İstanbul'un her sokağında, her caddesinde; İstanbul'la buluşuyor, İstanbullularla kucaklaşıyoruz.
Atalarımızdan emanet İstanbul, bizim vazgeçilmez sevdamız.
Durmayacağız, yorulmayacağız, İstanbulluları yalnız bırakmayacağız.
Bazı yöneticiler ayrılan insan sayısını küçümser.
"O giderse başkası gelir."
Belki doğrudur...
İnsan gelir.
İnsan gider.
Fakat kurumsal hafıza öyle kolay geri gelmez.
Tecrübe yeniden satın alınamaz.
Güven yeniden üretilemez.
İtibar ise ancak yıllar içinde inşa edilir.
Bir kurumu güçlü yapan sadece yeni gelenler değil, yıllardır yürüyenlerin neden yürümeye devam ettiğidir.
Her yönetim kendisine şu soruyu sormalıdır.
"Biz insanları yönetiyor muyuz,yoksa sadece görevleri mi dağıtıyoruz?"
Çünkü görev dağıtmak idari bir işlemdir.
İnsan kazanmak ise bir irfan meselesidir.
Makam vermek kolaydır.
Değer vermek zordur.
Yetki vermek kolaydır.
Güven vermek zordur.
Talimat vermek kolaydır.
İlham olmak ise çok az aktöre nasip olur.
İnsanlar çoğu zaman makamların peşinden gitmez.
Kendilerini büyüten insanların peşinden gider.
Tarihe Not ..
Tarih,dışarıdan yıkılan yapılardan çok,içeriden yorulan yapıların hikâyesidir.
Hiçbir büyük çınar,ilk gün baltayla devrilmez.
Önce kökleri susuz kalır.
Sonra dalları zayıflar.
En sonunda herkes sadece devrildiği günü konuşur.
Oysa çöküş çok daha önce başlamıştır.
Siyaset de böyledir.
Seçim geceleri yalnızca sonucun ilan edildiği gecelerdir.
Sonucu hazırlayan süreç ise yıllarca görünmeden ilerler.
Bir seçim kaybedildiğinde herkes sandığı konuşur.
Oysa sandık sadece hükmü açıklar.
Kararı çok daha önce teşkilatın ruhu vermiştir.
Çevresinde sadece kendisini onaylayan insanlar bulunan yöneticiler,aslında en yalnız insanlardır.
Çünkü onlar artık bilgiyle değil,yankıyla konuşurlar.
Yankı ise sesi büyütür;hakikati değil.
Siyasette en pahalı kayıp,bir insanın gitmesi değildir.
En pahalı kayıp,kurumun kendisini sorgulama kabiliyetini kaybetmesidir.
Çünkü öz eleştirisini yitiren her yapı,zamanla gerçeği de kaybeder.
Gerçeğin kaybolduğu yerde ise alkış çoğalır.
Fakat alkışın çoğaldığı her yerde başarı artmaz.
Adalet duygusunun zedelendiği yerde disiplin bir süre daha ayakta kalabilir;fakat aidiyet giderek zayıflar.
Aidiyet zayıfladığında ise insanlar önce görev yapar, sonra sadece görünür, en sonunda da yalnızca isim olarak kalır.
İşte kurumsal çözülme tam da burada başlar.
İşte o andan itibaren kurumlar görünmez bir yorgunluk yaşamaya başlar.
Bu yorgunluk,raporlara yazılmaz.
Toplantı tutanaklarında görülmez.
Fotoğraflara yansımaz.
Fakat geleceğin sonuçlarını sessizce şekillendirir.
Çünkü her teşkilatın görünen bir organizasyonu,görünmeyen bir de ruhu vardır.
Organizasyon emirle yönetilir.
Ruh ise adaletle yaşar.
Ne gariptir ki bazı yönetimler,sessizliği huzur zanneder.
Oysa sessizlik her zaman sadakatin dili değildir.
Bazen kırgınlığın en ağır cümlesidir.
İnsan konuşmayı bırakmışsa,aslında söyleyecek söz bulamadığı için değil;sözünün artık bir karşılık bulmayacağına inandığı içindir.
Bir teşkilatın büyüklüğü,salonlarını dolduran kalabalıklarla değil,gönüllerinde hâlâ heyecan taşıyan insanların sayısıyla ölçülür.
Çünkü kalabalıklar görüntü verir.
Heyecan ise gelecek inşa eder.
Bunlardan biri eksildiğinde ilk bakışta hiçbir şey değişmemiş gibi görünür.
Fakat zaman,görünmeyen eksiklikleri büyüten en güçlü aynadır.
Çünkü siyaset,yalnızca insan toplama sanatı değil; insanı muhafaza edebilme iradesidir.
Ve unutulmamalıdır ki...
Bazı insanlar parti değiştirmez;sadece kendilerini dinleyen bir iklim arar.
Siyasette insan kazanmak zordur.
İnsan yetiştirmek daha zordur.
Onu uzun yıllar aynı ideal etrafında tutabilmek ise hepsinden daha zordur.
Bu nedenle mesele yalnızca yeni katılımlar değildir.
Asıl mesele,yıllardır aynı çatı altında yürüyen insanların neden sessizleştiğini anlayabilmektir.
Belki de bazı soruların cevabı gidenlerde değil, kalanların sessizliğinde saklıdır.
Belki de bazı ayrılıklar bir tercih değil,uzun süredir görülmeyen işaretlerin kaçınılmaz sonucudur.
Ve belki de en büyük kriz,insanların gitmesi değil...
Gitmeden çok önce gönüllerinden ayrılmış olmalarıdır.
İşte yöneticilerin çoğu yalnızca son adımı görür.
Oysa asıl süreç çok daha önce başlamıştır.
Bir başka dikkat çekici husus da şudur
Bazı yönetimler ayrılan insanları anlatmakta oldukça mahirdir;fakat onları kaybetme sebeplerini anlatmakta aynı cesareti gösteremez.
Çünkü öz eleştiri,her zaman karşı tarafı eleştirmekten daha ağır bir sorumluluktur.
Hâlbuki güçlü kurumlar kusursuz oldukları için değil,kusurlarını görebildikleri için güçlü kalırlar.
Siyasette en tehlikeli yönetim biçimi,herkesin memnun olduğunu zannetmektir.
Çünkü insanlar çoğu zaman kırıldıkları gün gitmezler.
Anlaşılmadıklarını hissettikleri gün de gitmezler.
Hak ettikleri değeri göremediklerini düşündüklerinde de hemen gitmezler.
İnsan önce bekler.
Sonra umut eder.
Sonra sabreder.
Sonra susar.
Ve en sonunda,geriye dönüp konuşma ihtiyacı bile hissetmeden yürür gider.