@ZamHaberAjans 2019'da evlendik , ara ara haberlere çıktı. Çoğu kişi kız pişman olur , erkek kıymet bilmez , şov vs yazmıştı
Son durum , çok şükür 6.yılı devirdik ve hâlâ her sene ortalama 3-4 kere ucuz bilet bulup yurt dışına gezmeye gidiyoruz. Çok da mutluyuz
https://t.co/WtmAYOeQKQ
@msikkofield Sadece kitap mı , namazda , film izlerken , yemek yerken , her an başka şeyler düşünüyo, hiçbir şeye adam gibi odaklanamıyoruz. Sosyal medya da beynimizi hoşafa çevirdi. Reels kaydırmak geleceğin en büyük sorunlarından biri
@esattimben Artık ironi denen şey hele bu platformda çok sık karşımıza çıkıyor. İnsan iki saniye acaba diye bi düşünür , sonra yorum yapar. Beyinleri oyun hamuruna dönmüş resmen
Çözüm kısas. Bunların yaşaması, nefes almaya devam etmesi, hapishanede doyurulması, görüş mörüş hakkının olması, üç beş yıla serbest bırakılması HARAMDIR. Bir vatandaş olarak hakkımı helal etmiyorum. Onun bunun p.çi çoluk çocuk öldürsün diye beslensin istemiyorum.
@gencligimizvar3 @thetolgaturan Türkçülük gününü bile isteye kutlamamaları hoşunuza mı gidiyor. Mansur Yavaş mesela kutluyor. Yani kişisel olarak milliyetçi biri bunun farkında gayet
Arkadaşlar gelin bunu size anlatayım. Kapitalizmin insanın doğasında olmayan bir sistem olabileceği fikrini size anlatan şey bile vahşi kapitalizmin bizzat kendisi. Bunu fark edebilirseniz bu konulara yaklaşımınız da olgunlaşacak. Gelin de olan şeyi kaba hatlarıyla size anlatayım.
Önce dümdüz söyleyeyim; insan kapitalist bir varlıktır. Bu kadar, ötesini düşünmeyin bile. "Kapitalizm insanın doğasına uygundur" diye söylenen söz, "Kapitalizm çok minnoştur, biz insanlar olarak ona bayılırız" anlamına gelen bir söz değil. "Kapitalizm insan için kaçanılımaz bir nihayettir" anlamına gelen bir söz. Yok yani elimizde alternatif bir iktisadi model. Kendisinin kapitalizma alternatif olduğunu iddia eden ve model taklidi yapan şeylerin hepsi "Aslında şöyle olsa güzel olmaz mı?" motivasyonundan türemiş ve kapitalizme karşı yaşama şansı olmayan birer batıl dinden ibaret.
Ben kapitalizmin köpeğiyim de o yüzden demiyorum bunları da. Hatta dediğim gibi kapitalizmin doğal olmayabileceği iddiasını bile bugün vahşi kapitalizm size sunuyor, o kadar da tehlikeli bir şey elbette kapitalizm. Bugün bu alternatif sesler tamamen şu an dünyanın sürüklendiği teknofaşizmin ayak seslerinden, şirketler komünizmi denen ucubeliğin propagandasından ibaret. Kapitalizm sorunlarını da, çözümlerini de kendi içerisinden türetir. Kapitalizme alternatif diyeceğiniz her şey de en fazla bir derede parçalanana kadar geçici set oluşturduğunuz taş parçalarından ibaret kalır.
Sebebini de anlatayım, kapitalizmin en temel tanımından, çok özcü bir başlamanız lazım bunu anlamak için. Kapitalizm, bütün üretim araçlarının mülkiyetine ve bunların kar amacıyla işletilmesine dayanan sistemin adıdır. Bu kadar. Yani senin bir şeylerin olabilir ve sen bunları değerlendirebilirsin der kapitalizm. Fazlası değil, bu kadar. Bundan sonrası tamamen belli farklı modelleri kapsar. Bu modeller dönemlere göre tartışılabilir, şartlara göre değişebilir, hatta kapitalizm bunu çıkarı için korkunç şekilde de değiştirebilir, ama arka planda kapitalizm sabit kalır. Bunun da sebebi koyduğu tanımın yalınlığındadır. Kapitalizm "aidiyet" dürtüsünü kabul eder ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak doğar. Bunu insandan sökmek sandığınız gibi kolay bir şey de değildir.
