Abla çocuğu başından savuşturup uyuyamadığı için biraz içerlemiş. 3-5 gün sonra sınıfta ağlayanlar var çocuğum etkileniyor diye diğer veliler şikayet etsek nolacak? Kısaca
Öğretmen BAKICI değildir.
Bir anne, çocuğunun öğretmeninin yeterince ilgili olmamasına isyan etti:
• Şimdi size bir şey soracağım. Kızım devletin anaokuluna gidiyor, yani seneye 1. sınıf olacak.
• Neyse bugün 5. gün artık. Çarşamba gününden itibaren ağlıyor. Çarşamba gününden itibaren öğretmen beni her gün arıyor ağlıyor diye ve ben de gidip alıyorum.
• Bugün "Hocam beni aramayın. Hani öyle alışmasın, ağlarsa ağlasın beni aramayın, bir kenarda ağlasın" dedim.
• Eve geldim, öğretmen bir saat sonra yine aradı. "Aslıhan Hanım, şimdi ağlayan bir çocuk daha olduğu için onun annesini arayınca sizi de aramak zorunda kaldım" diyor.
• "Hocam ben almaya gelmeyeceğim" dedim. "Ben o zaman size Azra'yı bir vereyim" dedi. Azra telefonda yıkıyor ortalığı: "Ne zaman geleceksin anne?" diye.
• Yani beni aramayın dememe rağmen aradığı için sinirlendim ben. Gittim okula, müdür yardımcısının yanına çıktım.
• Ya tamam, benim öğretmenle bir sıkıntım yok zaten ama konu şu ki öğretmen ağlayan çocukla uğraşmak istemiyor.
• Yani her çocuk ağladığında aramak ne demek? İki tane çocuk var sınıfında ağlayan, biri benim kızım. Ben "Hocam gelmeyeceğim" dememe rağmen hâlâ arıyor.
• Gerçekten psikolojim de ayrı bir yoruldu.
• Bakın, üçüncü çocuğum. İkisinde de aynı şeyi yaşadım. İkisinde de aynı şekilde ağladılar ama her öğretmen inanın o çocukları öyle sürükleyerek neredeyse aldı.
• Ondan sonra ben "Ağlıyor mu?" diye hatta pimpiriklenip sorduğumda "Aslıhan Hanım hiçbir şey yok şu anda. Her şey içeri girene kadar, siz merak etmeyin" dediler.
• Bunda da tam tersi. Ya bir de ben almaya gittim, müdür yardımcısıyla görüştükten sonra sınıfa indim Azra'yı almaya, Azra orada oyun oynuyordu, ağlamıyordu bile!
• Hani bana mesaj çekebilir ki "Aslıhan Hanım durdu, gelmeyin" onu bile yapmadı bana ya!
• Ben gittim, oyun oynayan çocuğu aldım geldim.
Bir tekstilci, eleman çalıştırma şartlarını açıkladı:
“Eleman lazım mı diyor lazım diyorum. 'Ne verecen?' diyor. Kardeşim önce bir gel.
Koşulları soruyor. Sabah belli; 8:30. Ama akşam saat 7, bazen 8, bazen 9, 10, 11, 12 oluyor işi bitirene kadar.”
Tek tek yanlış soruları öğrencinin gözüne sokuyorum ki bir daha almasın o yayını. Gözlerini milletin geleceğine değil cebine dikmiş soytarılar!
Hocamız işi tüm şeffaflığı ile anlatmış.
yayınevlerinin sizi nasıl gördüğünü özetleyeyim:
istanbul fuarında bir yayınevinin sahibi yanıma geldi. biraz muhabbet ettik, laf lafı açtı ve kitap yazma ve baskı işlerine geldi. ben kendisine “en az 4 farklı hoca kitabı çözmeden, akademik kontrol yapılmadan, soruların Türkçeleri okunmadan asla baskıya vermiyorum. içime sinmiyor. şekillerin çiziminden dizgisine, soruların kazanımlardan kapsamına kadar her şeyi didik didik etmeden öğrencilerin önüne çıkaramıyorum. Son 2 senedir bu alışkanlık oldu. ” dedim. kendisi de bana “hocam kaliteyi artırmaya hiç gerek yok. Piyasanın ayarlarıyla oynama. Karşımızdakilerin %90’ı zaten bunları anlayabilecek insanlar değil. Öğrenci yarı yarıya sayfa sayısı olan kitapları fiyat karşılaştırması yapacak kadar bu işten anlamıyor. senin bu yaptığın masraf kitabın fiyatını artırır. ben 1 hocaya kontrol ettirip baskıya veriyorum. ekstra edeceğim masrafı influencer’lara aktarıyorum. bu sayede algıyı oluşturuyorum. zaten kitabın hocası popülerse artık saman kağıda da bassam alacaklar. bir video ders kitabımızda 580’e yakın sorunun 70 tanesi hatalı çıktı ama algıyı iyi yönettik şimdi çocuklar kitaba tapıyorlar” dedi.
