Anayasamıza göre, savaş ortamında bile hak ve özgürlükler ancak durumun gerektirdiği ölçüde durdurulabilir.
HALK TV operasyonu, demokratik hukuk devletini ve demokratik toplumu yadsımaktır.
Kayyum atanan Halk TV çalışanlarından ortak açıklama:
“Bundan sonra hangi mecrada ne olur onu bilemiyoruz. Ama tarih bunları yazar. Tarihin doğru tarafında durma gibi bir bilinçle hareket ettik. Bundan sonra da öyle olacaktır.”
https://t.co/aCRoAr0P76
HALK TV ÇALIŞANLARINDAN ORTAK AÇIKLAMA:
Suat Toktaş: "Anakumandayı teslim alamadık, teslim alsaydık size yayından veda ederdik.
Fakat gazetecilik bitmez. Yayında veda edemedik ama bir biçimde sesimizi duyurmaya çalışacağız"
#İBBDavası'nda 2.Celse 34.gün
"Bugünkü Türkiye bütünüyle totaliter bir rejim değildir.
Seçimler hala yapılıyor.
Muhalefet hala var. Millet hala direniyor.
Bu tür rejimin bir adı var:
Rekabetçi otoriterlik."
19 aydır Silivri’de tutuklu olan
İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı #Ekremİmamoğlu kürsüde:
"Geriye son bir denetim kaldı.
Milletin sandıkta iktidarı değiştirme gücü.
Şimdi o gücün nasıl elden alınmak istendiğini anlatacağım.
Varılmak istenen yerin adını koymayı da gerektiriyor.
O yerin adı totalitarizmdir.
Kıymetli milletim, anlamı yükü ağır bir kelime totalitarizm.
Bu kelimeyi gelişigüzel kullanmıyorum.
Öfkeyle de kullanmıyorum.
Ne demek istediğimi anlatacağım.
Burada da üç kavram çok öne çıkıyor: Otoriterlik, totalitarizm ve faşizm.
Otoriter birleşik iktidarı tek elde toplar. Muhalefete dar bir alan bırakır.
Toplumun bir kısmını susturur ama hayatın her alanına girmez.
Totaliter bir rejim ise bununla yetinmez, daha ileri gider. Toplumun bütününü ele geçirmek ister. Devleti, partiyi, ekonomiyi, basını, okulu, aileyi, hatta insanların düşüncesini tek bir iradeye bağlamak ister.
Kendisinden bağımsız hiçbir şey bırakmak istemez.
Bakın totaliter iktidarın ilk işi insanları yalnızlaştırmaktır.
Birbirine güvenmeyen, birbiriyle örgütlenemeyen, birbirinden korkan insanlar ister, kutuplaşan insanlar ister.
Onun için benden olmayan bertaraf olsun anlayışı tesadüfen bu millete anlatılmamıştır.
Çünkü yalnızlaştırılmış insan kolay yönetilir.
Yalnız insan itiraz edemez.
İkinci işi de gerçekçe, gerçekle yalanı birbirine karıştırmaktır.
Totaliter düzenin en ideal yurttaşı doğruyla yanlış arasındaki farkı ayırt edemeyen, bir süre sonra umursamayan insandır.
Her gün yeni bir yalan, her gün yeni bir düşman.
Düşmansız duramaz, her gün düşman üretir.
Bir gün terörist der, bir gün başka bir şey uydurur.
Bir süre sonra insan neyin doğru olduğunu sormaktan vazgeçer.
Yalnızcılık ve yalan, totaliter hayalin iki ayağı budur.
Faşizm ise bu düzenin tarihteki en karanlık biçimidir.
Ve faşizm bir gecede gelmez.
Ekonomi krizin, korkunun, aşağılanmış duygusunun çinde büyür.
Seçkinlerin bir kısmı onu kendi düzenlerini kurmak için yanına alır.
İlk ülkeleri de her zaman örgütlü toplumdur.
Önce sendikalar, sonra muhalefet partileri, sonra basın, sonra bağımsız yargı ve en sonunda düşünen her insan.
Bunun bir de ekonomi kökü var.
Toplum bütünüyle piyasanın insafına bırakıldığında insanlar koruma arar.
O koruma demokratik yollarla sağlanmazsa boşluğu otoriter hareketler doldurur.
Yoksullaşan, güvencesizleşen, geleceğini göremeyen bir toplum.
Ona bir düşman gösteren her sese daha kolay kulak verir.
Faşizm her yerde aynı kılıkla gelmez ama işaretleri hep aynıdır.
Farklı olandan korkmak, muhalefeti ihanet saymak.
Her yerde bir komplo görmek. Düşmanı hem çok güçlü, hem çok aşağılık göstermek.
Hakaretin en büyüğünü, işte en güdüçte bahsettiğim gibi masumiyet karnesini yerle bir etmek, insanlara her türlü iftirayı atabilme hakkını kendinde görmek.
