Ne güzel söylemiş üstat:
Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim.
Kimseden akıllı,kimseden güzel ve kimseden daha iyi olmak gibi bir iddiam da yok.Kimse için ‘en’ veya ‘daha’ değilim.
Bu devasa iddasızlığın verdiği özgürlüğün hastasıyım.
Kimse senin arka planda verdiğin sessiz savaşları ve olduğun kişi için ödediğin bedelleri anlayamaz. Ateşten geçmeyene ateşi anlatamazsın. Yaşam zamandan oluşur ve anlatma çabası, boşa akan kayıp bir zamandır.
Yere çöküp bağıra bağıra daha fazlasına dayanamıyorum diye ağlamak isterken sessiz sakin bir köşede oturmuş olan bitene gülümsüyorum…Gülüşümün altında ise kocaman bir keşke ve kocaman bir hayal kırıklığını saklıyorum.
Şuanki ben olmak için verdiğim tüm mücadelelerim için kendime teşekkür ederim. Beni ben yapan, bana acı veren, beni mutlu eden herkese ve her şeye de teşekkürler. Çok zor oldu belki, belki çok geceler canım göğüs kafesimi zorladı ama geçti. Geçmeyen hiçbir şey yokmuş. Geçiyormuş.
“canım çok şey anlatmak istiyor ama yorgunum. beynim yorgun, bedenim yorgun, bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun artık. heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun, konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun. benden geriye mecalsiz bir şey kaldı sadece. çok yorgunum.”
Ruh yorgunluğu beden yorgunluğundan daha zor. Bedenin yorulunca uyursun geçer. Geçmezse biraz daha fazla uyursun ve bir şekilde kurtulursun o yorgunluktan. Ruh yorulunca öyle olmuyor. Kendinden kaçamıyor insan, zihnini susturamıyor. Uyumak istesen bile uyutmuyor. Kurtulamıyorsun.
Bir şeye - herhangi bir şeye sevgi duyan - duyabilen herkes dinlenilmeyi hak ediyordur en azından. Ama ağızdaki sevgi de yazıdaki de akıldaki de karşılamıyor sevmeyi. Sevmek susuyor genelde.