piyasanın yarısından fazlasına göre siz yolunacak kazsınız. algıyı yöneten size vasat işleri “kaliteli” etiketiyle satıyor. sürümden kazanıyorlar. çözdüğünüz denemelerdeki hata oranını düşünün. cevap anahtarı hatası, kelime hatası, mantık hatası, çizim hatası… titiz hazırlanan hiçbir kitapta bunlar 2-3 soruyu geçmez.
ben bu işi para kazanmak için değil, kaliteli iş üretmek için devam ettiriyorum. derdim para olsaydı yayınevlerinden gelen en düşük teklifi dahi kabul etsem şimdi dünyalığımı yapmış köşeye çekilmiştim.
ayt ilk 17 kitap olarak son işimdi. Artık asla uğraşmayacağım.
sözlerimi gabor mate’in dağınık zihinler kitabından güzel bir sözüyle bitirmek isterim:
“siz sizden yardım istemeyenlere yardım etmekte acele etmeyin. boğulmakta olan herkesin yardıma ihtiyacı yoktur. bazıları boğulmak ister.”
Liseden mezun olalı yıllar oluyor. Öğretmen oldum ama hala liseden öğretmenimi gördüğümde elimdeki sigarayı atıyor ayağa kalkıyorum, elini öpüyorum. Şimdi benim öğretmenlik yaptığım kitlenin çoğunun velisi cimere yazar “ Öğretmen öğrencimi görünce ayağa kalkmadı.” Diye.
İlk arabam 1986 model bir Broadway'dı. #TÜVTÜRK sağ olsun ilk kez tecrübe ettiğim araç muayenesinden ''Arka emniyet kemeri yok.'' diyerek ağır kusurlu sayıp muayene tekrarına bıraktı. Ama bilin bakalım araçta orijinal olarak ne yoktu ? Evet arka emniyet kemeri. :)
700 tl sınav ücretini veremeyen de okumasın diyenler gördüm siz hiç yokluk görmemişsiniz. bildiğiniz yokluk yokluk olmadığı icin boş boş konuşuyorsunuz. 2 sınava girsen 1400 tl. yoksul aileye de bakalım 1400 tl para mı diye.sınanmadığı durumlara üstten üstten yorum yapan insanlara tekme atmak istiyorum
@asayisberkemal0 Katalizör yokki düşsün. Boğazdan düz boru yapmış gardaşım. 😁 Çukura girip katı düşen arabayla gaz açılmaz, efendi efendi sanayiye gidilir.
📌En Yaşlı Otomobillere Sahip İller
1. Tokat: 18,9 Yaş
2. Yozgat: 19,1 Yaş
3. Sinop: 19,2 Yaş
4. Zonguldak: 19,4 Yaş
5. Osmaniye: 19,5 Yaş
6. Amasya: 19,8 Yaş
7. Çorum: 19,8 Yaş
8. Kırıkkale: 20,0 Yaş
9. Kastamonu: 20,1 Yaş
10. Karaman: 20,8 Yaş
Süleymaniye'yi yaratan bir milletin çocukları, bugün Türk şehirlerini çirkinleştiren beton yığınlarına tahammül etmemeli, aynı teknik ve malzeme ile çağın en güzel mimari eserlerini vücuda getirebilmelidir.
#MehmetKaplan / Kültür ve Dil
Sanal bahis öldürür!
Korkmayın, çekinmeyin destek alın!
Değerli Meslektaşlarım öğrencilerinize abi olun abla olun, bu illete gencimizi yaşlımızı sömürtmeyin!