SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca h��zün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da. başına geliyor!
Alıntıdır
İlhan Selçuk'un harika bir yazısı. Defalarca okumakta fayda var.....
ŞAŞIP KALIYORUM …
🤢Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş;
🤢Ermeni Rus'la birleşmiş,
Doğu Anadolu'yu kana bulamış;
🤢Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş,
Batı Anadolu'yu ele geçirmiş.
🤢Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,
🤢Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..
🤢Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,
🤢yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk..
Nasıl kurtulmuşuz?..
Şaşıp kalıyorum...🤔
☘Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,
☘İngiliz'i İstanbul'dan nasıl çıkarmışız,
☘ dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?
⭐Yıl 1923
Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız;
⭐Yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz... .
.
⭐ Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?..
🤔2000'li yıllarda Nurcu tarikatının ardına
Bu kadar adam takılmışken,
🤢1923'ün yanmış yıkılmış Anadolu'sunda nasıl demokrasi yapacaksın?..
🤔Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
🤔Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,
🤢Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,
🤔Yurttaşlik yasası yok,
🤔Üniversiten yok,
Banka yok,
Burjuva yok,
Proletarya yok,
İhracatçı yok,
İthalatçı yok,
Sermayen yok.
🤔Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...
🤢Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?
🤔🇹🇷Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?...
🤔🇹🇷Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..
🤔🇹🇷Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..
🤔🇹🇷Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?..
🤔����🇷Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?
🤔🇹🇷1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?
🤔🇹🇷Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
🤔🇹🇷Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..
🤔🇹🇷Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?..
🤔🇹🇷Şaşıp kalıyorum...🤔
🤔🇹🇷2000'li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye'nin haline bakıyorum...
🤔🇹🇷Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
🤢🇹🇷⁉️Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..
🤢⁉️Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal'e saldıranlara bakıyorum...🤢⁉️
🤢🤔Daha çok şaşıp kalıyorum...🤢🤔
İlhan Selçuk
"Osmanlı seni saraya sokmadı... 1300 yıl öncesinden Orhon yazıtlarını anlıyorsun da, şunun şurasında dedense, Osmanlıyı niye anlamıyorsun?.. Ki “Osmanlıca”yı dayattınız... Çince sanki... Çünkü Osmanlı “ecdat” falan değil... Zaten Türkleri saraya sokmadılar... Sadrazamlar devşirme... Vezirler 32 milletten devşirme... Hadım Ağaları, iç oğlanlar, cariyeler, çeşnicibaşları devşirme... Ordusu devşirme... Saray muhafızları devşirmeler... Donanma devşirme... “Emir-i Ahur” Türk... Ahırlara bakan yani... Yıldırım Bayezid’in Bulgar Marya’dan doğma, Fatih Sultan Sırp Despina’dan, Kanuni Yahudi Helga’dan, Selim Rum Roksana’dan, III. Murat Yahudi Raşel’den, III. Mehmet Venedikli Bafo’dan, I. Ahmet Yunan Helen’den, IV. Murat Sırp Anastasya’dan, IV. Mehmet Rus Nadya’dan, II. Süleyman Sırp Katrin’den, II. Ahmet Polonyalı Eva’dan, II. Mustafa Rum Evemia’dan, I. Mahmut Aleksandra’dan, II. Osman Sırp Mari’den, III. Mustafa Fransız Janet’ten, I. Abdülhamit Fransız İda’dan, III. Selim Cenevizli Agnes’ten, IV. Mustafa Bulgar Sonya’dan, II. Mahmut Fransız Rivery’den, I. Abdülmecit Rus Yahudisi Suzi’den, Abdülaziz Roman Besime’den, V. Murat Fransız Vilma’dan, II. Abdülhamit Ermeni Virjin’den, Vahdettin Henriet’ten doğma... Çorbadan her kaşık aldıkça, yerine su koyun... Bakın ne oluyor sonunda... Dil dahi daha çok Arapça, Farsça... Konuş, bizim Osman anlamaz... Şimdi okulda kendi dillerini (!) “ders” yapmak istediklerine göre... Ki çocuklar çözebilirlerse baksınlar “ecdat” ne dedi?.. Türkleri yaklaştırmadılar, 1876 Anayasası’na kadar Osmanlı devlet belgelerinde “Türk” kelimesi geçmiyor zaten... Çöküş döneminde artık Türklere iş düştü, yedi cihana gönderilip destan destan savaştırdılar, kemikleri orada kaldı... Kısacası; Türkiye Cumhuriyeti, Türk Devleti’dir... Osmanlı değil... Dincileri çeken de burası; Türklük değil, İslam önde olsun... Bu nedenle de cumhuriyeti sevmeyip nefret ederken, akılları Osmanlı’da... Ecdat, Osmanlıca, saray ve sultanlık tutkusu budur... Bak Türk Milleti Cumhurbaşkanı yaptı... Yoksa “Emir-i Ahur” olacaktı... Olsa olsa..."
