Kamudaki Adaletsizliğin En Görünür Boyutu
Kamudaki ücret adaletsizliğinin en çıplak görüldüğü yerlerden biri de işçi–memur ayrımından doğan ikramiye ve tazminat uçurumudur. Kamuda 4/D statüsünde çalışan sürekli işçiler, toplu iş sözleşmeleri gereği her yıl ikramiye ve ilave tediye adı altında toplamda iki aylık ücreti aşan ek ödemeler alır. Memurun ise yılda tek bir ikramiyesi dahi yoktur; aynı kurumda, aynı binada çalışan işçi yıl içinde fiilen 14 maaş düzenine yaklaşırken, memur 12 maaşta kalmıştır ancak buradaki sorun maaşla da kalmamıştır.
2026 yılı hesaplama tablolarına göre 30 yıllık hizmetle emekli olan bir 4/D temizlik işçisinin kıdem tazminatı yaklaşık 1 milyon 986 bin TL'ye ulaşırken, aynı yıl emekli olan bir valinin emekli ikramiyesi yaklaşık 1 milyon 827 bin ilâ 1 milyon 940 bin TL aralığında kalmaktadır. Cümleyi bir kez daha okuyalım: Bugün Türkiye'de bir temizlik işçisinin emeklilikte aldığı toplu ödeme, ilin en üst mülki amiri olan valinin emekli ikramiyesini geçebilmektedir. Bu satırlar bir işçi düşmanlığı olarak okunmamalıdır; işçinin aldığı, emeğinin karşılığıdır ve kimse o düşürülsün demiyor. Sorun, memurun sistematik olarak az almasıdır. Aynı tabloda 30 yıl hizmet vermiş bir öğretmenin, bir hemşirenin ikramiyesi 1 milyon 488 bin TL'de, üniversite mezunu düz memurunki ise 1 milyon 218 bin TL civarında kalmaktadır. Otuz yıllık kamu hizmetinin karşılığı olan bu tutar, bugün İstanbul'da ortalama bir evin ancak beşte birine, Ankara'da üçte birine yetmektedir.
İşçinin kıdem tazminatı her hizmet yılı için 30 günlük giydirilmiş ücret üzerinden, yani ikramiyeler, sosyal yardımlar ve yan ödemeler dâhil edilerek hesaplanır. Memurun emekli ikramiyesi ise fiilî maaşının değil, çoğu ek ödemenin dışarıda bırakıldığı, dar bir emekli keseneği matrahının üzerinden hesaplanır. Uçurumun matematiği budur ve bu matematik, aynı devlete hizmet eden iki statü arasında anayasal eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir hiyerarşi üretmektedir. Reformun ilk önceliği, memurun tüm ek ödemelerinin emekli keseneğine ve dolayısıyla hem emekli aylığına hem ikramiyesine yansıtılması; memura da yılda en az iki ikramiye ödenerek makasının kapatılmasıdır.
Aynı İşe Üç Farklı Statü, Üç Farklı Maaş Kamuda Çalışma Barışı Nasıl Sağlanacak?
Kamuda uzun yıllardır büyüyen ancak artık görmezden gelinemeyecek bir sorun var: Aynı işi yapan çalışanlar, farklı statülerde istihdam ediliyor ve birbirinden oldukça farklı ücretler alıyor.
İşçi, memur ve sözleşmeli personel aynı koridoru temizliyor, aynı bahçeyi düzenliyor, aynı kurumun iş yükünü omuzluyor; ancak ay sonunda aldıkları maaşlar, tabi oldukları mevzuat ve sendikal hakları birbirinden tamamen farklı oluyor. Bu tablo ise çalışma barışını kaçınılmaz olarak zedeliyor.
Özellikle temizlik, bakım, destek ve benzeri yardımcı hizmetlerde bu çarpıklık daha net görülüyor. Geçmişte bu görevler ağırlıklı olarak Yardımcı Hizmetler Sınıfı (YHS) personeli ile kadroya geçirilen taşeron işçiler tarafından yürütülüyordu.
Emeklilik ve diğer nedenlerle taşeron kökenli işçi sayısı azalmaya başlayınca kurumlar bu kez kadrolu işçi alımına yöneldi. Ancak bu alımlar, mevcut mevzuat gereği KPSS şartı aranmadan, yalnızca sözlü sınavla yapılmaya başlandı.
Bununla da sınırlı kalınmadı. Aynı işler için bu kez sözleşmeli personel istihdam edilmeye başlandı. Fakat burada tamamen farklı bir yöntem uygulandı. Sözleşmeli personel alımlarında KPSS puan üstünlüğü esas alındı ve sözlü sınav yapılmadı.
Bugün gelinen noktada ilginç bir tablo ortaya çıkmış durumda. Bir kurum aynı işi yaptırmak için sadece sözlü sınavla işçi alırken, başka bir kurum yine aynı işi yaptırmak üzere KPSS puanına göre sözleşmeli personel istihdam ediyor. Aynı kamu hizmeti için farklı istihdam modelleri, farklı işe alım yöntemleri ve farklı özlük hakları uygulanıyor.
