ÜNİVERSİTELER KEYFİ KARARLARLA SUSTURULAMAZ!
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni, eğitim-öğretim yılının sona ermesine yalnızca bir ay kala Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılmıştır. Gece yarısı Resmî Gazete’de yayımlanan, hiçbir gerekçe içermeyen bu tek cümlelik karar; Anayasa’nın güvence altına aldığı üniversite ��zerkliği, eğitim hakkı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, faaliyet izninin kaldırılmasının fiilen üniversitenin kapatılması sonucunu doğurduğunu; bu nedenle üniversitelerin ancak kanunla kapatılabileceğini açıkça ortaya koymuştur (AYM, E.2020/55, K.2023/228).
Buna rağmen, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesinin üçüncü fıkrası, üniversitelerin varlığını yürütmenin tek taraflı idari tasarrufuna bağlı hale getirmektedir. Oysa Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca üniversiteler, bilimsel özerkliğe sahip anayasal kurumlardır.
Bu karar, yasama yetkisinin yürütme tarafından tek imzalı işlemlerle gasp edilmesi pratiğinin yeni bir örneğidir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden yine bir Cumhurbaşkanı kararıyla ve Meclis iradesi devre dışı bırakılarak çekilmesi sürecinde olduğu gibi, anayasal yetki sınırları bir kez daha yok sayılmakta; kamu düzenini ve temel hakları doğrudan ilgilendiren meseleler demokratik meşruiyetten yoksun biçimde tek kişi iradesine tabi kılınmaktadır.
Kararın zamanlaması da ağır sonuçlar doğurmaktadır. Binlerce öğrencinin eğitim hakkı, akademisyenlerin bilimsel üretimi ve üniversite emekçilerinin çalışma güvencesi göz ardı edilmiş; üniversite bileşenleri derin bir belirsizliğe sürüklenmiştir.
Üniversiteler, siyasal iktidarın keyfi müdahale alanı değil; demokratik toplumun, düşünce özgürlüğünün ve bilimsel üretimin anayasal güvencesidir.
İstanbul Barosu olarak; hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından, bilimsel özerklikten ve eğitim hakkından yana olduğumuzu; yasama yetkisinin gasp edilmesine, anayasal kurumların tek kişi iradesine tabi kılınmasına karşı olduğumuzu, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin akademisyenleri, öğrencileri ve emekçileriyle dayanışma içinde bulunduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
Hatay SMMM Odası ve HASİAD’ın yaptığı açıklamalar, deprem bölgesindeki ekonomik gerçekliği artık görmezden gelinemeyecek şekilde ortaya koyuyor.
Hatay’da esnaf, sanayici ve küçük işletmeler hâlâ toparlanma mücadelesi verirken; vergi yükleri, SGK tahsilatları, e-hacizler, banka blokeleri ve artan mali baskılar işletmelerin belini büküyor.
Depremzede işletmelerin yeniden ayağa kalkabilmesi için geçici çözümler değil, güçlü ve kalıcı ekonomik adımlar atılmalıdır.
Deprem bölgesindeki esnaf ve işletmeler için vergi borçlarının silinmesi ya da kapsamlı şekilde kaldırılması artık zorunlu hale gelmiştir.
SGK prim borçlarında güçlü teşvikler, borç affı ve uzun süreli destek mekanizmaları uygulanmalıdır.
E-haciz, banka blokesi ve tüm icrai işlemler deprem bölgesinde acilen durdurulmalı; işletmelere özel koruyucu yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Küçük esnaf, üretici ve sanayicinin yeniden ayağa kalkabilmesi için uzun vadeli, düşük faizli ve gerçekçi finansman destekleri gecikmeksizin devreye alınmalıdır.
Hatay’ın ekonomik direncini korumak, bölgenin yeniden ayağa kalkmasını sağlamak ve üretimi sürdürülebilir kılmak için deprem bölgesi işletmeleri yalnız bırakılmamalıdır.
Çünkü deprem bölgesinde ekonomi güçlenmeden gerçek toparlanma mümkün değildir.
Hatay’ın yeniden ayağa kalkması, ancak esnafın, üreticinin ve iş dünyasının ayakta kalmasıyla mümkün olacaktır.
🗣️Halil İnalcık, Atatürk ile karşılaştığı anısını anlattı:
🔸Kapı açıldı, bir alev parçası gibi kapıdan girdi Büyük Ata.
🔸Türk tarihine büyük hürmeti olan büyük insan.