Ve hayatı zorlaşan, geleceğinden korkan insanların öfkesini sorunlarının asıl sebebinden uzaklaştırıp bir ötekine yöneltmek.
Bu işaretlerin her birini bu ülkede her gün görüyoruz.
Bir ekranda, bir kürsüde, bir iddianamede.
Şimdi bugünkü Türkiye'nin adını koyalım.
Bugünkü Türkiye bütünüyle totaliter bir rejim değildir.
Seçimler hala yapılıyor.
Muhalefet hala var. Millet hala direniyor.
Bu tür rejimin bir adı var:
Rekabetçi otoriterlik.
Yani seçimin yapıldığı ama yarışın adil olmadığı rejimler.
Türkiye yıllardır bu kategoride anılıyor.
Ama mesele bugünkü durak değil. Mesele gittiği yöndür.
Bugün karşımızdaki iktidar totaliter bir hayalin peşindedir.
Daha rakipsiz bir siyaset, rekabetçi otoriterlikten rakipsiz bir siyasete geçişin taşları dizilmek isteniyor.
...
Muhalefet partilerinin milletvekilleri, şu anda toplumda en korunaklı kesim sizsiniz, dokunulmazlığınız var, lütfen bunu iyi kullanın, saçma sapan etkisiz yöntem ve söylemleri bırakın, slogan laflar yerine gündemi bizzat belirleyin, krizlerde siyasi inisiyatifi elinizde tutun, sahada olun, iktidarın dayattığı gündemi değil kendi gündeminizi konuşturun. Yapılmıyor demiyorum ama sizlere gerçekten çok iş düşüyor.
Dün Trump'a Yemen operasyonunda Türkiye'nin operasyona katılmasını isteyip istemeyeceklerini Halk TV Washington Temsilcisi Serra Karaçam soruyor
Bugün Halk TV'ye kayyum atanıyor.
YENİ Parti Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır:
"Halk TV abluka altında değil; demokrasimiz, düşünce özgürlüğümüz ve basın özgürlüğümüz abluka altında"
Ekrem İmamoğlu: 19 Mart sabahı önüme iki dosya kondu. Yolsuzluk -İBB- ve Kent Uzlaşısı. Kent Uzlaşısı saçma sapan kurguydu, iftira doluydu. Burada suç olan ne? "Batıda yaşayan Kürtleri Meclis'e sokmak" imiş. Daha kaba söyleniyordu iddianame. Ben İstanbul İttifakı dedim DEM Parti Kent Uzlaşısı. Ne var bunda? #İBBDavası
İmamoğlu: Operasyon bağımlısı bakan bu iktidarı bağımlı hâle getirdi, AK Parti'yi uyarıyorum
🗣️ "Güzelim ülkemizi operasyon sahasına çeviren akıl, Halk TV'ye el koydu, yayınlarını kesti. Daha geçen hafta da T24'ün sesini kestiler. İsmail Saymaz ev hapsinde, Murat Ağırel ev hapsinde. Niye? Millet hiçbir şey duymasın! Millet hiçbir şey okumasın! Akıl alır gibi değil"
🔗 https://t.co/yC8C1LED3M
➡️ https://t.co/zd2RrtgljA
➡️ https://t.co/EVuqivGTz0
AKP’nin kadrolu kayyımı: Halk TV’nin başına atanan İbrahim Paşalı’yı nereden tanıyoruz?
Daha önce Flash Haber, Habertürk, Show TV, Bloomberg HT ve Tele1’e kayyım olarak atanan İbrahim Paşalı, şimdi de Halk TV’nin başına kayyım olarak atandı. Peki, kimdir bu isim?
https://t.co/rsIvbd01Kd
97 gündür takip ettiğim davada, Ekrem İmamoğlu savunma yapacakken orada olamıyorum. Türkiye’de gazetecilik gerçeğidir bu.
meslektaşlarıma, meslek büyüğüm Zafer abiye teşekkür ederim. kolay gelsin…
Bu ülkenin vatandaşı kek!
orta vadeli ekonomi program ve hedefleri yabancılara yapılan sunumlardan öğreniyoruz
Bloomberg: Türkiye, gelecekteki devalüasyon riskinden kaçınmak için TL'nin daha hızlı düşmesine izin veriyor.
Bloomberg makalesine göre TCMB Başkanı Fatih Karahan, Bangkok'taki yatırımcılara, uzun vadede daha sert bir zayıflamayı önlemek için TL'nin daha hızlı değer kaybetmesine izin verildiğini söylemiş (özeti ani bir devalüasyon korkusu bizde de var)
Kaynaklar, kapalı kapılar ardındaki toplantıların içeriğini konuştukları için isimlerinin açıklanmamasını istemiş. (Özeti siz para babaları ona göre pozisyon alsın biz halka başla şey anlatıyoruz)
Canlı blog | İmamoğlu savunmada
"Kanunla yapılması gerekenler kararnamelerle yapıldı. Bir fırsata dönüştürülme gayretini çok net görüyoruz. Olağanüstü olan sıradan hale getirildi ve olağanüstü hal kalktığında bile o dönemin yetkileri kalıcı hale getirildi."
https://t.co/nMroO1I5Il
Kartal Anadolu Adliyesinde Fatmanur Çelik ve Hifa İkra’nın duruşmasındayız. Avukatlar ve vekiller olarak duruşma salonuna alınmıyoruz, muhatabımız hakim bile değil, mübaşir talimatları kapı aralığından fısıldayıp gidiyor. Hakim duruşmayı kapalı yapacakmış!
