Bütün ülkeler ne kadar güzel eğlenip tadını çıkarıyorlar dünya kupasının; hepsi de binbir derdine tasasına rağmen kimi ilk golünü kutluyor, kimi ilk galibiyetini, kimi ilk kez tur atlayışını, kimi gol kralı çıkarışını..
Bizse tek marifeti millete aba altından sopa göstermek olan bi federasyonun, 3. sınıf vasıfsız bi teknik direktörün ve bir avuç ruhsuz artistin yüzünden dünyaya rezil oluşumuzu eleştirdik diye bakana şikayet ediliyoruz şaka gibi.. Olaya bu mantıkla bakılacaksa valla esas bizim size birleşip dava açmamız lazım ülkeyi tüm dünyaya rezil ettiniz diye de kimi kime şikayet edeceksin.
En kısa sürede liyakat esasına dayalı bir federasyon yapılanmasıyla milli takım gruplaşmanın, adamcılığın, primciliğin, propogandacılığın ve hamasetin olmadığı, pırıl pırıl gençler ve onlara rol model olabilecek tecrübeli isimlerle bezeli bir kolej takımı havasına bürünmek ve Avrupa Şampiyonasında kendini bu millete affettirmek zorunda.
Aksi halde artist yıldızların bundan sonra kendi Avrupa takımlarında gösterecekleri başarılar bile alkışlanmak şöyle dursun bu hezimeti tekrar hatırlatacağı için onlar adına bir lanete dönüşür.
Suudi Arabistan’la yapılan 5.000 MW’lık enerji anlaşmasının oylanması sırasında kürsüye 79 pusula gönderildi. İsim yoklamasında ise salonda sadece 4 AK Parti milletvekilinin bulunduğu görüldü.
İlk oylamada katılım 165’te kaldı, ikinci oylamada da toplantı yeter sayısı sağlanamadı. Sözleşme oylaması geçersiz sayıldı, Genel Kurul kapandı.
Milletin Meclisi’nde cevap bekleyen soru açık:
79 pusulayı kim verdi, kim sahte imza attı,milletvekilleri neredeydi?
@kilicdarogluk@herkesicinCHP Hakkını arayan maden işçisine, öğretmene, köylüye adım attırmayanlar bu şahıs yürüdüğünde hiç sorun çıkarmamıştı... Biz de "Vay be adam bu yaşında bu yürüşü yapabildi" demiştik... Nedeni şimdi anlaşılıyor...
Ahmet Türk şöyle diyor:
“Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim!”
Bak Ahmet Türk…
9 köyün ağasısın, milyonlarca paran var, yüzlerce mülkiyetin ve toprağın var, 21 yıl bu ülkede milletvekilliği yaptın, her ay 100 binlerce lira maaş alıyorsun, misafirin gelince 600 kişilik yemek hazırlıyor, 42 oğlak kesiyorsun, bir şehrin belediye başkanlığını yaptın, tutuklandın, yargı kararı olmadan birinin söylemesiyle cezaevinden çıktın, Kürt’üm diyorsun, istediğin yerde Kürtçe konuşuyorsun, bu ülkenin gariban çocuklarının görmediği sahillerde çocukların torunların görüyor, son model arabalara biniyorsun, …
İşte Kürt sorunu sensin Ahmet Türk!
Beyaz et devlerine haksız rekabet için kayyum atamak nedir? Bırakın yabancı yatırımcıyı Türk yatırımcılar iş yapamaz hale gelecek.
Para cezası uygulayan sistem bir anda kayyuma dönüştü...
3 dolara kırmızı et ithal edip vatandaşa 20 dolara satan yandaşa operasyon yaptınız mı?
İşbirlikçi kayyum ve çetesi beni YDK'ya sevk etmiş. Ben, atanmış kayyumun sözde YDK'sına savunma vermem. Gelinen noktada, siyasi cunta işgali bitinceye kadar CHP üyeliğinden istifa ediyorum.
Aslında vasi atanması gereken bir kişi, partimize vasi olarak atanmıştır!
Hakkımızda verilen sözde ihraç kararı ise AKP ile iş birliği içinde hazırlanmış açık bir kumpastır!
Bu kararı tanımıyoruz!
Utanç verici, bir o kadar da tüm İstanbullular için korkunç ve tehlikeli bir açıklama bu.
İstanbul emniyeti bu açıklamayla diyor ki ben canımın istediğine canımın istediğini yaparım, biri bir iddiada bulursa da yalan deyip geçerim.
Siz yaptığınız hukuksuzluklar duyulmasın diye milletvekillerini emniyet binasına almaktan bile korkan, onca insanın yanı sıra yakın zamanda Sevgili Mücella Yapıcı’ya karşı aynı suçu işlemekten mensupları mahkum olmuş bir kurumsunuz, çıkmış anlamadan, dinlemeden ve de utanmadan ne anlatıyorsunuz?
Ne zaman iddiaları araştırdınız da “mevzuata aykırı bir durum olmadığını” tespit ettiniz?
Şöyle bir durumda ortalama bir “devlet” kurumunun yapabileceği tek açıklama “duyduklarımız karşısında utanç içindeyiz, derhal araştırıp tüm sorumlular hakkında gereğini yapacağız” olabilirdi!
Ama kolluk kuvvetleri Anayasa’ya ya da hukuka ya da halka değil Saray’a bağlı çalıştığı için belli ki işkence yapmaktan da bir kadının işkence iddialarıyla ilgili şu dille açıklama yapmaktan da ne korkuyor ne de utanıyorlar.
