İstanbul'da ayda 300.000 TL para kazanan bir aile tanıyorum.
Türkiye şartlarında fena para değil.
Evleri kira aylık 50.000 TL
İki çocuk var ikisi de özel okula gidiyor. Başkası mümkün değil. Okul taksidi+yol+yemek aylık 100.000 TL
Tek arabaları var arabanın masrafı sigortası, ev aidatı, yemek içme, giysi, kredi kartı, yılda 1 tatil elde bir şey kalmıyor diyorlar.
Birikim yapıp kendimize bir ev alma şansımız yok diye anlattılar.
Emekli olunca geçinmeleri mümkün değil.
Daha kaç para kazanması lazım ki insanların umutları olabilsin.
Allah Yahudileri Lanetledi diyorlar. Gelin bakalım;
* Dünyada ticarette en başarılı olanlar Yahudiler.
* Dünyanın en saygın bilim insanları, filozofları, mucitleri Yahudiler (Einstein, Oppenheimer, Feynman, vs..)
* Yahudiler müslümanlarla yaptıkları 4 savaşı açık ara kazandılar.
* Yüzlerce bilimsel buluşun patentleri Yahudilerde
* Kişi başı milli gelirleri 52.000 dolar.
Emin misiniz? Lanetlenenler başkaları olmasın ?
@neyikaybettik Osmanlı başarısız bir devlettir ama bizim tarihimizde
tasavvuf İslama hint felsefesi tarafından sokulmuştur
Irkçılık ve dincilik tedavi edilmesi gereken hastaliklardir
@demokrat_v @bilm_iyorum_ @Abese_irca turkiyenin yüzde 99 unun Müslüman olduğunu nerden biliyorsunuz, gençlerin çoğu deist, bir ilahiyatçı tanıdığım bile dinden çıktı son yıllarda
@Abese_irca Türk toplumunun artık Atatürk ten de dini doğmalardan da kurtulup bi akıl ve kanun devleti kurması gerek. , hukukun üstünlüğü, erkler ayrılığı, kanun hakimiyeti, denge denetleme, yolsuzluğa sıfır tolerans, şeffaflık, kaliteli eğitim, laiklik bu devlerin olmazsa olmazlaridir
@muratagirel Kardeşim siz türkler devlet yönetemiyorsunuz, tüm türki cumhuriyetleriniz yolsuzluktan, mafyadan, diktatörlükten geçilmiyor. size batı'ya entegre olma fırsatı verildi hiç ettiniz, bi zahmet artık orta asya'ya döner misiniz acaba
KÖYLÜLERİ NİÇİN ÖLDÜRMELİYİZ
Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
On bir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokusu içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lutfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi bir tutkuları yoktur.
Gökyüzünü baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…
KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM.
Şükrü Erbaş
şule gürbüz'ün kambur adlı romanının kahramanı, "bana sorulsa bir gün, kamburunun düzelmesini mi istersin, yoksa tüm insanların kambur olmasını mı diye, herkesi kambur görmek olurdu dileğim" der. türkiye'deki insanların birçoğu bu ruh haliyle bakıyor hayata. adamın bir sözü, bir hikayesi, bir hayat tasavvuru, bir yaşam amacı yok. tek motivasyonu, ötekinin özgürlük alanını daraltmak. ötekinin partisi kapatılsın, ötekinin takımı linç edilsin, ötekinin dili konuşulmasın, ötekinin varlığı inkar edilsin. kendi mutluluğu üzerine değil, ötekinin mutsuzluğu üzerine kurar hayatını.
“Gelen vurdu giden vurdu ben de vurdum. Vururken rastlayınca kendime durdum.” Bu sözlerin öncesinde ama “Senden daha öncesi yok ki.” diyor. Burada bir kadının yaşadığı ilişkilerde kurban pozisyonundan katil pozisyonuna geçmesini ama sonradan olgun bir adamla karşılaşmasını, onun saflığı ve temizliği karşısında o katil kimliğinden duyduğu büyük pişmanlığı büyük utancı anlatıyor ve o adama diyor ki “Senden daha öncesi yok sevgilim.” Sezen Aksu’nun bu sözlerinin gerçek yorumu işte budur. Sezen değil aslında. Bu sözleri ona bir mahlukat yazdırdı. Kendisi sonuçta Bedri Ruhselman’ın eski öğrencisidir. Her neyse. O mahlukatın size verdiği mesaj şu. Size yapılan haksızlıklardan geçip gitmeyi bilin. Bunun acısını eğer bu hayattan çıkarmak isterseniz yani siz de katil olursanız bu dönüştüğünüz şey için sizi pişman ederler. Öyle olgun bir adamı karşınıza çıkarırlar ki sen onun temizliği karşısında kendi kirliliğinden utanç duyar ve ondan kaçıp gidersin. Bir insana verilecek en büyük ceza önüne gelen nimetin geçip gitmesini izlemektir.