Anlayacağınız kapitalizmin insan doğasına uygunluğu iddiası temelde kapitalizmin insan faktörüyle yıkılamazlığını ifade eder. Yok edemiyoruz biz kapitalizmi. Yapabileceğimiz en iyi şey onunla nasıl verimli ve işlevsel bir ilişki kurabileceğimiz sorusunda yatıyor sadece. Bilakis biz ona ne kadar sert saldırırsak, kapitalizm o kadar güçleniyor bile. Yani ironik olarak kapitalizmin en verimli halini de kapitalizmin en işlevsel çalıştığı yerde görüyoruz. Bundan ötesi de inanın zamana yenik düşmeye mahkum olan geçici batıl dinler uydurmaktan ibaret.
Bunu şuradan bile düşünebilirsiniz, hani bu post apokaliptik filmler/diziler falan vardır ya, yok efendim zombiler saldırır da dünya yok olur sonra insanlar tekrar ayağa kalkmaya çalışırlar. Orada bile dikkat ederseniz insanların ilk dürtülerinden birisi "bir şeylere sahip olma" ve "takas etme" davranışıdır. Yani dünyayı yok etsen bile survival ilk tepkimiz kapitalizmi uyandırmak oluyor. Hayvanlar ihtiyaçlarını doğadan karşılarken biz ihtiyaçlarını birbirinden karşılayan bir türüz çünkü, ve eğer aidiyet dürtüsünü buradan çekerseniz, sahip olmadığınız şeylerin sahip olacağı o zahiri şey tamemen bir din kisvesine oturur. O şey de yaşayamaz işte, yine kapitalizmin doğasına yenilir. O kadar mücadele edemiyoruz bununla. Zümrüdü Anka gibi küllerinden doğuyor. O yüzden de zaten binlerce yıldır adı konmamış haliyle bile süregelen sistem bu oldu. Sonsuz badire atlattı, yine karşımızda o var. "Vay efendim işte şunu deneyenler oldu da, yok efendim Kızılderililer işte mülkiyet bilmiyordu da" falan, aha bak, yerleşik hayat örneği gibi işte, kapitalizmin akıntısının önünde yıkılıp gittiler. Mevzu bu yani, doğal bu demek, evimsel seçilimle hayatta kalan demek, bir şeyi seçemiyorsanız o şey doğanızdandır, yani doğaldır.
Buna alternatif olduğunu iddia eden ekonomik ve sosyal modellerin başında tabi malum komünizm geliyor. Onu da konuşmazsam dolaylı laf atmışım da kulağımın üstüne yatmışım gibi olur, kısaca onu da söyleyeyim. Komünizm kapitalizmin bir alternatifi falan değildir arkadaşlar. Ortalıkta komünistim diye gezenler bile komünizmin temel fonksiyonunu ve iddiasını anlamıyorlar, hayret ediyorum. Komünizm dediğiniz şey Sanayi Devrimi sonrası şehirleşmeyle kapitalizmin doğasının kaçınılmaz şekilde yarattığı tehlikeye karşı oluşmuş geçici bir setin adıdır sadece. Temelde sınıf odaklı şekilde burjuva-proleterya üzerinden okuma yaptığı için komünizm, işçi-işveren üzerinden yaklaşır olaya, ama bunu yaptığı için Sanayi Devrimi'nin esas kanserini bile kaçırır. Sanayi Devrimi'nin esas kanseri işverenler ile işverenler arasında yaşanmıştır, 20. yüzyılda komünizmi hayatımıza da bu sokmuştur.