Bekir Coşkun
Mezun olmuş kızları için ailece bir fotoğraf çekip paylaşıyorsun. Yorumlar o kadar iğrenç ki, ne diyeyim. Aklı, kalbi ve vicdanı olan bir insan bu fotoğrafa bakınca ne kadar temiz ve güzel bir aile ortamı olduğunu hemen fark eder. Ancak aile olma bilincinden yoksun bir toplum, maalesef bu özel anı çirkefleştiriyor.
TikTok Nuray8242
@nasuhmahruki Bilmeden doğruyu söylemiş.
Gerçekten çatlak, akortsuz garip sesler çıkartan bir NEY heveslisinden kurtulma zamanı gelmiştir.
O da bunu vurgulamış.
“Neyden kurtuluyoruz” diyor.
Umarım kurtuluruz.
BİLGİLENDİRME
Cumhuriyet Halk Partisi’nde “mutlak butlan” kararıyla göreve döndürülen Parti Meclisi’nin 57 üyesinden 28’i istifa etti. Böylece, Parti Tüzüğünün 24/3 maddesi uyarınca hem Parti Meclisi hem de onun içinden seçilen Merkez Yönetim Kurulu resmen düşmüş oldu. Parti Tüzüğüne göre, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının 3’te 2’sinin (40’ın) altına düşmesi durumunda 45 gün içinde kurultaya gidilmesi zorunludur.
*CHP Tüzüğü - Madde 24/3:*
“Parti Meclisinde boşalan üyelikler, sırasıyla yedek üyelerle doldurulur. Parti Meclisine bütün yedek üyeler çağrıldıktan sonra, üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) altına düştüğünde Parti Meclisi için seçim yapılmak üzere Genel Başkan kırk beş (45) gün içinde kurultayı toplantıya çağırır.”
Türkiye’de artık vatandaş denize girmiyor…
Denize alınıyor…
Bir zamanlar sahiller kamunundu…
Şimdi kapısında fedai gibi duran görevlilerin…
Bir şezlong koyuyorlar…
Bir halat çekiyorlar…
Bir çit dikiyorlar…
Sonra denizi satmaya kalkıyorlar…
Deniz ne zamandan beri tapulu mal oldu…?
Kıyılar bu ülkenin insanınındır…
Üç beş işletmecinin değil…
Ama bugün Bodrum’da olan yarın her yerde olacak…
Önce küçük bir alan çevrilir…
Sonra “müşterilere özel” denir…
Sonra giriş paralı olur…
Sonra vatandaş kendi ülkesinde denize bakıp geri döner…
Adına da turizm derler…
Bu turizm değil…
Kamusal alan işgalidir…
Daha kötüsü ne biliyor musunuz…?
İnsanlar artık buna alışıyor…
Çünkü Türkiye’de en tehlikeli şey hukuksuzluk değil…
Hukuksuzluğun normalleşmesi…
Belediyeyi ararsın ulaşamazsın…
Bakanlığı ararsın cevap yok…
İşletmeye sorarsın “kurallar böyle” der…
Hangi kural…?
Kimin kuralı…?
Kıyı Kanunu diye bir şey var…
Ama belli ki bazı yerlerde kanundan daha güçlü olan şey kasa…
Para vermezsen kum yok…
Para vermezsen gölge yok…
Para vermezsen deniz bile yok…
Böyle ülke olur mu…?
Yavaş yavaş halk plajları dışında her yer küçük derebeyliklere dönüyor…
Bugün sahile zincir çeken…
Yarın sokağa da fiyat biçer…
Hukukun olmadığı yerde önce fırsatçılar gelir…
Sonra küçük mafyatik düzenler kurulur…
Ve en acısı…
Vatandaş kendi memleketinde misafir muamelesi görür…
💥En kısa zamanda halkın yüzme hakkına tecavüz eden otel lokanta ve bilimum yerleri isim isim yayınlamaya çalışacağım
Rahmetli Turgut Özakman'dan :
Düşünsene;
Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazetelerden Yunanlıların Ege' yi işgal ettiklerini okuyorsun.
Yaşadığın köye çok uzaktalar. Sana gelene kadar durdurulacaklarını ve köyüne gelemeyeceklerini düşünüyorsun.
iki gün sonra gazeteye bakıyorsun.
Komşu şehirdeler. Yolu yarılamışlar.
Endişeleniyorsun.
Birkaç gün sonra gazete de çıkmaz oluyor.
Çevre köylerden haber geliyor.
Hepsinin basılıp yakıldığını duyuyorsun.