Lakin kimse aklından çıkarmasın,
işkence zaman aşımı olmayan bir suçtur.
Biz Meclis’te milletin hakkını, hukukunu savunurken birileri karanlık odalarda bizi tedbirli disipline verip uzaklaştırmaya kalkmış!
Saray tarafından atanmış, partisini ve ülkesini bir kenara bırakmış olanlar mı bizi ihraç edecek?
Hadi oradan!
“Kurultayda rüşvet dağıttım” diyen iftiracının oğlunu kendine geçen hafta yardımcı yaptı. Hâlâ utanmadan “ahlaklı, erdemli kurultay yapacağım” diyor. Hakikaten böylesi gelmedi.
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Sevgili Türk halkı, sevgili Halk TV izleyicileri;
Yaklaşık 7 yıl önce satın aldığımız Halk TV'de muhalif tavrımıza ve sert eleştiriler de içeren yayınlarımıza rağmen AKP iktidarı ya da devlet kurumlarının hiçbirinden ne uyarı aldık ne de tehdit mesajı.
Çok cezalar kestiler, ekranı kararttılar ama tamamı faaliyet alanımız içinde denetleyici kurumla yaşandı. Cezaların çoğu da mahkemeden geri döndü.
Bugün ise baskı, tehdit ve şantaj konusunda bambaşka bir düzeydeyiz. Sayın Kılıçdaroğlu doğrudan Halk TV’yi ve beni hedef alıyor, hedef gösteriyor.
Bir yerlere mesaj gönderiyor.
Rahat hareket edebilmesi için Halk TV’yi susturmanın yeterli olacağını sanıyor; CHP seçmenini hiç ama hiç tanımadığını bir kez daha kanıtlıyor.
Baskı, tehdit ve şantaj konusunda gemi azıya öyle almışlar ki, kürsüden açıkça hedef göstermeden öncesi de var. CHP'li bir vekil söyleşi yapıyor, "Halk TV'yi bize verin, biz 3 ayda algıyı tersine çevirelim" diyor bu kadar seçmenini tanıyorlar.
Bir başkası "Bizi destekleyin; maddi, manevi ne gerekiyorsa yaparız" diye telkinde bulunuyor.
Bunlarla sonuç alamayınca şimdi açıktan 'Halk TV'yi susturun' çağrısı yapıyorlar.
Bu kanal Halk TV izleyicilerinin ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının teminatı altındadır.
Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ülkemin birliği, beraberliğine olan inancımla yayıncılık yaptım. Adaletten, hukuktan, demokrasiden, insandan yana durdum. Bugün de aynı yerdeyim.
O yüzden Halk TV, bağımsız ve demokrasiye bağlı yayıncılık ilkesinden hiçbir koşulda vazgeçmeyecektir.
📍AKP’li kayyum Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği büyük yalanı ifşa ediyorum:
Az önce ne dedi? “— Grup toplantımız ile kurultay sürecini başlatacağız!”
Bunun tek bir amacı var: Yarın grup toplantısında konuşmak ve parti içi direnişi kırmak.
Çünkü başlatacağım dediği “kurultay süreci” en az 2 yıl sürecek bir süreç!
Mahalle delegelerinden başlayarak tüm delegeleri değiştirip ondan sonra kurultaya gidecek.
Ki zaten o zamana kadar çoktan genel seçim yapılmış, atı alan Üsküdar’dan geçmiş olacak!
Kayyum Kemal’e inanmıyoruz! 45 gün içinde kurultay istiyoruz!
İstanbul Üniversitesi'nin Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının hukuksuzca iptal edildiğinin itirafı niteliğindeki evrağı:
“Diploma iptali hangi belgeye dayanıyor, biz de bilmiyoruz!”
Ne belge var, ne gerekçe! Sadece talimat var!
Bu bir hukuk cinayetidir.
Amaç belli: Halkın Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’ndan korkuyorlar!
Bugün diploma gider, yarın tapunuz, maaşınız, geleceğiniz!
Bu dava İmamoğlu’nun değil, hepimizin!
Bu ülke sarayın tapulu malı değildir!
Halkın iradesini çiğnetmeyeceğiz!
Siyasette elbette görüşler değişebilir. Ancak dün söylediklerini bugün hiç söylememiş gibi davranmak kamuoyunun hafızasını yok saymaktır.
Berhan Şimşek, 2011 yılında Kemal Kılıçdaroğlu için;
“Genel başkanlık koltuğuna en kolay oturan kişi” dedi,
Kurultay istedi,
Güvenoyu çağrısı yaptı,
CHP’nin DNA’sının bozulduğunu söyledi,
Yeni yönetimin CHP’nin genlerinden gelmediğini savundu.
Bunlar sosyal medya dedikodusu değil; gazete arşivlerinde, televizyon kayıtlarında ve haber kupürlerinde yer alan açıklamalardır.
Bugün aynı isimlerin geçmişte söylediklerini unutup siyaset yapmaya kalkması, CHP üyelerinin ve delegelerinin hafızasına hakarettir.
Siyasette en değerli şey tutarlılıktır.
Dün ağır sözlerle eleştirdiğiniz kişiyi bugün savunabilirsiniz. Ama önce çıkıp millete “Dün neden öyle söyledim, bugün neden farklı düşünüyorum?” diye dürüstçe açıklama yapmak zorundasınız.
Çünkü arşiv susmaz, belgeler yalan söylemez, hafıza silinmez.