Şöyle anlatayım; insanoğlu Sanayi Devrimi'yle bugün bile travmasını atlamadığı tarihsel bir dönüşüm yaşadı. Biz hala Sanayi Devrimi'nin içindeyiz bu arada, bitmiş bir şey değil bu. Bugün konuşulan bu Bilişim Devrimi falan konuları hala bunun parçası olarak süregeliyor ve nereye bağlanacağını da bundan en az birkaç yüzyıl sonrakiler dönüp baktığında adlandırabilir. Yolunu arıyor yani hala Sanayi Devrimi. Başlangıcına gittiğimize ise şunu görüyoruz, sermaye kendisine yol aramak zorunda kaldı. Yani binlerce sene boyunca atıyorum 1 işverenin, 5 işçisi varsa, bunlar da 50 mal üretiyorsa, burada dönen bir sistem vardı. Dinler falan hatta bunu işte "çalışanın hakkını alnının teri soğumadan ödemek" gibi şeylerle falan açıklıyor, iş bir şekilde ilerliyordu. Zengin ile fakir arasındaki uçurum bile bu kadar da büyüyemiyordu sistemde. Çünkü arz ve talep dengesi çok kopuktu. İhtiyaçlar öyle fazlaydı ki üretim ihtiyaçları karşılayamıyordu, ne üretsen satılıyordu. Derken makineler girdi işin içine ve ağzımıza sıçtı. 1 işveren birden bire 5 işçi ile 50 yerine 5000 mal üretmeya başladı. Bunun insanlığın sosyal sözleşmeleri için ne kadar büyük bir travma olduğunu anlamanız lazım. Şimdi düşünün, ben bir işverenim ve normal kazancımın 100 katı kazanma alanım oluştu bir anda. Bunun kalıcı olmadığı da aşikar, ama buna göre nasıl pozisyon alacağım gibi bir soru türedi karşımda. Elimde birkaç opsiyon var; ürünlerimi ucuzlatmak, çalışanlarıma yüksek maaş vermek veya daha çok çalışan alıp üretim kapasitemi daha da büyütmek. Dünyadaki bütün işverenler elbette orospu çocuğu değildi, ama bu öyle tehlikeli bir kimyaydı ki, en orospu çocuklarını ayakta tuttu. Yani ben mesela çalışanlarıma daha fazla para vereyim desem, öbür taraftaki adam işçi sayısını ve üretim maliyetlerini kısarak önce benim pazarımı baltaladı, sonrasında beni batırıp yuttu. Sermaye sahipleri arasında bir kurtlar sofrası yaşattı yani bu süreç. Çok uzun bir zaman geçmeden de kapitalizmin bu dönemki "iyi kapitalist" tanımı "mümkün mertebe çok çalışanı, mümkün mertebe ucuza ve mümkün mertebe uzun süre çalışıtrmak" gibi bir yere sıkıştı. Bunun üzerine tabi şehirleşmeyle köylüden işçi sınıfına doğru kayışın sosyal travmalarını ekle, sermayenin belli tekellere odaklanmasının yarattığı paylaşım eşitsizliğini ekle, işçilerin yaptıkları işlerle yaşadığı alienation denen o yabancılaşmayı ekle, eskisinden daha çok çalışır hale gelmelerine rağmen eski standartlarını bile koruyamaz hale gelmesini ekle, sermayederlerin de bu döngüde artık duramaz hale geldiğini ve birinden biri durursa diğerlerinin onu yutacağı gerçeğini ekle, e haliyle bu sistem devam edemeyecekti. Marx'ın "Bu iş böyle giderse proleterler burjuvaları yer" tutumu bundan türedi zaten, haklıydı da. Bu iş böyle gidemezdi yani. Marx olmasa da gidemezdi, hatta muhtemelen daha iyi bile sonuçlanırdı. Çünkü Marx buradan gelen söylemle bu iktisadi modelin temellerini koyarken aslında sermaye sahiplerini uyandırdı. Bu adamlar aptal değiller, "doğru lan?" dediler ve ellerindeki sermayeyi koruyacakları alternatif modellere doğru toplumu bizzat kaydırdılar.