Bıçak kemiğe dayanmış.
Gidecek yerin de yok.
Bekliyorsun. Sabah oluyor , akşam oluyor sonra tekrar sabah oluyor .
Belki bizim köye gelmezler diyorsun.
Köyden silah sesleri gelmeye başlıyor.
Kaçınılmaz son geliyor.
Artık senin köyündeler.
Düşünüyorsun.
Eşini kızını ve oğlunu kilere saklıyorsun. Silahını alıp evin camından dışarısını gözlüyorsun.
Dakikalar sonra evin önünde 30 kişilik düşman müfrezesi görünüyor.
Basıyorsun tetiğe.
Biri indi.
Bir daha basıyorsun. Bir düşman daha indiriyorsun
Üç dört beş derken mermin bitiyor.
Dalıyorlar evin içine. Dipçik ile suratını dümdüz ediyorlar.
Aman beni vurup gitsinler de ailemi bulmasınlar diye dua ediyorsun.
Buluyorlar.
Askerlerden üçü " Biz bunu bir sorgulayalim " deyip pis pis gülerek eşini sürükleyip ahıra götürüyor.
Diğer üçü de kahkahalar ile " Biz de bunu sorgulayalim" deyip kızını bahçeye çıkarıyor.
Askerlerden biri oğlunu işaret ediyor.
" Öldürün bunu. Büyüdüğünde intikam almak ister"
iki asker vurmak için oğlanı evin arkasına götürüyor.
Çaresizsin.
Beni vurun onlara dokunmayın diyorsun ama nafile.
Ellerin bağlı. Bir şey yapamıyorsun.
"Herşey buraya kadarmış" diyorsun.
Tam bu esnada köyde silah sesleri başlıyor.
Ancak bu sefer çığlıklar köylülerden değil düşman askerlerinden geliyor.
Türk askeri giriyor köye.
5 Mehmetçik evin arkasına koşuyor oğlanı kurtarmak için. Düşman askerini indirip oğlanı kurtarıyorlar.
4 Mehmetçik. Ahıra saldırıyor eşinin ırzına geçmesinler diye. Son anda yetişiyorlar. Orada ki düşman askerini de vurup hatunu kurtarıyorlar.
Diğer Mehmetçikler evin bahçesine dalıyor. Kısa sürede çatışma bitiyor. Kıza da zeval gelmeden kurtarıyorlar.
O asker senin canını, namusunu , serefini kurtarıyor.
Şimdi sen bu askerlere " Oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun , cumaya gidiyor musun, hangi partilisin, mezhebin nedir, dinin nedir " diye soru sorar mısın ?
O noktadan sonra senin için önemi olur mu ?
Bizi birleştiren partimiz , rengimiz, dinimiz ya da mezhebimiz değildir.
Bizi birleştiren maya akrabalıktir, Türklüktür,
Birbirinize sahip çıkın.
Sizin köyünüze sıra gelmeden... Anadoluyu vatan yapan, " Yurtta Barış, Dünyada Barış " diyerek bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetini kuran, eşsiz, yüreğinde sadece vatan sevgi ve şuuru olan önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, kahraman ve fedakar komutan ve silah arkadaşları ecdadımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Allah Rahmet Eylesin…
Gülse Birsel :
" Abartmıyorum, altın zümrüt içinde yaşayan bir millet olmalıydık. Tamamı cennet, tohumu taşa atsan, taş filizlenir. Yirmiden fazla maden var İncil’deki 7 kilisenin 7’si de burada. Nuh’un gemisinin indiği topraklar. Mezopotamya’nın yanı, Göbeklitepe! Hitit, Bizans, Selçuklu tarihi fışkırıyor.
Yetmezse 3 tarafı deniz ve turizm! Kar, yağmur, güneş nem hepsi var. Cahil ve fakir kalman imkansızken halkın yarısı açlık sınırında.." Sebep?
İki sebebi olmalı:
1) Cehalet
2) İhanet”
🚨SON DAKİKA | KOLOMBİYA CUMHURBAŞKANI TRUMP’A POSTAYI KOYDU!
Gustavo Petro öyle bir açıklama yaptı ki herkesi kendisine hayran bıraktı. Hiç çekinmedi, çatır çatır konuştu:
"— Üstün bir ırk yoktur!”
“— 'Tanrı'nın seçilmiş halkı' diye bir şey yoktur.”
“— Bu ne Amerika Birleşik Devletleri ne de İsrail'dir!”
“— "Tanrı'nın seçilmiş halkı" tüm insanlıktır!”
Tüm dünya Trump ve Netanyahu yani Epstein çetesine karşı birleşiyor! Bizdeki sözde din adamları ise dut yemiş bülbül gibi sus pus!
