Korumasını üstlendiğim delice zeytini ve mahsulü.. Ölümsüz ağaç ismi atfedilen, zor koşullara dayanıklı, verimli antik tür.. Hiç bir aşılı türde olmayan etken maddeleri ile🌿
Los japoneses ponen jengibre en la leche… y cuando sepas el motivo no lo vas a creer. 🇯🇵🥛🫚
3 rodajas de jengibre + 1 rama de canela. Hierve 5 minutos. Al final, una cucharadita de miel. 🍯
Tómalo tibio. ⬇️
Dünyadaki jeopolitik, ekonomik ve teknolojik gelişmeleri anlamak ve geleceğe yönelik isabetli öngörülerde bulunmak için farklı uzmanlık alanlarına sahip analistleri takip etmek büyük önem taşır.
Küresel dinamikleri en iyi analiz eden, raporları ve kitapları dünya liderleri ile büyük yatırımcılar tarafından yakından izlenen öne çıkan analistleri birkaç temel kategoride derledim.
Harika bir seri oldu 👍 👇🏻
#ARŞİV | İşte Oslo Anlaşması böyle imzalandı. Mısır lideri Hüsnü Mübarek, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Arafat'a şöyle dedi: "İmzala şu anlaşmayı, o*** çocuğu!" Ve o andan itibaren Filistin halkının gerçek trajedisi başladı.
Kuzey Ege’de güzel şeyler oluyor;
İnsana, doğaya saygılı kaliteli üreticiler.
.Uluova süt ürünleri
.Rustik gurme
.Millassos
.Gemedere peynirleri
.Aronyamaronya
.Buta Assos zeytinyağı
.Nadas Fırın
.Vasbos şarap Paşaköy
.Doseluna şarap Korubaşı
Sanatsal faaliyetleri yaşamın bir parçası yapmaya çalışan insanlar.
.Ahmetçe 3 dükkan
.Damda Ahmetçe
.Dada Korubaşı
.Simurg inn
.Kozluyalı
Küçük ama özenli kafeler.
.Hayat Kozlu
.Avlu124
.Mucks cafe
.Pizzamera
.Satoriassos
.Marpessos
Ve daha niceleri.
Temiz bir deniz, serin hava, iyi insanlar, yaşamı sevmek için unutulmaz anlar.
Dondurulmuş. Lemon, tüm habis tümörleri iyileştirir, kanser hücrelerini tahrip eder ve kemoterapiden 1000 kat daha güçlü bir etkiye sahiptir.
Dondurulmuş limonun inanılmaz faydaları
Bütün limonu zarar vermeden nasıl kullanabilirsiniz?
Basit ... Buzdolabının buzdolabına limonu
Türkiye’deki tarikatların hemen hemen hepsi Atatürk’ün Yahudi olduğunu söyler. Laikliği ve Cumhuriyeti de Yahudi geleneğini Türkiye’ye getirmek için kurduğunu iddia ederler.
Ruhi Çenet’in Yahudilerle ilgili belgeselini izleyince tam tersini düşündüm. Bizdeki tarikat yapılarıyla o kadar çok benzerlik var ki...
Kapalı cemaat düzeni, dinî lidere bağlılık, kıyafet kuralları, kadın-erkek ilişkileri, kendi çevresi içinde yaşama ve dış dünyaya mesafe...
İşin ironik tarafı şu: Yıllardır “Yahudi düzeni” diye Atatürk’e saldıranlar, dönüp aynaya baksalar eleştirdikleri düzenin en yakın benzerini kendi cemaatlerinde görecekler.
Uzmanlar, dizlerdeki kireçlenmeyi (osteoartrit) ve sıvı kaybını; mekanik bir aşınma, fazla kilonun yarattığı sürtünme veya yaşlılık olarak sığlaştırır.
Diz kireçlenmesi mekanik bir kaza değil, sistemik bir enerji kıtlığı, kalsiyum metabolizmasının çöküşü ve eklem kıkırdağının ++
Mezopotamya’dan Roma’ya, Vikinglerden bugüne orta halli bir inek hep 1 ons altın değerindeydi.