Marx tabi söylemleri tuttukça fazla uçup buna sebep olan her şeye savaş açınca o iş komple batıl bir dine döndü, ama esas Marx'ın yaptığı şey vahşi kapitalizmin ömrünü 100-150 sene uzatmak oldu. Adamlara eksik yanlarını söyledi yani, buna dair çözümleri söyledi. Adamlar da tutup o eksikleri "güya" kapatarak bugün orta sınıf denen yarak sınıfı yarattı işte. Hayattaki tek amacı burjuva olmaya kıskançlık duymak ve proleter olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten korkmak olan, işine gelince proletere burjuva, işine gelince de burjuvaya proleter takılan kelime anlamıyla yarak gibi bir sınıf. Bir günü bir gününden iyiye giderse dünya iyiye gidiyor sanan, bir günü bir gününden kötü gidiyorsa dünya kötüye sanan, ve esasında tüm fonksiyonu burjuvaları proleterlerden korumak olan kurşun geçirmez cam gibi bir sınıftır orta sınıf. İşçi haklarıdır, sosyal devlet anlayışıdır falan sosyalist modellerin burada hayatımıza kazandırdığı birçok şey mutlaka var, ki bunları başka yönlerden de kazanabilirdik ve kazanmalıydık zaten ama verdiği zarar çok daha büyük yani aslında komünizmin bize. Kendisi de zaten 100 seneyi bile tamamlayamadan çağın gerisinde kalıp gitti. Bilişim Devrimi'ni bile açıklayamaz komünizm atıyorum. İşçi haklarıymış falan, bugün twitch üzerinden yayın yapıp 500 bin dolar kazanan orta alt sınıf çocuğu açıklayamaz mesela komünizm. İktisade ve sosyal gerçekliği 1960'larda kaldı. Yani bir ekonomik ve sosyal modelin ilk gerekliliği olan "çağa ayak uydurma" alanında bile sınıfta kaldı. Kapitalizm ne badireler atlattı oysa dediğim gibi, küllerinden doğuyor pezevenk. Bugün komünizmden elde kalan da işte hep dediğim gibi karikatürize olmuş bir Marksizm ve kimlik siyasetinden ibaret bir batıl din. Komünistler de kendileri kabul etmese bile dikkat ederseniz çok bağnaz derecek şekilde dindarca bağlıdırlar bu ideolojiye. Gerçekliklerini kuşatır yani komünizm.
Velhasıl başladığım yere konuya gelerek bitireyim. Bugün geldiğimiz noktada da sermaye 100-150 senelik bu moladan sonra artık orta sınıfa ihtiyacının kalmadığına kanaat getirdi işte. Bu "kapitalizm alternatifleri" söylemlerini de o yüzden sık şekilde duyuyorsunuz son birkaç on senedir. Ciddi bir nüfus temizliğinin ardından dijital bir devrimle yeni bir model dayatmak planlanıyor, bu teokrasinin de tepki almaması için bunun sosyalist bir girişim olduğu yalanı pazarlanmaya çalışılıyor. UBI'lar falan bugün yarın konuşulur. WEF bile 2018'de tweet attı ya, "2030'da hiçbir şeyiniz olmayacak ama çok mutlu olacaksınız" diye, sonra çok tepki aldı falan, işte bunun inşaası kuruluyor. 2030'u aşar mutlaka, ama 2050'yi bulmaz bu iş. Şu anda bile BlackRock, Vanguard ve State Street gibi üç finans şirketi dünya assetlerinin neredeyse %50'sine sahip, 2050'ye gelene kadar da bunun %90'a ulaşması bekleniyor. Yani proleterler ve burjuvalar dünyasına dönüş şu an çok hızlı, tüccarlar da her şeyi satın almaya hiç bu kadar yakın olmamıştı.
