İsrail, eceli gelen mahlukun cami duvarına işemesi misali; Gazze'den sonra Suriye'yi, ardından İran'ı ve şimdi de Türkiye'yi açıkça hedef alıp tehdit etmeye başladı.
Dilerim Allah (cc), bu azgınlıklarını İsrail'in "yükselttiklerini yerle bir edecek" (17/İsrâ,7) o sürecin başlangıcı eyler.
Allah'ın (cc) El-Vâsî’ isminin maddi ve manevi tecellileri, insan bedenindeki muazzam donanımlar ve darlık zamanlarında ilahi genişliğe müracaat etmenin ameli boyutları El-Esmau'l Husna 60. derste anlatılıyor.
Tamamını İzlemek İçin:
https://t.co/xOyiFWfeAt
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
🔴Türkiye’den çıkış yaptıktan sonra Irak hükümeti ve Kuzey Irak yönetimi tarafından Irak’a geçişine izin verilmeyen Filistin Konvoyu gönüllülerinin bekleyişi 5. gününe girdi.
🔻Konvoyda bulunan aktivistler açlık grevine başlama kararı alırken, açlık grevine başlayan aktivist sayısının 28’e ulaştığı açıklandı.
🔻Bağdat ve Erbil yönetimleri, 6 otobüsten oluşan konvoyun geçişini hiçbir gerekçe sunmadan engellemeye devam ediyor.
#FilistinKonvoyunaYolAç
İçeriden Bir Şahitlik: Cezaevi mi, Suç Akademisi mi?
"...Suç üreten sistemin bu kısır döngüsü; Avrupa Birliği’nden kopyalanan uygulamalarla, hayatında hiç cezaevi görmemiş bürokratların hazırladığı masa başı raporlarla ya da peş peşe çıkarılan yargı paketleriyle çözülemez..."
Halis Bayancuk Hoca’nın, Özgürce Dergisi’nin 2. sayısında yayımlanan yazısını sesli dinlemek için: https://t.co/MhzgDWnISI
21 Ağustos Narin’in kaybolduğu/katledildiği tarih!
Ancak o günden beri sadece Narin değil, onun ailesi de aslında bir nevi katledildi! Namusları da dahil her konuda sayısızca iftiraya maruz kaldılar. Aradan geçen iki senenin sonunda artık kamuoyu daha bilinçli ve herkesin ortak talebi var:
Şeffaf bir yargılama.
#Şeytantepe
Narin’in katledilmesinin ardından kurulan medya linçi ve kumpas, geride kalan acılı bir aileyi toplumdan tamamen soyutladı.
Bir baba, evladının hasreti ve atılan iftiraların ağırlığıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Gerçekler ortaya çıkana kadar adalet arayışı bitmeyecek.
#Şeytantepe
Narin Güran cinayetinde deliller ortadayken kolluk ve soruşturma makamları sorgulama sırasında katil zanlısına âdeta "kurtarıcı" muamelesi yaptı.
Söylemediği sözler ifadesine eklenip kendisine teşekkür edilen bir süreçle kumpas kurgulandı.
#Şeytantepe
Evladı katledilip namusuna iffetsizlik iftirası atılan anne Yüksel Güran, zindandan tüm iftiracıları lanetleşmeye çağırdı.
30 milyon insan delilsiz ve ispatsız bir namus iftirasına ortak edildi. Anne Yüksel Güran, "İftiralarınız doğruysa Allah bizim, değilse bir anneye iftira atan sizlerin boynunu kırsın. Amin deyin!" diyerek meydan okudu. Aylarca aileye çamur atanlar bu çağrı karşısında sus pus oldu.
#ŞeytanTepe
8 yaşındaki Narin’in bedeninde erkeğe ait cinsel sıvı (PSA) tespit edildi. Ancak mahkeme, 8 yaşındaki çocuğu biyolojik olarak "yetişkin bir kadın" sayan akıl dışı bir mantıkla bu en somut fiziki delili incelemeyip görmezden geldi.
#Şeytantepe
Adalet Bakanlığı'nın baskısıyla jet hızıyla hazırlanan iddianamede katilin kim olduğu ve cinayet sebebi yazılamadı.
Kamuoyu baskısını azaltmak için hazırlanan 14 sayfalık iddianamede somut hiçbir delil sunulamadı. Mahkeme, gerekçeli kararında bile "Cinayeti kimin ve ne amaçla işlediğinin tespit edilemediğini" itiraf etmesine rağmen aileye ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi. Hukuk değil, medya algısı galip geldi.
#Şeytantepe
"Bu cinayeti jandarma kararttı. Jandarmalar, Bahtiyar ailesi ve jandarmanın oyuncağı olmuş, savcının oyuncağı olmuş kimi gazeteciler katili esirgediler. Katille ilgili delillere ya müdahale ettiler ya onu kararttılar."
#Şeytantepe
Ulusal Kriminal Büro’nun "Narin’in ahıra giden karartısı" dediği görüntünün basit bir kaya kütlesi olduğu kanıtlandı.
Özel bir şirkete hazırlatılan raporda, çözünürlüğü düşürülmüş bir video üzerinden ahırın önündeki karartı Narin olarak sunuldu. Oysa aynı noktadan alınan yüksek çözünürlüklü fotoğraflarla, o karartının yıllardır orada duran sabit bir kaya olduğu belgelendi. Dava sahte delillerle yürütüldü.
#Şeytantepe