La derecha tiene de presidentes a un pedófilo en Estados Unidos, un matagatos en Colombia, una hija de dictador en Perú, un hijo de un nazi en Chile y un desquiciado sionista en Argentina.
La izquierda tiene de presidentes: un ingeniero en Cuba, a un profesor en Uruguay, un obrero en Brasil y una científica en México. La diferencia moral es abismal. 😎
Domingo de repaso. La semana en 3 datos:
1.El dólar ya se compra abajo de 17 pesos. No pasaba desde junio de 2024. ¿Que si es solo por las tasas altas? En parte. Pero nadie le presta a un país desordenado.
https://t.co/7xO4jedKs1 cada 100 dólares que exporta nuestra manufactura, 44 se generan en México (@INEGI_INFORMA). Nos dijeron “país maquilador” por décadas. Hoy casi la mitad del valor es nuestro.
3.El @FIFAWorldCup dejó 65 mil millones de pesos en 5 semanas. ¿Apenas 0.12% del PIB? Sí. Pero el Mundial no era un negocio: era una carta de presentación. Y el mundo se quedó con ganas de volver.
Peso fuerte. Industria con valor propio. Un país que recibió al mundo y salió aplaudido.
Tres datos, sin rodeos. Mañana sale el Producto Interno Bruto definitivo del trimestre del año y aquí con gusto lo platicamos.
🇲🇽🚀⚽️📈📊🌎🌍🌏😎.
@catrina_nortena@NDFrente Lo mejor de la historia es que es dinámica y pretérita. Todos lo saben, pero algunos fingen demencia. Mi Catrina esta en lo correcto.
La guerra de guerrillas en Michoacán, 1865.
"Esa guerra de cansancio, de jornadas fatigosas, en medio de las lluvias y el hambre, ha probado allí admirablemente. Además los pueblos de Michoacán favorecen a los nuestros y estos mismos dicen que los imperialistas pasan con desconfianza por ellos y no disimulan su odio a los habitantes que los acogen lo mismo. No cuentan más que con Pátzcuaro en la línea del Sur; porque las demás plazas son ocupadas por liberales tan luego como las evacuan los enemigos."
Ignacio Manuel Altamirano a Benito Juárez, Acapulco 17 de agosto de 1865.
Herkes ABD'nin borcunu konuşuyor. Asıl hikaye 13 yıldır Japonya'da yaşanıyor.
Dünyanın en borçlu gelişmiş ülkesi ABD değil.
Japonya'nın borcu milli gelirinin %215'i.
Herkes 30 yıldır bu ülkenin batmasını bekliyor.
Batmadı.
Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedel hiç konuşulmadı.
Nasıl batmadığını anlarsanız, ABD'nin bu hafta girdiği yolun sonunu da görürsünüz.
Size o hikayeyi göstereceğim.
Bu batış beklentisine yıllardır pozisyon açılıyor ve pozisyonun bir adı bile var.
Japon devlet tahvilini açığa satmak, yani Japonya'nın batışına oynamak, piyasada dul bırakan işlem olarak anılıyor.
Çünkü bu pozisyonu açanlar arasında dünyanın en zeki fon yöneticileri de vardı ve hepsi kaybetti.
Peki Japonya neden bir türlü batmıyor?
Çünkü hepsi yanlış felaketi bekledi.
Japonya'nın tahviline yeterli alıcı kalmayınca devreye merkez bankası girdi ve yıllar içinde devlet tahvillerinin yarısından fazlası onun kasasına geçti.
2016'da ise iş resmileşti ve faize tavan kondu. Merkez bankası, 10 yıllık faizin belli bir çizginin üzerine çıkmasına izin vermedi.
Bu araç da Japonya'nın icadı değil.
1942'de ABD kendi faizine %2.5 tavan koymuş ve savaş borcunu o yolla eritmişti.
74 yıl sonra aynı araç bu kez Japonya'da kullanıldı ve sonuç değişmedi. Beklenen kriz hiç gelmedi. Bedel ise 13 yıl boyunca taksit taksit ödendi.
O taksitlerin kaydını Ray Dalio yeni makalesinde yayımladı.
2013'ten beri Japon tahvili tutanlar dolara karşı %51, altına karşı %76 kaybetti. Japon işçisinin ücreti aynı dönemde ABD'li işçiye göre %55 geriledi.
Yen 40 yılın en düşük seviyesini gördü.
Japonya batmadı. Japonlar sessizce fakirleşti.
Dul bırakan işlemin sırrı da bu.
Batışa oynayanlar kaybetti, çünkü bu yolun sonunda ç��küş yok, halkın adım adım fakirleşmesi var.
Şimdi ABD'ye dönelim, çünkü aynı hikaye bu kez orada başlıyor.
ABD'nin borcu 40 trilyon doları aşmış durumda ve uzun vadeli tahvile alıcı azalıyor.
Yalnız bir fark var.
