Depremin ilk yıl dönümünde çok üzgündüm, ikinci yıl dönümünde çok kızgındım. Bu yıl içimde büyük bir boşluk ve hayal kırıklığı var. Adaletin gelmeyişinin, problemlerin ve suçların halı altına süpürülmesinin üçüncü yılı.
Antakya’da depremin yıldönümünde gönül gönüle Arapça, Ermenice, Türkçe ve daha nice dilde anmalar yapıldı. Hiçbir şeyin içimizdeki yangını söndürebileceğini sanmıyorum. Bir insanın tüm ömrüne sığdırabileceği acıları iki güne sığdıran insanlarız artık.
📷: @borabinyousef
İktidarı, muhalefeti, ülke unuttu gitti bu şehri. Keşke siz de unutup defolup gitseniz. Tasarım vakfı da, bu izinleri veren de, nefes alınacak yer bırakmayan, her hatıraya düşman olan da geberip gitsin. Boğazıma çöküyor bu öfke çığlık atmak istiyorum atamıyorum. Yeter ya.
1 yıl önce göçük altında kalan, eşini, çocuğunu, dostunu, akrabasını kaybeden yüzbinlerce Hataylı depremzede Can Atalay'a oy verdi, vekil yaptı ve "bizim temsilcimizdir" dedi.
Şimdi o göçük altında kalan, yakınlarını kaybeden depremzedelerin iradesi TBMM'de AKP-MHP eliyle gasp ediliyor. İnsanların hayatlarını çaldıkları yetmedi; iradelerini, seçme ve seçilme hakkını da çaldılar.
Depremden sonra daha insanlar canlarını ararken Rönesans Rezidans'ın müteahhidiyle ilgili "idealisttir" demiş biri Lütfü Savaş. Hiçbir zaman halkın yanında olduğunu görmedik, halktan yana kararlar aldığına şahit olmadık. Bu depremden önce de böyleydi depremden sonra da öyle oldu.
Kurgu değil bu gerçeklik. Siz bizim şehrimizi, enkazlarımızı film dekoru olarak kullanırken biz o enkazların altında çıkmamış cenazelerimizin olup olmadığını bilmiyoruz. Biz her çıkan cenazede "acaba o mu" burukluğunu yaşarken sizin film telaşı içinde olmanızı kabullenemiyoruz. Nesini anlamıyorsunuz? Sizi de filminizi de istemiyoruz. @bulentdurgun25@uskudaryapim