“Para için değil, onurumuz için!”
Bugün, intihar ederek hayatına son veren emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’ndan gelen acı haber, yıllar boyunca namusuyla görev yapmış, ömrünü bu vatana adamış insanları ekonomik çaresizliğe ve yalnızlığa mahkum eden kara düzenin iflasıdır.
Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet; kederli ailesine, tüm Emniyet teşkilatına ve yurttaşlarımıza başsağlığı ve sabır diliyorum.
Güzel Türkiye’mize dayatılan bu onur kırıcı tablonun hesabını hep birlikte soracağız.
Kimseyi yalnız bırakmayacağız.
Özgür Özel'den Mansur Yavaş'ın istifasına ilk yorum:
"Kendisine kararından hemen sonra açtığım tebrik telefonunda, kararına duyduğumuz saygıyı ve kararının kendisi ve memleket için hayırlı olmasını dilediğimi ifade ettim.
'Ya benimsin ya kara toprağın' diye bir şey yok. Hele hele Mansur Yavaş gibi bir siyasetçinin, seçimsiz gelmiş ve iktidar tarafından atanmış butlan yönetiminin kaprisleriyle terbiye edilmesi söz konusu olamaz.
Bundan sonraki süreçte kendisinin birinci sorumluluğu Ankara'ya ve kendisine oy vermiş olanlara karşıdır."
Ülkücü Yavaş darbecilerden ayrıştı. Solcu, devrimci, mücadeleci Zeydan Karalar ve Vahap Seçer butlancıların kollarında özgürlük pazarlığı yapıyor.
Demek ki neymiş?
Bu kavgada "Sağcıdır satar." geyiklerine değil, iyi insanlara ihtiyaç varmış.
Tarihsel bir ders olsun herkese.
Ben irademi Saray'ın kapısına değil,
86 milyonun vicdanına teslim ettim.
Saray'ın tebası, uşağı, kul kölesi olmayı reddettim. Milletin evladı, bu toprağın evladı olmayı seçtim.
PUSU SİYASETİ
CHP’nin 38. Kurultayını Özgür Özel liderliğindeki değişimcilerin kazanması akabinde, hiç zaman kaybetmeden Ankara’da bir ofis tutarak üyesi olduğu partiye yönelik dava ve operasyon süreçlerini bizzat yöneten ve yönlendiren Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin son dönem siyaseti üzerine okuma yapabilen herkesin beklediği gibi mahkemeden istediği kararı aldı ve çok istediği koltuğa yeniden oturdu.
Peki sonra ne oldu?
Boşalan koltukların çevresinde, siyasette unvan ve statü arayan kalabalıklar toplandı. Geçmişine, siyasi birikimine, temsil yeteneğine ve toplumdaki karşılığına yeterince bakılmadan çok sayıda insana makam dağıtıldı. CHP’yi kamuoyu önünde temsil edebilecek mi, iki tutarlı cümle kurabilecek mi, siyasal bir fikri veya toplumsal bir projesi var mı diye sorulmadan parti kadroları dolduruldu.
Bunlar Türk siyasetinde ilk defa gördüğümüz şeyler değil. Türk siyaseti seksen yıldır makam dağıtarak, sadakat satın alarak ve liyakati geri plana iterek kirleniyor. Bu nedenle toplum için kalıcı değer üretilemiyor.
Benim asıl sözüm, bu koltuklara koşanlara değil.
Benim sözüm; Oğuz Kaan Salıcı, Muharrem İnce, Vahap Seçer, Zeydan Karalar, Gürsel Erol ve Ümit Uysal gibi siyaseti okuyabilecek birikime, deneyime ve entelektüel kapasiteye sahip isimleredir.
Siz, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi yetersizliğini herkesten daha iyi biliyorsunuz. Onun yönetim anlayışıyla CHP’nin iktidar olamayacağını da görüyorsunuz. Buna rağmen neden açık bir tutum almak yerine mevzilerinizde bekliyor, yuvarlak cümlelerle zaman kazanmaya çalışıyorsunuz?
Seküler seçmenin bunu anlamadığını mı sanıyorsunuz?
Yaşanan krizi fırsata çevirerek selden kütük kapma hesabı yaptığınızı, tarafların yıpranmasını beklediğinizi ve sonunda ortaya çıkacak boşluğa yerleşmeye çalıştığınızı görmediğimizi mi düşünüyorsunuz?
Sizi Orada Tutan Nedir?
Yarın hangi partiye geçerseniz geçin, hangi makamı hedeflerseniz hedefleyin, yine bizden oy isteyeceksiniz. Sekülerlerden, Atatürkçülerden, Cumhuriyetçilerden ve demokratlardan destek bekleyeceksiniz.
Öyleyse açıkça konuşun.
