Hayatımın en zor döneminden geçerken şunu çok net anladım: Asla geçilmemesi gereken bir çizgi var. Ben ayakta kalmaya, nefes almaya çalışırken; düştüğümü, tükendiğimi, en kırılgan halimde olduğumu bile bile bana saygısızlık etmeyi seçen, stresime bir yük daha ekleyen insanda artık iyi niyet aramıyorum. Çünkü kırılganlığımı görüp tam oraya basmak tesadüf değildir, bilinçli bir tercihtir. En savunmasız anımda gösterilen her türlü zalimlik kasıtlıdır ve altında daha karanlık bir şey yatar. Ve bir insan, ne kadar paramparça olduğumu bilerek beni incitebiliyorsa, o ihanet benim için her şeyi bitirir. O andan sonra onu bir daha asla eskisi gibi göremem. İçimdeki yeri, ona bakışım sonsuza dek değişir.
—Emre Valez
Sanmayacaksın. İnsanın başına ne gelirse sanmalarından geliyor. Seviyor sanmasından, o asla böyle bir şey yapmaz sanmasından, dost sanmasından, aile sanmasından. İnsan çoğunlukla zihnindeki sanmalara göre yaşıyor, gerçeğin duvarına çarpınca da canı fena yanıyor.
latife tekin diyor ya 'her şeyibırakınca
her şeyin rengi kendine geldi.çünkü bazı şeyleri anlayınca değil, yaşayarak öğrendiğinde büyüyorsun. sonra hiçbir şeyi zorlamadan, olduğu hâliyle görmeye başlıyorsun.
İnsanların sana karşı sergilediği önyargılar, senin kim olduğunu değil, onların kendi zihinsel kalıplarının darlığını gösterir; kendini başkalarına kanıtlama çabasına asla girmeyen bir insan, sadece kendi hakikatini yaşamaya odaklanır.
Geçiyor arkadaşlar. Hep geçti. Sabahına uyanmak istemiyorum dediğin geceler de geçiyor. Bir daha nefes alamam dediğin anlar da geçiyor. Hiç geçmeyecekmiş gibi gelen şeyler de… Geçiyor. İçinde kopan fırtınalar hiç dinmeyecek, göğsüne oturan o ağır taş hiç kalkmayacak sanıyorsun. Ama vakti gelince o da geçiyor. Zaman belki her şeyi unutturmuyor, izlerini tamamen silmiyor ama sana o yükle yürümeyi, kalbindeki ağırlığa rağmen yeniden ayağa kalkmayı öğretiyor. Çünkü hayat, sen durup karanlığa baksan bile akmaya ve o en uzun gecelerin ardından ısrarla yeni bir sabahı doğurmaya devam ediyor.
Kendi kazdığı kuyuya düşenlerin bile kendini Hz. Yusuf zannettiği bir çağdayız.
Dünyaya bakıyorsun savaşı çıkaran barıştan konuşuyor, yoksulluğu büyüten sabır tavsiye ediyor, adaleti eğip büken hukuktan dem vuruyor, insanı değersizleştiren insanlık dersi veriyor. Sosyal medyada herkes vicdanlı, herkes haklı, herkes mağdur… Fakat bu kadar mağdurun olduğu yerde zulmü kimin yaptığı bir türlü bulunamıyor.
Garip bir zaman.
Kimse aynaya bakmıyor, herkes karşısındakine ayna tutuyor.
Kendi menfaati söz konusu olduğunda susan, başkasının suskunluğunu vicdansızlık sayıyor. Dün alkışladığı yanlış kendi kapısına gelince adalet arıyor. Gücü elindeyken unuttuğu hakkı, güç elinden gidince hatırlıyor. Ve çağın en büyük mahareti belki de bu: İnsan artık yalnızca hatasını saklamıyor, hatasına güzel bir hikâye de yazıyor. Sonra o hikâyenin başrolüne kendisini mazlum diye koyuyor.
Halbuki her kuyu Yusuf’un kuyusu değildir.
Bazılarının dibinde kader değil, insanın kendi eliyle büyüttüğü düzen vardır.