Bu 5000 yıl önce de böyleydi bugünde böyle. Mesela;
1930’da bir inek almak isteseniz 22$ ödemeniz gerekiyor, aynı dönem 1 ons altın 20 dolardı
Bugün ikisi de 4–5 bin dolar civarında
ispanyollar dünyanın yarısını yönettiler, nasıl oldu da ing ve fransanın gerisine düştüler diye sormak çok haklı bi soru
1787 yılında, abdulhamitin madride gönderdiği ilk resmi osmanlı elçisi ahmet vasıf efendinin İspanya sefaretnamesini okumak gerekir bunu anlamak için, çünkü dönemi bizim dilimizde, bizim dünyamızda anlatan bi insan. vasıf efendi, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı görünen bu imparatorluğun içten içe nasıl çürüdüğünü bizzat yerinde görmüş ve adeta bi iktisatçı gibi satır satır teşhis etmiştir
vasıf efendi, amerikadan gemilerle gelen külçe külçe altın ve gümüşün ispanyol ekonomisini nasıl tembelleştirdiğini açıkça anlatır. ispanyolların kendi memleketlerinde fabrika açmak, zanaat geliştirmek yerine ihtiyaç duydukları her şeyi ingiltere ve fransadan hazır satın aldıklarını yazar. yani sömürgelerden gelen o devasa servet ispanyada kalıcı bir sanayi yaratmamış, yalnızca rakiplerinin sanayi devrimini finanse eden bi nakit akışına dönüşmüştür hatta o kadar çok altın gelmiş ki avrupada altın enflasyonu olmuştur
sefaretnamede dikkat çeken en vurucu gözlemlerden biri halkın ve soyluların iş ahlakıdır :D vasıf efendi, sokaklarda cebinde tek kuruşu olmayan ama asilzade olduğu için ticaret yapmayı, tezgah başına geçmeyi ya da fiziki çalışmayı onuruna yediremeyen binlerce insan olduğunu aktarır. hatta halkın tembel ve miskin olduğunu yazmıştır. üretim ve zanaat aşağılık bir meşgale görüldüğü için ekonomi tamamen dışa bağımlı hale gelmiştir
vasıf efendi granada sokaklarını gezerken hayran kaldığı sulama kanallarını, tarım arazilerini ve şehir mimarisini uzun uzun anlatır, ama sonra acı bi gerçeği vurgular, bu toprakların asıl üretici gücü, zanaatkarı ve mühendisi olan müslümanlar ve yahudiler zorla sürgün edilmiştir. nşitelikli insan sermayesi ülkeden temizlenince geriye işlenmeyen verimli topraklar ve atıl kalmış bir ekonomi kalmıştır
ülkedeki kiliselerin, manastırların ve ruhban sınıfının büyüklüğüne değinen vasıf, hiçbir şey üretmeyip sadece hazineden ve halktan beslenen devasa bir kitlenin varlığına dikkat çeker. en zengin toprakların ve sermayenin bu kurumlarda bloke edilmesi, üretim sermayesini tamamen kilitlemiştir.
hatta hatıratlarından hatırladığım en komik ve vahim olaylardan biri, yine vasıf efendinin anılarında asıl şok yaşadığı kraliyet olayı da budur, padişahın kral üçüncü carlos için gönderdiği resmi hediyeleri teslim ettikten sonra kraliyet ailesinin diğer üyelerinin özellikle veliaht prens veliahtın eşi maria luisa ve kralın diğer çocuklarının "Padişah bize niye ayrı hediye göndermedi?" diyerek açıkça tavır koyup elçilik heyetinden yüzsüzce pay talep etmesidir.
osmanlı protokolünde devletlerarası hediyeler yalnızca hükümdara takdim edilirken, ispanyol saray hanedanının sanki sıradan bi miras kavgası verir gibi padişahın krala getirdiği samur kürkleri, kıymetli kumaşları ve mücevherleri aralarında paylaşmaya kalkışması, yetmeyip vasıf efendinin kendi yanında getirdiği şahsi eşya ve paraları da kraliyet üyelerine dağıtmak zorunda bırakılması karşısında sefir çileden çıkmış ve koca bir hanedanın yabancı bir elçinin hediyelerine böylesine arsızca tamah etmesini sarayın ahlaki sefaleti ve tükenmişliği olarak not düşmüştür.
pasifikten atlantike kadar uzanan o haritayı savunmanın bedelini, ispanyanın tersanelerini ve askeri yapısını incelerken, bu kadar geniş bi coğrafyada kale ve donanma tutmanın getirdiği muazzam lojistik masrafların sömürgelerden gelen parayı misliyle eritip tükettiğini anılarında söyler, madrid sarayını mimari olarak son derece haşmetli ve debdebeli bulsa da, içerideki kraliyet ailesi ve görevlilerin yabancı bir elçinin hediyelerine bile göz dikecek kadar asalak, dedikoducu, kuralcı ve ahlaken çürümüş bi dünya içinde yaşadığını anlatırç. sokakları ise taş döşemelerine rağmen pis kokuların sindiği, çöplerin saçıldığı ve asıl mesleği olmayan, pelerinlerine sarınıp köşe başlarında aylaklık yapan gururlu ama sefil hidalgo kalabalıklarıyla dolu tekinsiz bi çelişkiler şehri olarak tasvir eder
okumak isteyenler için çok eğlenceli bi hatırat:
https://t.co/3bFcWFQWUN
📸 Bu adam, 140 yıl önceki Mekke’yi 250’den fazla fotoğrafla günümüze taşıdı…
Ancak çektiği fotoğraflar, adı ve imzası silinerek Avrupa’da yayımlandı. Gerçek ise onlarca yıl sonra ortaya çıktı.