Bunun detaylarına girip uzatmayacağım daha fazla ama her sike komplo diyorsunuz ya bazılarınız, işte o komplo sandığınız birçok şey baya bilinçli şekilde bir yönlendirilmeden ibaret olan gerçekler. JP Morgan yoksa insan haklarına, adalete, eşitliğe falan sonsuz iman ettiği için Pride Month diye New York'un göbeğinde 1 km uzunluğunda tank gibi paletlerle eşcinselliği kutlamıyor. Hayatın her alanına sirayet etmiş, bilimin yönlendirilmesi dahil ve en başta olmak üzere hatta, temel bir amaca yönelmiş bir sermaye propagandasından süzülüyoruz şu anda. Bütün bu endüstri 4.0'lar, self-driving car'lar, kasiyersiz marketler, yapay zekalar falan da sizin pembe götünüz rahat etsin diye yapılmıyor, size gerek kalmasın diye yapılıyor temelde. Bu bahsettiğim dönüşümün alt yapısı kurulmaya çalışılıyor tamamen. "Sermaye bizi öldürürse malı kime satacak" gibi çok naif ve çocukça bir inançla bunun gerçekliğini reddetmek istiyorsunuz biliyorum ama kapitalizmin en tepede yaptığım tanımını ondan yaptım, özcü yerden bakmalısınız bu işe yoksa kafanız karışır. Kapitalizmin tanımı "insan" faktörünü taşımaz, "emtia" faktörünü taşır. Hani "Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser" diye bir laf vardır ya, sizin buradaki fonksiyonunuz bu kadar. Siz, karlılığın parçası olduğunuz sürece kapitalizm için varsınızdır. Şöyle örneklendireyim, deyin ki sizin 1 milyon dolar değerinde bir arsanız var, eğer kapitalist sistem sizi 20 sene kullanarak sizden 1 milyon dolardan fazla kar etmeyi öngöremiyorsa, sizi öldürüp o toprağa çökmeyi meşru kılan sistemdir. Yani sizin bu "ben ölürsem malı kime satacaklar" hayaliniz neoliberalizmin bir getirisi tamamen, kapitalizmin doğasının değil. O neoliberal model de sona geldi artık, yeni bir evreye geçiyoruz kapitalizmde. Ve emin olun bu sistem size 5 senede bir sattığı iPhone'la devinmiyor. Vazgeçilmez bir şey değil yani bu. 1,5 milyar insanla bu sistemi şahın şahbazı gibi yönetir bu adamlar.
En son bir metafor da koyayım da, bu bağlantıyı anlayın. Sermayenin buradaki ülküsel, yani ideolojik temelli sapkınlığını geçiyorum, orası çok uzar çünkü, ama iktisadi yaklaşımını anlamak isterseniz düşünmeniz gereken şey şu, siz endüstriyel bir çiftlikte sığırlara nasıl bakıyorsanız, onlar da size öyle bakıyorlar. Atıyorum 400 hayvanınız mı var? Güzel, dönen bir sistem. Bu hayvan sayısı 800 olsun ister misiniz? Hesaplarsınız, muhtemelen karlıdır ve istersiniz. Ama atıyorum 40 bin hayvanınız olsun ister misiniz dersem, hesabı yaptığınızda bunun artık karlılığı aştığını görür ve istemezsiniz. Hayvan sayısının aşırı artışı oraya taşınacak yem ve suyun lojistiğine dair problemlerden tut, hayvanların atıklarını uzaklaştırmaya kadar, çıkan hastalıkların sebep olacağı teleflerin sübvansesine kadar kontrolden çıkan operasyonlarla karlı bir iş olmaktan çıkmaya başlar. Burada bir opitmizasyon ararsınız, hesaplarsınız, ve dersiniz ki "En ideal hayvan sayısı 1500 abi, bundan aşağısı da yukarısı da karlılıktan kırıyor". İşte aynen sizin bunu hesapladığınız gibi onlar da şu anda kabaca 1,5 milyar insan yeter dediler gibi görünüyor. Soru size gerek psikolojik, gerek sosyal dinamikler özelinde, gerek yaşam şartlarınız nezdinde açılan bu küstah savaşa karşı sizin nasıl pozisyon alacağınızda.