Kimden neyi kaçırıyorsunuz?
Ekrem İmamoğlu:
Sonra gerçekten bu toplumun aldatılması ile ilgili bedeli keşke o kararı verenler ödese, onlar ödemiyor.
Bu ülkenin insanları ödüyor.
Kendi iktidarları döneminde yerle bir ettiği adaleti, güvenceyi ve güven ortamını faili meçhul cinayetleri operasyonlara çözerek yeniden tesis edecekleri bir adalet söz konusu olamaz.
Tabii ki bu ülkede faili meçhuller ortaya çıkartılsın.
Ama görüyoruz ki zaten son 20-25 yılda büyük çoğunluğu oluşan faili meçhul cinayetlerin sorgulanması, esasen yanlışın üstüne giden, yanlışı düzeltmeye çalışan gayretle bir algı süreci yöneten adalet mekanizmasının içindeki insanların gerçek anlamda cevap bekleyen birçok faili cinayetlere girmediğini de görüyoruz.
Ama mesele o değildir, mesele sistemdir.
Yani şöyle bakmamız gerekir:
Eğer siz bir yargı mensubundan önce siyasetçi üretip, sonra o siyasi görevden bakan yardımcılığından siyasi bir görev için başsavcı üretip, sonra aynı kişiyi adalet bakanı yapıp, hakimler savcılar kurulunun başına getirin, tüm bu mekanizmayı onun yetkisi üzerinden ve de bu sistemin içindeki insanları aynı şekilde görevlendirip bir ortam yaratırsanız buradan adalet çıkması mümkün değildir.
Bu hukuk güçlüye göre işlemeye başladığında adalet duygusunun kaybı mahkeme salonlarının çok ötesine çıkar.
Ahlak, adaletten söz etmek değildir.
Güç sahibiyken de adalete razı olmaktır.
Ahlak rakibini susturmak değildir, rakibinin de hukukunu koruyabilmektir.
Aksi durumda olanlar ahlaktan bahsedemez.
Adaletsizlik devletin tüm kurumlarını sarar; adaletsizlikle iktidarda kalacağını düşünenler, açıkçası en söyleyeyim, adaleti çöküşe sokarlar, iktidarı çöktürürler, devleti çöktürürler.
Bu çöküşle en önemli şey de biter; güven..
İşte o zaman huzur biter, ticaret biter, yatırımcı önünü göremez.
Esnaf kime güveneceğini bilmez, yatırımcı önünü göremez.
Genç, gelecek kapısında emeğinin mi etkili.. bir tanıdığının mı açacağını düşünmeye başlar.
Yurttaş hakkını aramak yerine güçlü birini bulmaya çalışır.
Hukukun yerini ise çıkar ilişkisi alır.
Liyakatin yerini sadakat, halkın yerini, hakkın yerini ise ayrıcalık alır.
Devletin şürmez dediğim şey tam olarak budur.
Denetim de aynı nedenle hayatidır.
Sayıştay, Devlet Denetleme Kurulu gibi yapılar iktidarın milleti adına denetlemek için vardır.
Denetleyen, denetlediği makamdan bağımsız olmalıdır.
Yanlışı gördüğünde söyleyebilmelidir.
Aksi halde denetim vardır ama denetleme yoktur.
Kurum vardır ama kurumsallık yoktur.
Kural vardır ama kuralın herkese eşit uygulanacağına güven yoktur.
Ve bugün bu ülkede yargıya güven, ifade ettiğim gibi %15'lere kadar düşmüştür.
Yargıya güvenmeyen bir toplum devlete de güvenmez.
Adaleti çökerttiğinizde devletin çökeceğinden az önce bahsettim.
Varılan yer, şimdi tabloyu bir araya getirdiğimizde; kurumlar ayaktadır ama işlevsizdir.
Meclis var ama denetlenmiyor, denetleyemiyor.
Mahkeme var ama bağımsız değil.
Basın var ama özgür değil.
Hatta kapatılıyor, kayyum atanıyor, gasp ediliyor.
Sendika var ama gücü kısıtlanmış.
Sivil toplum çökmüş.
Ekonomi var ama emeğin üretiminde değil, rant ekonomisi.
Ve bütün bunların faturası her seferinde emeğiyle geçinen milyonlara kesiliyor.
İktidarı denetleyecek kurumları zayıflatmak da yetmedi.
...