Sizi bugün bulunduğunuz yerde tutan nedir?
İktidarın yargı gücünden mi korkuyorsunuz? Başınıza bir şey gelmesinden mi çekiniyorsunuz? Eğer öyleyse çıkın ve dürüstçe söyleyin:
“Bir sonraki seçime kadar tarafsız kalacağız. Çünkü siyasi ve hukuki baskıdan endişe ediyoruz.”
Yok, eğer mevcut CHP yönetiminden memnun değilseniz ve partiyi kendiniz yönetmek istiyorsanız onu da açıkça ifade edin:
“Biz bu yönetimi doğru bulmuyoruz. CHP’nin yönetimine talibiz ve bunun için siyasal mücadele veriyoruz.”
Bunların ikisi de anlaşılabilir tutumlardır. Siyasette iddia sahibi olmak da korkmak da insana özgüdür. Ancak anlaşılması mümkün olmayan şey; gri alanlarda dolaşmak, hiçbir tarafa açıkça söz söylememek ve sonucu görmek için pusuda beklemektir.
Siz belki de kendi kişiliğinize uygun davrandınız ama sosyal demokrat bir siyasetçiye yakışanı yapmadınız. Ya da başka bir deyişle biz seçmenlerin beklediği hakkaniyeti ve netliği gösteremediniz.
İki tarafa da göz kırparak, herkesle arayı iyi tutarak ve kimin kazanacağı belli olana kadar bekleyerek lider olunmaz. Bu tavır size çok büyük güven kaybettirdi.
Üstelik seçmen, kimin ne yaptığını gayet iyi görüyor. Kimin ilkeli davrandığını, kimin koltuğunu düşündüğünü, kimin susarak fırsat kolladığını not ediyor.
Biz sekülerler, Atatürkçüler, Cumhuriyet sevdalıları ve vatanseverler bu süreçte herkesi daha yakından tanıdık. Söylenenlerden çok söylenmeyenlere, atılan adımlardan çok bilerek atılmayan adımlara baktık. Kimin nerede durduğunu ve aslında nereye göz kırptığını gördük.
Bu tavrı sürdürürseniz yalnızca sol siyasette değil, merkez siyasette bile kendinize yer bulmakta zorlanacaksınız. Sonunda siyasal yelpazenin en sağında, bugün uzaktan göz kırptığınız AK Parti ya da MHP çizgisinde siyaset yapmak zorunda kalabilirsiniz.
Çünkü seçmen, suskunluğunuzu tarafsızlık olarak değil, ülke bu kadar hassas bir dönemdeyken, bunu umursamadan kendi ikbal beklentileriniz doğrultusunda geleceğe yaptığınız bir siyasi yatırım olarak okuyor.
Bakalım zaman kimi haklı çıkaracak?
Siz de göreceksiniz, biz de.
Ama şunu unutmayın: Seçmen bir çok hatayı affeder, fakat kendisini aptal yerine koyanları kolay kolay unutmaz.
@doganay_gulsah Lider dediğin sinsi olacak demi😊
Ne böyle içi dışı bir olduğu gibi olmayacak😊
Mesela ben hiç bir zaman aday olmam
Arkadaşlar göstermiş diyecek...
2023 yılında adeta sandığa gömülmüş bir Parti'yi Kurultay'da her türlü baskıya rağmen seçimle kazanarak ayağa kaldırmışsın ve üç beş ay sonra yapılan yerel seçimlerde Parti, tarihinde eşine az rastlanır biçimde tarihi bir zafer kazanmış. Ve her şey o anda başlıyor... "Herkese ulaşalım, elimizi uzatalım" dediğiniz politika, "normalleşme" denilerek ekranlarda yerden yere vurulsun, ilçe belediyelerinize ve eş zamanlı olarak büyükşehir belediyelerinize operasyonlar yapılsın ve başkanların ve cumhurbaşkanı adayın birer birer tutuklansın ama siz "Cumhurbaşkanı adayı erken belilendi" denilerek eleştiri yağmuruna tutulun. Yıllarca Parti'de görev almış belediye başkanları tek tek karşı tarafa yanlamaya başlasın ama sen yine "Yapay zeka ile aday belirlersen böyle olur." cümleleriyle hedefe oturtul. Yetmesin Parti'ne mutlak butlan atansın ve Partin butlancılara teslim edilsin ama siz yine "mutlak butlana yönelik hiçbir hazırlık yapılmadı" denilerek ekranlarda eleştirilin. Zorla çıkarıldığın Parti'nden on binlerle sel olup selin altında yürü ve milyonların çağrısına uyarak beş kuruş paran olmadan "yeni" bir parti kur ama sen yine "Parti'de kalıp mücadele etmediler." ya da "Parti, çok erken kuruldu." denilerek topa tutul. Millet istedi diye Parti'ne yenilik ile yakından uzaktan ilgisi olmayan "yeni" ismini koy ama sen, yine "İsim bile koyamadılar." denilerek ekranlara malzeme ol. İktidarın hazırladığı bir tasarıya çekincelerini tek tek belirterek ve tane tane açıklayarak "Çoğunluk olarak hayır diyoruz ama sonunda terör bitecekse yönetim katında sembolik olarak evet diyoruz." de ama yine birileri, "tutarsızlık" diyerek seni yerden yere vursun. Yaşanan bu "siyasi" tabloda Özgür Özel'in yerinde kim olursa olsun elli kez vazgeçmişti, yüz kez bırakmıştı. Bana ne diyerek Ankara siyasetinde olmayı kabul etmişti ama o, milleti tercih etti. Hatalar yapılıyor mu? Evet, yapılıyor? Yanlışlar oluyor mu? Evet, oluyor. Hatalar da yanlışlar da düzeltilmeye çalışılıyor. Gelen iyi niyetli bütün eleştiriler tek tek değerlendirmeye alınıyor. Ama en önemlisi Özgür Özel, herşeye rağmen kahramanlar gibi mücadele ediyor, yılmadan ve yorulmadan yoluna devam ediyor. Millete umut oluyor ve umut veriyor.