Japonya'da faizi bastıran el merkez bankasıydı. ABD'de bu işi Hazine üstlendi.
Hazine bu hafta uzun vadeli tahvilleri geri alma kararını açıkladı ve 30 yıllık faiz aynı gün %5.33'ten %5.19'a indi.
Ortada bir Fed kararı bile yoktu, hamle tamamen Hazine'nindi.
Üstelik bu seferki yöntem daha sessiz.
Geri alım parası kısa vadeli borçla bulunuyor, yani borç uzun vadeden kısa vadeye kayıyor.
O kısa vadeli tahvillerin en hızlı büyüyen alıcısı ise stablecoin şirketleri.
Yasa gereği topladıkları her doları bu tahvillere yatırmak zorundalar.
Sistem kendi kendini besliyor.
Uzun vadeli faiz düştükçe para riskli varlıklara yöneliyor ve kripto yükseliyor.
Bu haftaki yükselişin zemininde de bu var.
Kripto büyüdükçe stablecoin arzı artıyor ve toplanan dolarlar yeniden kısa vadeli tahvile akıyor.
Uzun vade kısaya, kısa vade kriptoya, kripto yeniden kısaya akıyor.
Japonya'nın tahvilini merkez bankası almıştı.
ABD'nin tahvilini ise telefonunda stablecoin tutan sıradan insanlar alıyor.
Trump'ın Bitcoin'i neden bu kadar istediği de bu tabloda netleşiyor.
ABD, Bitcoin için devlet rezervi kurdu ve Trump yeni alımlar yapmak istediklerini söylüyor.
Sebebi hayranlık değil, çift taraflı bir hesap.
Hesabın bir tarafı borç.
Kriptoya giren para stablecoin üzerinden ABD'ye borç olarak dönüyor.
Öbür tarafı ise Japonya'dan tanıdık.
Para eridiğinde değer ortadan kalkmıyor, adres değiştiriyor.
Yeni adres de hep arzı artırılamayan varlıklar oluyor. Çin bu yüzden yıllardır altın topluyor.
ABD ise aynı korumayı Bitcoin'le kuruyor.
Yani ABD masaya iki taraftan oturuyor.
Bir eliyle borcunu eritecek düzeni işletiyor, öbür eliyle de paranın kaçacağı varlığı şimdiden topluyor.
Peki bu yol ABD'yi nereye götürüyor?
Bugün iki ülke aynı yolda ters yönde yürüyor.
Japonya 13 yıl sonra çıkışı arıyor.
10 yıllık faizi bu ay %2.9 ile 1996'dan beri en yüksek seviyeyi gördü. Merkez bankasının eylülde yeni bir artışa gitmesi konuşuluyor.
ABD ise yolun daha girişinde.
Elbette ABD'nin sonu Japonya'yla aynı olmak zorunda değil.
Ama Japonya'nın 13 yılı geriye tek ders bıraktı.
Bu hikayede izlenecek şey çöküş değil, erimedir. Erimenin faturası önce paraya, sonunda da o parayı tutan herkese kesilir.
Son sözü bir asır öncesinin ünlü iktisatçısına bırakıyorum.
Keynes 1919'da, devletlerin enflasyon yoluyla vatandaşlarının servetinin önemli bir bölümüne el koyabileceğini yazmıştı.
Japonya'nın 13 yılı, bu cümlenin en taze kanıtı.
Bu benim kişisel analizim.
Gelişmeleri izliyorum. Sizi bilgilendireceğim.
ABD 40 trilyonluk borcu nasıl ödeyecek? Cevap 1946'da.
ABD'nin borcu bu hafta 40 trilyon doları geçti.
Bessent'e aynı gün bu borcun nasıl ödeneceği soruldu ve cevabı iki cümleydi. Sihirli bir şey yok, büyüyerek çıkarız.
Bu soru ABD'ye ilk kez sorulmuyor, en son 1946'da bu soru sorulmuştu.
O günkü cevabın gerçekte nasıl işlediğini ise IMF yıllar sonra hesapladı.
Size o hesabı göstereceğim.
Bessent aynı konuşmada geri alımların artık rutin olacağını, gerektiğinde 4 milyar doların üzerine çıkılabileceğini ve bunun bir kısmının piyasaya sinyal vermek için yapıldığını da söyledi.
Bu cümleleri aklınızda tutun, çünkü hikayenin sonunda yeniden karşımıza çıkacaklar.
Hikaye, İkinci Dünya Savaşı'nın bittiği günlerde başlıyor.
1946'da ABD'nin borcu milli gelirinin %106'sına ulaşmıştı.
Bu o güne kadar görülmüş en yüksek orandı ve ABD bugünkü soruyla karşı karşıyaydı.
Bu borç nasıl ödenecek?
Cevap bir vergi paketi ya da tasarruf planı olmadı.
Fed, 1942'de uzun vadeli faize %2.5 tavan koymuştu ve bu tavan tam 9 yıl korundu. Fed o yıllarda bağımsız bir merkez bankası gibi değil, Hazine'nin borçlanma penceresi gibi çalıştı.
