. Adli tıp "canlı canlı yakıldı" dedi, Yargıtay ise bu vahşette "canavarca his yok" dedi! Katilime sırf erkek diye "tahrik indirimi" veriliyor. Sadece Bedenimi değil Adaletimide Yaktılar..
Örgütlü mücadelenin ve emekçinin onurlu direnişinin simge isimlerinden, Türkiye’de işçi sınıfının unutulmaz önderi, DİSK’in kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’i katledilişinin 46’ncı yılında saygıyla anıyorum.
İşçi sınıfının alın teri, gözyaşı ve mücadelesi ortaktır.
Doruk Madencilik işçileriyle yaptığımız toplantının ardından, birlikte DİSK Enerji-Sen öncülüğünde gerçekleştirdikleri Ankara yürüyüşü Saray tarafından engellenen emekçi kardeşlerimizi ziyaret ettik. Yunus Emre Termik Santrali işçilerinin direnişi hepimizin direnişidir.
Emekçilerin haklı mücadelesini savunduğu için gözaltına alınan Enerji-Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin ve Genel Sekreteri Emin Atsız derhal serbest bırakılmalıdır. İşçinin hak talebini duymak yerine gaza, copa, gözaltına başvurmak patronlarla suç ortaklığının kabulüdür. Bu baskılar bizi mücadelemizden vazgeçiremeyecek!
Deniz Göktaş, 20 gündür cezaevinde. Oysa kaçma şüphesi ya da delil karartma ihtimali yoktu. Çünkü hem hakkında soruşturma açıldığını bile bile ülkeye dönmüş hem de "delil" denilen gösteriyi herkes izlesin diye YouTube'a yüklemişti. Yani Deniz kaçma şüphesinden falan değil, bu ülkede kalıp mizah üretme şüphesi olduğu için tehlikeli görüldü. #DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Yok o kişiye göre değişiyor.
Pardon babasına göre değişiyor.
Diplomaya da gerek duyman lazımsa para ile alan, yâkini sağlam ise bütün birincileri geçip atanan hatta babası iyice yukarıda ise pürü taze iken gemi bilemedin gemicik filoları olan gençlerin ülkesine hoşgeldiniz.
Özetle Bakan Bey
Genç vaaaar genç vaaaaar
Havin'in çığlığını duyun! 1.80 boyundaki bir kadının kapı koluna asılarak intihar ettiğine inanmamızı bekliyorlar. Tırnaklarında eşinin DNA'sı var, savcı 'boğularak öldürüldü' diyor ama sanık hâlâ tutuksuz! Bu adaletsizliğe sessiz kalmayın, Havin için adalet! #HavinAşkan
İki Çocuk İş Cinayetlerinde Öldürüldü!
Kütahya Yoncalı Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri Süleyman Tuna Ergüler ve Eymen Enes Aygece 16 yaşında Antalya Alanya'da çalıştırıldıkları otelin lojmanında çıkan yangında yaralandılar. Tedavi gördükleri hastanede Eymen 37 gün, Süleyman ise 39 gün sonra öldü.
İSİG Meclisi’nin paylaştığı rapora göre bu yıl 36 çocuk iş cinayetlerinde öldürüldü.
Ben bir anneyim. Evladım Ahmet'in sesi artık benim sesimdir. Bu nedenle Ahmet'in fotoğraflarını ve videolarını daha fazla paylaşacağım. Onun hatırasının unutulmasına asla izin vermeyeceğim.
Mücadelem yalnızca Ahmet için değildir. Benzer acıları yaşamış ve yaşayabilecek tüm çocuklar ile aileler için de adalet arayışımı sürdüreceğim.
Çocuklara karşı işlenen ağır suçlarda adalet duygusunu güçlendirecek, mağdur ailelerin beklentilerini karşılayacak yasal düzenlemeler için mücadele etmeye devam edeceğim. Bu kapsamda, geriye dönük uygulanmasını savunduğum düzenlemeler de dâhil olmak üzere, hukukun ve demokratik hakların tanıdığı tüm meşru yolları kullanacağım.
Hiç kimse beni susturamaz, yıldıramaz ve bu haklı mücadeleden vazgeçiremez. Vicdanı olan herkes biliyor ki adalet geciktiğinde yalnızca bir aile değil, toplumun tamamı yaralanır.
Buradan devletimizin tüm yetkililerine çağrıda bulunuyorum: Çocukların yaşam hakkını en güçlü şekilde koruyacak, mağdur ailelerin adalet beklentisini karşılayacak adımların gecikmeden atılması, toplumun adalet duygusunun güçlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Ben geri adım atmayacağım. Ahmet'in adını, mücadelesini ve adalet arayışını yaşatmaya devam edeceğim. Hukuk içinde, kararlılıkla ve son nefesime kadar mücadele edeceğim.