@yenipartiyiz@eczozgurozel
Bir Kılıçdaroğlu hikayesi!
Erkan Çakır, Muş Gençlik Kolları İl Başkanı iken, muhalefet açısından ölüm kalım meselesi olarak ele alınan seçimde Kılıçdaroğlu’na değil, Recep Tayyip Erdoğan’a oy verdi ve bunu da sosyal medyada paylaştı. “Partiden gideceksin” diye de Kılıçdaroğlu’na, verdiği oyun fotoğrafını sosyal medya üzerinden paylaşarak mesaj gönderdi.
Kılıçdaroğlu, butlan kararı ile CHP Genel Başkanı olduktan sonra Erkan Çakır’ı CHP Spor Kurulu Güneydoğu Anadolu Bölge Başkanlığı görevine getirdi.
Erkan Çakır, kendisi bile bu atamanın ne kadar saçma olduğunu görüp görevden istifa ettiğini duyurdu.
Kürsüdeki gözyaşları…
İBB soruşturması için aylardır aynı şeyi söyledim.
Eşler, çocuklar hedef ve rehin alındı, itirafçılık ailelere zulümle geldi, dedim.
Bunun canlı örneği dün kürsüde, mahkeme huzurunda yaşandı.
30 yıllık aile dostunun çirkin ithamlarına maruz kalan Ağaç A.Ş. Genel Müdürümüz Ali SUKAS, sanığa şunu sordu: “Oğlun tutuklanmasa bu ifadeyi verir miydin?”
Bu soru, kürsüdeki sanığı ağlattı. Gözyaşları aktı. 60 yaşını aşan kürsüdeki sanık, dostunun bu sorusuyla gözyaşlarını silerken “Bu soruya cevap vermek istemiyorum.” diyebildi.
Bu “ah”ların elbet bir faturası olacak!
Bu zulmün adil yargı önünde elbet bir sonucu olacak!
Butlan yönetiminin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayına ilişkin mutlak butlan kararına karşı yapılan temyiz başvurusundan feragat etmesi, aylardır yaşananların ne olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.
Daha dün “hukuk” diyerek CHP’nin yönetimine el koyanlar, bugün o hukuki sürecin Yargıtay denetiminden geçmesini dahi istemiyor.
Sorulması gereken soru çok açık: Madem bu kararın hukuka uygun olduğuna inanıyorsunuz, Yargıtay incelemesinden neden kaçıyorsunuz?
Temyizden feragat edilmesi, Yargıtay’dan mutlak butlan kararını ortadan kaldırabilecek bir sonuç çıkma ihtimalinden duyulan kaygıyı, korkuyu ve paniği ve göstermektedir.
Sürecin en başından beri anlatıyoruz. Yaşanan süreç bir kurultay tartışmasının çok ötesindedir. CHP üyelerinin, delegelerinin ve seçilmiş kurullarının iradesi mahkeme kararları ve siyasi mühendislik yoluyla ortadan kaldırılmış, ardından parti yönetimine el konulmuştur.
Bugün yapılan da bu el koyma işlemini kalıcı hale getirme girişimidir.
Bunun adı CHP’ye çökme operasyonudur.
Milyonlarca seçmenin iradesiyle, yüz yıllık bir partinin üyelerinin iradesiyle ve delegelerin oylarıyla kurulamayan bir yönetimin meşru değildir.
Tarih, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesine kimlerin sahip çıktığını da kimlerin bu iradenin gaspına ortak olduğunu da kaydedecektir.