Yani "ölsek de gitsek bu neymiş" diye sizi düşündüren şey bile, kafanızı üniversitelerde okşadıkları için çok bilgili olduğunuz sanrısıyla "komplo teorisi bunlar" söylemlerine girip ciddiye almananızı sağlayan şey bile bu sürecin bir tamamen bilinçli üretilmiş bir nihayeti. Kibrinizle küstahlığınızla uğraşamam, gerçekten olan şey bu. Hani 1+1'lerde antidepresanlarla ve köpeklerle yaşamayı modernlik diye size mesela bunlar ittiriyorlar, siz keşfetmediniz bunu gençler. Nüfusun artışıyla gelen rant da işlerini kolaylaştırdı, bu kesin. Ama tüm bunların nihayetinde ortak şekilde vardığınız nihai sonuçsa birçoğunuz için o kadar katlanılmaz ki, sorun olduğunu bilseniz bile sorunun adını koyamadığınız için düşmanlarınızı sürekli yanlış yerde arıyorsunuz işte. Demem o ki yani, "Böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum" diyerek bu sürece yağ mı sürmek istiyorsunuz, yoksa "Lan bu adamlar bana ne yapmış" diyerek öfkelenip kendinizle barışarak geleceğe cüret mi etmek istiyorsunuz, onun adını koyup hareket etmeniz gereken bir dönem bu. Sizin kim olduğunuzu bu gösterecek artık. Muazzam bir eleme sürecinden geçiyoruz ve bu çağ rüştünü ispatlama çağı artık anlayacağınız. Orospu çocuğu olun demiyorum, ama insan olmanın temellerini bu denklemde göstermek zorundasınız. Güçlenerek ve zulmetmeden. Alın bugünün oyunu bu, oynayın hadi.
Ondan öte "kapitalizme alternatif olur mu onu konuşuyoruz biz bu videoda" falan, geçin bunları gözünüzü seveyim. O kadarını biz de anlıyoruz da boş işler işte bunlar. Bir şeyleri de konuşmayı bırakın da hareket edin artık bir değişiklik olarak. Esas konu orada çünkü. İnsan bilişsel değil, deneyimsel bir varlıktır. Kuruntularınızla başbaşa kalmak istemiyorsanız eylemlerinizde gerçekleşeceksiniz.
Ben diyeyim, siz yine bildiğinizi yapın tabi.
Hadi selamet.
Kendi lehineymiş gibi anlattığı fıkraya bak ahah. Üç kişi bağ yağmalayıp dayak yemiş, birbirimizi gözetmedik diye hayıflanıyor. Hem üzümü yiyecek, hem bağcıyı döveceklerdi sanırım. "Milletin bağında şekerimiz düşene kadar niye üzüm yedik" hiç yok tabi. Tam beton solcu kafası. :D
Aynen, Ermeniler Türklerin yönetimi altında 1000 sene yaşadılar ve bir sabah Türkler yataklarından ters uyanıp soykırım yapmaya karar verdiler. Türkler işte, böyle deli deli hareketleri var, ne yapacaksın. Dünyaya ısrarla satmaya çalıştığınız yalan bu. Çok tatlı gerçekten. Üzerine krema da sıkarsanız sevinirim.
Ermeni soykırımı deyip durduğunuz şey ne söyleyeyim mi? Altında yaşadığın ülkenin kötü durumunu fırsat görüp halkına ihanet edersen, bir hain nasıl muamele görürse öyle muamele görürsün, ve siz de bu muameleyi gördünüz, bu kadar. Hak ettiğinizi buldunuz yani.
Lan kurduğunuz ülke bile Çarlık Rusyasının dağılmasının üzerine kuruldu Erivan'da. Nüfusunuza güvenerek Anadolu'da da bunu denemiştiniz işler Avrupa'nın lehine görünüyor diye, ama kalkıştığınız gibi oturdunuz yerinize işte. Buradan sürülünce de gittiniz Erivan'a. Soykırım mı lan bu? Soykırımın ne olduğunu biliyor musunuz siz?
