"İnsan kendini yalnızca insanda tanır." demiş Goethe. başkası sana ayna.. ancak kendin kadarını görebileceksin evet.. bu bir 'kimse kimseyi tanıyamaz' hikâyesi
yorulduk.
yükü değil, insanı taşımaktan. omzumuzda değil, içimizde ağırlık biriktirmekten.
bizi yoran, işler değil. bizi yoran, varlığımızın sürekli açıklanmak zorunda bırakılması.
"nasılsın?" sorusuna otomatik cevaplar üretmek zorunda kalmak bizi yoran. geç kalışlardan, yanlış kavşaklara girmekten, yalnızlıklardan yorulduk.
kimsenin seni "daha iyi bir versiyonuna" çevirmeye çalışmadığı, eksiklerini göklere kazımadığı, hatıralarını suç mahalline çevirmediği bir yeri ararken yorulduk.
ne kadar haklı olursan ol, kendini hep suçlu hissettirenlerden; ne kadar verirsen ver, eksik kaldığını ima edenlerden; ne kadar özür dilersen dile, asla yeterli görmeyenlerden yorulduk.
birlikte susulabilecek insanları arıyoruz bu yüzden.
lafın lafı açmadığı, sessizliğin sükûta dönüştüğü, yan yana durmanın çaba istemediği ilişkileri ararken yorulduk.
artık ilişkiler performansla ölçülüyor; kimi ne kadar eğlendirdin, ne kadar meşgul ettin, ne kadar şaşırttın, ne kadar kendinden verdin?ve ne kadar tahammül ettin…
kalplerimiz artık sahici ilişkiler istiyor. stratejilerden, planlardan, hesaplardan uzak.
bu yüzden artık öyle ilişkiler arıyoruz ki; içinde yarış, yargı, yorgunluk olmasın. bir şey olmaya çalışmadan sadece "olduğumuz" hâliyle sevilelim. adımızı, tavrımızı, geçmişimizi, hayal kırıklıklarımızı, şakalarımızı, suskunluklarımızı sevsin birileri.
sırf biz olduğumuz için.
hayatı güzelleştiren insanların ortak özelliği, seni düzeltmek için değil tamamlamak için yanında durmalarıdır. yaralarını kaşımazlar, üstünü örtmezler. sadece bakar ve "ben buradayım" derler.
onlar hayatın nimetleri, şükrü nasıl eda edilir bilmiyorum.
ezgi akgül
19 ocak 2026 / ankara