Bu arada savaş sonrası enflasyon geldi ve 1947'de %14'ü gördü.
Devlet tahvili en fazla %2.5 verirken fiyatlar yılda %14 arttı. Yani parasını devlete emanet edenler kağıt üstünde faiz kazanırken gerçekte her yıl alım gücü kaybetti.
Mart 1951'de Hazine ile Fed anlaştı ve tavan kalktı. Ama düşük reel faiz dönemi onunla bitmedi, çünkü sonraki yıllarda da enflasyon çoğu zaman beklentilerin üzerinde geldi ve tahvil sahibinin gerçek getirisi sık sık ekside kaldı.
1946'da %106 olan oran, 1974'te %23'e inmişti.
Nesiller boyunca bu iniş bir büyüme mucizesi olarak anlatıldı. Savaş bitti, ekonomi büyüdü, borç küçüldü dendi.
IMF 2024'te yayımladığı bir çalışmada bu hesabı yeniden yaptı ve başka bir şey buldu.
Faiz baskısı ve beklenenin üzerinde gelen enflasyon olmasaydı oran 1974'te ancak %74'e inebilecekti, ama gerçekte %23'e indi.
Yani inişin küçük parçası büyümeydi, büyük parçası ise bastırılmış faizle beklenenden yüksek enflasyonun birlikte çalışmasıydı.
Üstelik o yıllarda borcun kendisi hiç azalmadı, dolar olarak artmaya bile devam etti. Küçülen şey borcun ekonomiye oranıydı, çünkü fiyatlar ve gelirler borçtan çok daha hızlı arttı.
Bunu eski bir ev kredisi gibi düşünün. Taksit alındığı gün ağırdır ama maaşlar ve fiyatlar yıllar içinde katlanınca aynı taksit önemsizleşir. ABD'nin borcuna olan tam olarak buydu.
Şimdi bugüne dönelim ve Bessent'in cümlelerini hatırlayalım.
Geri alımlar rutin olacak, gerekirse 4 milyarın üzerine çıkılacak ve bunun bir kısmı piyasaya sinyal olacak.
19 Ağustos'ta bunun ilk örneğini gördük. Fed faize dokunmadı ama Hazine geri alım kararını açıkladı ve 30 yıllık faiz aynı gün %5.33'ten %5.19'a indi.
1942'de uzun vadeli faizi tavanla tutan el Fed'in eliydi. Bugün uzun vadeli faizi aşağı çeken el Hazine'nin kendi eli.
Araçların adı değişmiş, işlevi değişmemiş.
Tarih tekerrür etmek zorunda değil, dönem farklı, dünya farklı ve bu sefer sonuç başka olabilir.
Ama bu hikayenin anlatt��ğı kural borçtan büyük.
Tarih boyunca büyük borçlar nadiren geri ödendi, çoğu zaman ya silindi ya da zamanla eritildi. Yük ise hiçbir zaman ortadan kalkmadı.
1946'da yükü taşıyanlar, parasını sabit faizde ve mevduatta bekletenlerdi. Devlet yükünden kurtuldu ve faturayı sessizce onlar ödedi.
Bugünün en büyük alacaklıları bu hikayeyi biliyor.
Çin'in altın alımının bir sebebi de bu, taşıyan taraf olmak istemiyor.
Çünkü para değer kaybettiği dönemlerde değer yok olmaz, arzı çoğaltılamayan varlıklara kayar.
Altının, gümüşün ve Bitcoin'in bu dönemlerde öne çıkması bu yüzden.
Bugün Bessent büyüyerek çıkarız diyor. IMF'nin hesabına göre geçen sefer çıkışı sağlayan şey büyüme değildi.
Sence bu sefer yükü kim taşıyacak?
Son sözü 250 yıl öncenin en büyük iktisatçısına bırakıyorum.
Adam Smith 1776'da şunu yazmıştı.
Milli borçlar belli bir noktayı aştığında, adil ve eksiksiz biçimde ödendiklerine dair bir örnek bile yoktur.
Kurtuluş hep bir iflasla gelir ve bu iflas bazen açıkça ilan edilir, çoğu zaman ise ödeme süsüyle gizlenir.
ABD'nin borcu bu hafta 40 trilyonu geçti. Smith'in aradığı o örnek hâlâ ortada yok.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri analiz ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
@mia33821573 Le baobab, au centre d'une cour ou d'une place, sert de lieu de rencontre et offre ombre et fraîcheur. Il constitue une contribution majeure du Mali à l'architecture mondiale. Merci de la photo.
HERÓICO 🚨¡LA MARINA RESCATA A DOS PERSONAS EN ALTAMAR! 🇲🇽🌊💪
Personal de la Armada de México rescata a dos pescadores en aguas del Pacífico a más de 240 kilómetros de la costa del estado de Chiapas que se encontraban sobre una hielera, mar adentro.