Her şeyi geçtim, bu ülkeye bağlılığını gösteren yığınla Ermeni hala bu ülkede yaşıyor. Atıyorum Kayserili dediğiniz insanların yerlisinin azımsanamayacak kısmı Ermenidir hala. Özellikle Ermenilerin yoğun olduğu bölgelerde soyadı "oğlu" diye biten çok fazla aile "yan" isminin uyarlamasıdır, Ermeni ailesidir yani bunlar. Biliyorsunuz da bunu, benden daha iyi biliyorsunuzdur hatta, onlar niye sürülmedi peki? Acaba vatana ihanet etmedikleri için olabilir mi?
Sonuç olarak dediğim gibi hiç boş yere süslemeyin bu işi, 20. yüzyılın başında azımsanamayacak bir kısmınız Osmanlı'nın çöküşünü fırsat görüp Osmanlı ile omuz omuza savaşmak yerine "ölsün de leşini kemirip kendimize ülke kurayım" diye hayallere girdiniz ve ülkeyi sırtından vurdunuz savaşın sıcak zamanında. Bunun neticesinde de hak ettiğinizi buldunuz. Aha nihayetinde Osmanlı hala burada ve siz de ihanetinizin bedelini ödediniz. Buna soykırım diyerek ihanetinizi meşrulaştırmaya, hatta hiçe saymaya çalışıyorsunuz ama zavallılığınıza zavallılık katmaktan fazlası değil bu.
Hayır alternatiften bir gidelim, sizin öykünüz ne burada? Ne yapmasını beklediniz buna karşı devletin? Oturup sizin milisleşmenizi, köyler basıp insanlara tecavüz edip korkunç şekilde katletmenizi izlemesini falan mı beklediniz cidden? Size yenilmediği için mi suçlu yani Osmanlı? Sanki hepiniz bin senedir altında yaşadığınız ülkenin bekası için özverili şekilde uğraşıyordunuz da, devlet sırf Ermenisiniz diye size saldırmış gibi bir haller nereden geliyor? Böyle bir yalana sarılınca yediğiniz her bok meşrulaşıyor, hatta onları hiç yapmamışsınız gibi mi oluyor sanıyorsunuz? Manyak mısınız oğlum siz?
Soykırıma uğramadınız siz, bu adice, bu haince tutumunuzdan ötürü, düşmanla bir olup ülkeyi sırtından vurmanızdan ötürü, köyler yağmalayıp insanlar katletmenizden ötürü bu topraklardan sürüldünüz sadece. Kuruyla birlikte yaş yanmış mıdır, elbette yanmıştır, ama savaş ortamı, onu da siz düşünecektiniz bu işe kalkışmadan. Bu işe en baştan kalkışmayacaktınız altında kalınca ağlayacaktıysanız. Veya sürgün yolunuz zorlu olmuş mudur? Elbette pamuklara sarılıp sarmalanıp sürülmediniz, ama sürülmüş olmanız bile bir lütuftu yaptıklarınızın karşısında. Dahası yolda sizi esas öldürenler bile devlet değildi, zulmettiğiniz insanların aileleriydi. Çünkü nice insanın karısını, kızını, çocuğuna tecavüzler etmiş, korkunç şekilde katletmiştiniz. E bu insanlar da sürgün yolununuzu takip edip, yolunuzu kesip sorumlu gördüklerini katlettiler haliyle. Hal buyken de bunu öğrenmek size sürpriz olacak belki ama soykırım böyle bir şey değildir arkadaşlar. Hatta bu yaptığınız şeye karşılık olarak bir lütuftur bile bu sürgün. Bu topraklardan siktir olup gidebilmiş olduğunuz için bile teşekkür etmeniz lazım.
Bakın hiç suyu bulandırmadan şu cümleyi iyi okuyup devam edin hayatınıza yani; haince bir şey denediniz ve elinizde patladı. Soykırım da böyle bir şey değildir. Bu kadar.
@_LiberalStalin_@etnikce Muhalefetin en güçlü adayını aday yapmıyolar işte.Bilerek AKP'ye seçimi kazandıracak kişi aday oluyo. Nasılsa muhalifler kızar söver ama oy verirler diye. Günün sonunda hepsi AKP'ye yarıyor
Şu an Mansur Yavaş farkla kazanır ama bak gör ne yapar eder Özel aday olur kaybetmek için