@haritayikesIf Adıyaman'da onca senedir bana sofi diyen birine rastlamadım. Bi yerlerinizden uydurma olayınızı aşın artık başka şeyler deneyin.. sofi ne aw
🚨 If refereeing in Türkiye has reached the point where a blow to the face and a challenge from behind result in no foul, no card and no VAR intervention, there is a serious credibility problem.
This is not “referee discretion.” This is a failure to enforce the Laws of the Game.
How long can standards like this continue before FIFA and UEFA start asking serious questions about refereeing in Turkish football?
Bugün Beşiktaş'ın bariz golü bedavaya iptal edildi. Rakibin görmesi gereken bir net kırmızı kart es geçildi. Onlarca kez formalardan çekildi, sert fauller yapıldı, tek bir kart çıkmadı.
Maçta "görev" yapan hakem, maçın önüne geçti. Beşiktaş'ın 3 puanı çalındı.
Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyünden gelen görüntüler insanın vicdanını yaralıyor. Cizre ve Silopi’den fındık toplamak, alın teriyle bir lokma ekmek kazanmak için yüzlerce kilometre yol gelen 70’ten fazla mevsimlik tarım işçisi ve ailesinin saldırıya uğraması asla kabul edilemez. Hele o kamyonetin kasasında korkudan ağlayan çocukların görüntülerini hiçbir anne, hiçbir baba görmezden gelemez. Bir başka görüntüde ise iki genç kız, gözyaşları içinde ellerindeki tepsileri başlarının üzerine kaldırarak gelebilecek taş ve sopalara karşı kendilerini korumaya çalışıyor. Bir genç kızın kendisini bir tepsiyle korumak zorunda kaldığı o sahne, yaşananların vahametini anlatmaya tek başına yetiyor.
Bu insanlar Zonguldak’a gezmeye gitmediler. Evlerine ekmek götürmek, kışlık odununu, kömürünü alabilmek, çocuklarının rızkını kazanabilmek için Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna gittiler. Ahmet Arif’in o güçlü sorusuyla, “Anadolu’yum ben, tanıyor musun?” İşte o kamyonetin kasasında korkuyla birbirine sarılan insanlar da Anadolu’nun çocuklarıdır. Türkiye Cumhuriyetinin asli vatandaşlarıdır. Cizreli, Silopili olmaları onları bu ülkenin herhangi bir başka şehrinde yaşayan insandan daha az yurttaş yapmaz.
Eğer insanların memleketleri ve kimlikleri nedeniyle hedef alındıkları tespit edilirse bunun adı ırkçılıktır ve bunun karşısında devlet bütün ağırlığıyla durmalıdır. Kim taş attıysa, kim sopa kaldırdıysa, kim insanları hedef gösterdiyse hukuk önünde hesabını vermelidir. İhmali bulunan kamu görevlileri varsa onlar hakkında da gerekli idari soruşturmalar yapılmalıdır. Ayrıca böylesine hassas bir dönemde olayın arkasında toplumsal barışı hedef alan herhangi bir örgütlü provokasyon bulunup bulunmadığı da bütün yönleriyle araştırılmalıdır.
Türkiye tam da bin yıllık kardeşlik hukukunu yeniden güçlendirmeye çalıştığı bir dönemden geçiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu ülkede yaşayan herkesin kendisini eşit ve asli vatandaş olarak hissetmesine yönelik güçlü mesajlar verdiği bir süreçte, Türklerle Kürtler arasına yeniden nefret duvarları örmeye çalışan hiçbir anlayışa müsamaha gösterilemez. Üstelik Malazgirt Zaferi’nin yıldönümüne yaklaştığımız günlerde, yaklaşık bin yıldır aynı coğrafyada kader ortaklığı yapan insanların kardeşliğine taş atılmasına sessiz kalınamaz.
Biliyorum ki bu görüntülere Trabzonlu da, Rizeli de, Giresunlu da, Ordulu da, Samsunlu da karşı çıkacaktır. Birkaç kişinin yaptığını tüm Zonguldak insanına mal etmek de çok büyük bir haksızlık olur. Çünkü mesele Karadeniz ile Güneydoğu’nun, Türk ile Kürt’ün meselesi değildir. Mesele bu ülkenin ortak vicdanıyla ırkçılık arasındaki meseledir.
İlgili adli makamların failler konusunda süratle harekete geçeceğine inanıyorum. Çünkü sağduyu suçun üzerini örtmek değildir; kardeşlik de haksızlık karşısında susmak değildir. Kardeşlik, Cizreli bir çocuğun Zonguldak’ta korkudan ağladığını gördüğünde Trabzonlu bir babanın da Diyarbakırlı bir anne kadar yüreğinin sızlamasıdır.
Diyarbakır da bizim, Samsun da. Hakkâri de bizim, Zonguldak da. Trabzon da bizim, Bitlis de, Van da, İzmir de… Cizre de bizim, Silopi de. Bu ülke hepimizin. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda ve bin yıllık tarihimizde birlikte yazılmış ortak bir kaderimiz var. Birkaç kişinin attığı taş, kaldırdığı sopa ya da körüklediği nefret bu kaderi değiştiremez.
O kamyonetin kasasında ağlayan çocuklara devletin ve toplumun vereceği cevap çok açık olmalıdır: Siz yalnız değilsiniz. Bu devlet sizin de devletiniz, bu vatan sizin de vatanınız. Bin yılda kurulan kardeşliğimiz birkaç kişinin nefretinden çok daha büyüktür. Kimsenin bu kardeşliğe kara çalmasına izin vermeden metanetli ve sağduyulu olacağız; ancak suça karışanların da hukuk önünde hesap vermesini sonuna kadar isteyeceğiz.