Helal olsun Petro! 👏🏻
İSTİNAF MAHKEMESİ BAŞKANI SEYYANEN ZAM DAVASINDA MEMUR EMEKİSİNE AYRIMCILIK YAPILDIĞINA DAİR TARİHE NOT DÜŞDÜ;
"Dava konusu Yasa kuralı ile fiilen görev yapan memurlar ile emekli memurların maaşları arasında bir ayrımcılık yapılmıştır. Kuralın gerekçesinin memur maaşlarının enflasyona karşı iyileştirilmesi olduğu gözetildiğinde, aynı iyileştirmeden memur emeklilerinin yararlandırılmaması Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve Anayasanın 90. Maddesi ile kanun hükmünde bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine 12 nolu Protokol ile eklenen Ülkemizin de imzaladığı "ayrımcılık yasağı"na dair 14. maddesine aykırı bulunmaktadır. Zira enflasyondan gelir seviyesi daha düşük olan ve yaşları ve sağl��k durumları nedeniyle çalışarak ek gelir elde etme imkanı bulunmayan emekli memurların daha fazla etkilendiği tartışmasızdır. Üstelik Anayasamızın 10. Maddesinde doğrudan olmasa bile dolaylı olarak "yaşlı" tanımının içinde yer almaları nedeniyle emekli memurlar için pozitif ayrımcılık öngörüldüğü açıktır..."
Bu sözler İstinaf Mahkemesi Başkanına aittir. İstinaf mahkemesi başkanı seyyanen zammın memura verilip memur emeklisine verilmemesini, Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine açıkça aykırı olduğuna dair çoğunluk kararına şerh düştü. Emeklinin sesini hakimler duydu ama iktidar duymadı bir an önce bu yanlıştan dönülmesi gerekmektedir.
Saygılarımla
Av. Ali Erdem GÜNDOĞAN
Hangisi yalan söylüyor?
Cevdet Yılmaz: “Borcumuz yok.”
Mehmet Şimşek: “Zenginiz.”
Vedat Işıkhan: “Gayet iyiyiz.”
Emekli ikramiyesine zam için Abdullah Güler ne diyor? “Kaynak yok!”
Var, var! Kamu bankalarından çektikleri kredileri yıllardır ödemeyen Demirören’e, Tosyalı’ya kaynak var!
Ama millete, emekliye gelince YOK!
Atatürk’ün Nutuk kitabını okuyan öğrenciye “Kaldır elindeki İngiliz Kemal’in kitabını” diyen sözde öğretmen hakkında soruşturma açılmış, tedbiren okul değişikliği yapılmıştı.
Milli Eğitim Bakanı’na soruyorum:
Hangi idari suçlama yöneltilmiştir?
Açığa alma neden uygulanmamıştır?
Adli süreç hangi aşamadadır?
Bu kabul edilemez söylemin üzerini örtemezsiniz! Kamu vicdanı adına konuyu gündemde tutacağız. @tcmeb@Yusuf__Tekin
BİZ EMEKLİLER NE İSTİYORUZ VE NEDEN HEYECANLA SEÇİM SANDIĞINI BEKLİYORUZ?!
1-Biz emekliler iktidarların bizi devlete yük olan sosyal atık olarak değil, bu devlete onlarca yıl hizmet etmiş saygın vatandaşlar olarak görmesini istiyoruz.
2-Biz emekliler açlığımızı ve yoksulluğumuzu yöneten değil, yok eden iktidar istiyoruz.
3-Biz emekliler insanca yaşayabileceğimiz gelir düzeyine kalıcı olarak kavuşmamızı sağlayacak iktidar istiyoruz.
4-Biz emekliler seçimlerde, yukarıda belirttiğimiz isteklerlerimize uygun olarak oy kullanacağımızı ifade ediyoruz ve heyecanla seçim sandığını bekliyoruz.
5-İktidara talip olan tüm siyasi partilerin hesabını buna göre yapmasını, emekliler için ne yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını tane tane bize anlatmalarını istiyoruz.
“Yapacağız, edeceğiz” gibi altı boş laflara inanmayacağımızı da tüm siyasi partilerin bilmesini istiyoruz.
Tokat'ta sürüsünden ayrı kalan köpeğini aramaya çıkan çoban, köpeği saatler önce doğmuş olan bir kuzunun başında nöbet tutarken buldu.
https://t.co/rK5WXo5Ps5
Eskişehir'deki bir lisede 4 öğrenci tarafından dövülen 11. sınıf öğrencisinin çenesi ve omuriliği kırıldı.
Omurilik ameliyatı geçiren ve çenesine platin takılan genç, 2 ay sıvı gıdayla beslenecek.
Ona bu dehşeti yaşatan 4 öğrenci ise serbest bırakıldı.