Bakıp görmeyenlerden uzak durun. Gözleri üzerinizde olsa da kalbinizi, emeğinizi, içinizde taşıdığınızı asla görmeyenlerden. Konuşup dinlemeyenlerden uzak durun. Hep kendi hikayesini anlatan, sustuğunuzda çığlığınızı duymayan, en çok ihtiyaç duyduğunuz anda sağır kesilenlerden. Dokunup hissetmeyenlerden uzak durun. Yanınızda duran ama varlığınızı, acınızı, sevincinizi zerre kadar hissetmeyenlerden. Ruhunuzu yoran, enerjinizi çalan herkesten uzak durun. Çünkü insan ancak gerçekten gören, yürekten dinleyen ve samimiyetle hissedenlerle çoğalır, iyileşir ve yol alır. Gerisi sadece boş bir kalabalıktır. —Emre Valez
Bir büyüğüm kısaca bana şöyle demişti; biri senin tavuğunu keserse sen de onun ineğini keseceksin ki sana kimse bulaşmaya kalkmasın. Ben de öyleyim, durduk yere kimseye zarar vermem, efelenmem, zarar görene kadar..
içinde bulunduğumuz çevre, zamanla karakterimizin sınırlarını çizer. insan, biyolojik ve psikolojik olarak uyumlanmaya programlı bir varlıktır; bu yüzden farkında olmadan etrafındakilerin rengini alır. kısacası, ruh sağlığını ve iyi insan olma niyetini korumanın yolu, kötülüğe karşı sürekli direnmekten ziyade iyiliği çoğaltan insanlara yakın durmaktan geçer. tek başımıza ne kadar güçlü bir ahlaki pusulamız olursa olsun... toksik, çıkarcı veya bencil bir çevrede bulunmak zamanla bu pusulayı yıpratabilir.
Kiminle oturup kalkarsan onun huyu, dili ve enerjisi sana bulaşır ve sen bunu fark etmezsin. Her gün yaşadığın şehrin kalabalığında bir masadasın; sürekli şikayet eden, erteleyen, dedikoduyla beslenen insanlarla oturdukça onların yorgunluğu, karamsarlığı ve dağınıklığı senin işine, diline, kalbine siner. Bir bakmışsın sana ait olmayan bir sabırsızlık seni yönetiyor. Ama üreten, şükreden, vizyonu olan, disiplinli insanlarla yürüdüğünde onların odağı, cesareti ve bereketi de sana sirayet eder. Çevren kaderindir. Bu yüzden masanı, muhabbetini, yolunu temiz tut. Bugün kimlerle vakit geçirdiğine bak, yarın kim olacağını görürsün. Kalabalık değil, doğru çevre seni büyütür, daima. —Emre Valez
Çekici insanların bazı ortak özellikleri var: az konuşma, sıfır polemik, iş bitirme ve çevre seçiminde kalite. Bir insanın çevresi kimlerle doluysa, onun skalası o kadar yüksektir. Çevrenizde sizi tüketen, ofansif ve negatif insanlara yer vermeyin. Onlarla denk sanılırsınız.
"Her şeyini verdiğin bir yerde sevilmezsin.
Kıymetsizleşirsin."
Bir insan her şeyini verdiğinde karşı taraf bunu zamanla sıradan ve doğal bir durum olarak görmeye başlar çünkü insanlar genellikle zahmetsizce elde ettiklerinin değerini yeterince fark etmez. Sürekli fedakarlık yapan biri karşısındaki için bir ayrıcalık olmaktan çıkar ve sıradanlaşır, bazen bir yük gibi bile algılanabilir.
Verdiğiniz kadar almayı, aldığınız kadar vermeyi bilemediğinizde her iki durumda da dengeyi kaybedersiniz.
Vamos a aclarar que todo el mundo comete errores y hace daño dentro de una relación porque es algo humano. Y el problema no es este, sino dar con personas que no asumen que se equivocan, evitan cambiar detrás de un “yo soy así”, no piden disculpas o directamente colocan la responsabilidad de sus actos siempre fuera. Para compartir la vida no hay que ser perfecto, pero sí tener la valentía suficiente de reconocer los propios fallos y romper patrones que al otro le duelen porque te importa. Y sin autocrítica no se construye un vínculo sano con nadie, solo destruyes a quienes intentan estar cerca de ti