👤 Onun adı Seyyid Abdülgaffar’dı. Bilinen ilk Mekkeli fotoğrafçı…
19. yüzyılda Mekke’de yaşayan Abdülgaffar, çok yönlü bir insandı. Hekimlik ve dişçilik yapıyor; saat tamir ediyor, silah üretiyor, altın ve gümüş eritiyordu.
Fakat adını tarihe yazdıran asıl yeteneği fotoğrafçılıktı. 📷
1880’li yıllarda Hollandalı müsteşrik Christiaan Snouck Hurgronje ile tanıştı. Zaten bir fotoğraf stüdyosu bulunan Abdülgaffar, ondan yeni teknikler öğrendi.
Snouck, Mekke’den ayrılırken fotoğraf ekipmanlarını Abdülgaffar’a bıraktı. İkili, daha sonra mektuplaşmayı sürdürdü. ✉️
🕋 Abdülgaffar, 1886-1889 yılları arasında 250’den fazla fotoğraf çekti:
▪️ Mekke’yi
▪️ Kâbe’yi
▪️ Kutsal mekânları
▪️ Hacıları
▪️ Mekke halkını
▪️ Günlük yaşamı
Böylece yaklaşık bir buçuk asır önceki Mekke’nin insanlarını ve hayatını ölümsüzleştirdi.
Ancak Snouck, bu fotoğrafların bir bölümünü Avrupa’da yayımlarken Abdülgaffar’ın imzasını ve Arapça notlarını sildi.
1889’da yayımladığı albümde onun adını vermedi ve kendisinden yalnızca şöyle söz etti:
🔎 Aradan onlarca yıl geçtikten sonra araştırmacılar, orijinal fotoğrafları ve ikili arasındaki mektupları inceledi.
Bazı fotoğraflarda Abdülgaffar’ın imzasını, mektuplarda ise eserleri Snouck’a gönderdiğini gösteren kanıtları buldular.
⚖️ Böylece fotoğrafların gerçek sahibinin hakkı teslim edildi ve eserler yeniden Seyyid Abdülgaffar’ın adına kaydedildi.
Bugün çalışmalarından oluşan koleksiyon Leiden Üniversitesinde korunuyor.
Romalı komşunuz var mı?
Var. Adı İtalyan. Adı Rum.
Roma yok oldu.
Romalılar isim değiştirdi.
Bizans bu topraklarda 1000 yıl yaşadı.
Onu bitiren 1071'de bir ordu, 1204'te bir yağma, 1453'te bir top oldu.
Doğum oranı değil.
Dünya nüfusu zaten doğurganlık arttığı için artmadı.
1800'de 1 milyardı. Bugün 8 milyar.
Bu sürede doğurganlık düştü.
Artan şey doğum değildi.
Azalan şey ölümdü.
Aşı. İlaç. Temiz su. Kanalizasyon. Tarım verimi.
Hiçbir millet az doğurduğu için yok olmadı.
Yenildiği için oldu.
Zengin olmanın 5 altın kuralı var maalesef, tüm başarı hikayeleri vs bu kurallarla ilgili
1- Doğru işi bulmak için çok ciddi araştırma yapmak
2- O işe odaklanmak
3- Zorluklara göğüs germek yıkılmamak
4- Daimi bir motivasyonla çok çalışmak
5- Kazandığını elde tutabilmek tasarruflu olmak
Bir yıldan fazla şekilde yapıyorum bu hareketleri, karın kaslarım gözle görülür şekilde büyüdü yağlar eridi sıkılaştım. 2 hafta şans verin karın bölgenizin sıkılaşmasını istiyosanız
Azerbaycan Karabağ’dan son zamanlarda tattığım en iyi bal diyebileceğim bir bal geldi. İçine biraz da gerçek, 1.kalite safran katılmış. Mükemmel bir ürün olmuş. Hiç tahmin etmezdim oradan bu kalitede bir bal çıkacağını.