Kamuoyunun vicdanına saygıyla duyurulur.
Yasemin Akıncılar Minguzzi
Deniz Göktaş’ın tutukluluğu on günü geçti. O sürede gündem değişti de değişti. O sürede, unutmayanlar da unutmadı. Unutmayalım #DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Devlet koruması altında Ayhan Şengüler mescitte tecavüz ettiği
kızla evlendirildi, doğan kız çocuğuna da tecavüz etti. Karısı “ Ölürsem kimse intihar ettiğimi düşünmesin “ dedikten sonra kızı ile birlikte ölü bulundu. Suçluyu kayıran ve koruyan da suçludur .Bir tek savcı yokmu ?
Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.
25 yaşındaki Murat Can Pekeroğlu sadece evine gitmeye çalışıyordu. Üniversite mezunuydu. İş bulamadığı için @Trendyol Go’da motokurye olarak çalışıyor, alın teriyle yaşam mücadelesi veriyordu.
23 Kasım akşamı şeridinde ilerlerken bir aracın çarpmasıyla 12,5 metre sürüklendi. Hayatını kaybetti. Bilirkişi raporu sürücünün %100 kusurlu olduğunu ortaya koydu. Tanıklar hızlı olduğunu, sinyal vermediğini ve çarptıktan sonra durmadığını anlattı. Aracı kullanan kişi ise acil serviste görev yapan bir doktordu. En iyi bilmesi gereken şeyi yapmadı! Murat Can yerde yatarken müdahale etmedi.
Sonuç ne oldu? Sadece 12 saat gözaltı… Ardından serbestlik… Ve bugün hala görevinin başında.
25 yaşında bir genç toprağın altında, %100 kusurlu olduğu tespit edilen fail ise özgür!
Lütfen bu paylaşımı yayarak Murat Can’ın sesini duyurmamıza destek olur musunuz?
#MuratCanPekeroğluİçinAdalet
#muratcanasesol
Kim yerli… Kim milli… Kim anti-emperyalist… Kim Filistin’in yanında… Kim emperyalist barbarların karşısında… Bugün hepsi belli oldu. Polislere NATO amblemli üniforma giydirip emperyalizme karşı çıkanları dövdürenler yerli milli maskesini tamamen çıkardı.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Gözaltından çıkan gazeteci Hazar Dost:
"Gece boyu tuvalete çıkarılmadım. Kullanmam gereken ilaçlar verilmedi. Polisler tarafından fiziksel şiddete maruz kaldım ve yapılması gereken sağlık kontrolü yapılmadı."
TSK'dan ihraç edilen genç doktor Efran Tumaris Usul:
-Kurum içinde sayısız tutanak tuttum, dilekçe yazdım, her kademeye ulaşmaya çalıştım, CİMER'e başvurdum, savcılığa suç duyurusunda bulundum.
-Erlere tarihi geçmiş ilaç vermem isteniyordu. Bu yüzden erlere ilaç veremiyordum. Yeni ilaç alındığında bile erlere bu ilaçlar verilmiyordu.
-Enfeksiyon vakaları artınca, musluk suyu içtiklerini, içme suyu temini yapılmadığını, kantinde parayla bile su satılmadığını söylüyorlardı.
-Uyuz vakaları artıyordu, erlere 15-16 gündür banyo yaptırılmadığını öğrendim.
-Uyuz olmayan bir eri 17-18 gün bir odada karantinaya almışlar, erin psikolojisi bozulmuş. Ben uyuz olmadığını söylediğimde, benim mesleki bilgimi aşağılayan cümleler kuruluyordu.
-Revirdeki oksijen tüpleri boştu. Bir atak hastasına oksijen tüpleri boş olduğu için müdahalede bulunamadım.
-Doktorun görev tanımında olmamasına rağmen erlere aşı yapıyordum, çünkü acemi birliğinde yapılması gereken aşılar 3-4 ay geçmesine rağmen yapılmıyordu.
-Er kafa travması geçiriyor, başka gün başka bir er iç kanama geçiriyor, ambulans yok. Çünkü rütbeli personel ambulansı şahsi işi için götürmüş.
-Sevmedikleri erlere sevk, rapor, istirahat verdiğimde, numara yaptıkları söyleniyor ve bu kararlarım uygulanmıyordu.
-Bulaşık yıkayan erlerin elleri egzama oluyordu, uyarıyordum ama bir eldiven bile verilmiyordu.
-Yemekhaneye gelmem istenmiyordu, yemeğimi erlerle gönderiyorlardı. Ben asker kızıyım, babam rütbeli olmasına rağmen hayatında bir ere kendi yemeğini taşıttırdığını görmedim.