Daha da önemlisi, aynı işi yapan kişiler farklı ücretler alıyor. Bir tarafta işçi statüsünde çalışanlar, diğer tarafta memurlar ve sözleşmeli personel… Maaş, sosyal haklar, çalışma mevzuatı ve bağlı olunan farklı sendikalar.
İşçi sendikaları ile memur sendikalarının ayrı sistemler içinde faaliyet göstermesi de bu ayrışmayı daha da derinleştiriyor.
Oysa kamu yönetiminin temel ilkelerinden biri eşitlik ve adalettir. Aynı işi yapan çalışanlar arasında bu denli büyük statü ve ücret farklılıklarının bulunması ne verimliliği artırır ne de kurum içi motivasyonu güçlendirir.
Aksine, aidiyet duygusunu zayıflatır, çalışma huzurunu bozar ve çalışanlar arasında adalet algısını örseler.
En düşündürücü olan ise bu karmaşık yapının artık olağan karşılanmaya başlanmış olmasıdır. Oysa kamuda istihdam politikalarının sadeleştirilmesi, aynı işi yapan personele eşitlik ilkesine uygun haklar tanınması ve ücret adaletinin sağlanması artık ertelenemeyecek bir ihtiyaçtır.
Çünkü aynı işe üç farklı statü ve üç farklı maaş uygulaması, ne çalışma barışıyla ne de kamu yönetiminde adalet anlayışıyla bağdaşmaktadır.
3+1’liler Dikkat!
Hakkâri’de üyemiz olan H.S 3+1’liydi ve eşi kadrolu değildi. Bu yüzden açtığımız davada
Hakkâri 2. İdare Mahkemesi Anayasanın aykırılık iddialarını ciddi bularak 663 sayılı KHK'nın 45/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan "kadrolu statüde" ibaresinin Anayasa'nın 13, 20 ve 41. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varmış ve söz konusu *Kadrolu statüde* ibaresinin *iptal edilmesi için* dosyanın itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar vermiştir.
Yani özetle: 3+1 sisteminde eşin kadrolu olma zorunluluğu Anayasa’nın 13,20 ve 41. Maddelerine göre uygun değil!
Şimdi gözümüz Anayasa Mahkemesinden çıkacak kararda.
Görevi can kurtarmak olan 112 Acil Sağlık ekiplerine uzanan her el, toplum vicdanına uzanmıştır.
Hakkari’de görev başındaki meslektaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen saldırıyı lanetliyor, meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Sağlıkta şiddetin normalleştirilmesine asla izin vermeyeceğiz.
Meslektaşlarımızın yanındayız. Hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Zonguldak Şube Başkan Vekilimiz Gökhan Güven, skolyoz rahatsızlığı nedeniyle 112 Komuta Kontrol Merkezinde görev yapmasına rağmen, ortada somut bir gerekçe olmaksızın kadrosuyla birlikte başka bir kuruma gönderilmektedir.
Üstelik aynı dönemde Komuta Kontrol Merkezine yeni Paramedik ve ATT görevlendirmeleri yapılırken, sağlık mazereti bulunan bir personelin yerinin değiştirilmesi vicdanları yaralamaktadır.
Hakkında herhangi bir soruşturma veya olumsuzluk bulunmayan arkadaşımıza yönelik bu tasarrufun gerekçesi kamuoyuna açıklanmalıdır.
Adalet, eşitlik ve hakkaniyet herkes için gereklidir.
Zonguldak Valiliğimizi ve Sağlık Bakanlığı yetkililerini konuyu ivedilikle incelemeye davet ediyoruz.
@TC_Zonguldak@osman_hcbktsogl@zonguldakilsag1@sagliklicozum
Bugün ayın 15’i…
Aile hekimliklerinde görev yapan hekimlerimiz ve aile sağlığı çalışanlarımız maaşlarını aldıklarında bir kez daha aynı gerçekle karşı karşıya kalmaktadır: Artan vergi dilimleri ve HYP katsayıları nedeniyle gelirler her geçen ay erimektedir.
Sağlık çalışanları kendilerine verilen hedefleri yerine getirmek için büyük bir özveriyle çalışırken, uygulanan sistem emeği ödüllendirmek yerine gelir kaybına neden olmaktadır. Bir taraftan artan nüfus, artan iş yükü, takip ve tarama sorumlulukları; diğer taraftan düşen teşvik ödemeleri ve vergi kesintileri çalışanların ekonomik kayıplarını daha da derinleştirmektedir.
Kabul edilemez olan; aynı işi yapan, aynı hizmeti sunan sağlık çalışanlarının ay sonunda ne kadar ücret alacağını öngöremediği bir ücret sisteminin varlığıdır. HYP uygulamaları nedeniyle oluşan kesintiler ve yüksek vergi yükü, aile hekimliği sisteminin omurgasını oluşturan çalışanların motivasyonunu ve çalışma barışını olumsuz etkilemektedir.
Sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği için aile hekimliği çalışanlarının gelir kayıpları derhal giderilmeli, HYP katsayıları yeniden değerlendirilmeli, teşvik ödemeleri adil ve öngörülebilir hale getirilmeli, vergi dilimi kaynaklı mağduriyetlere kalıcı çözüm üretilmelidir.
Emeğin karşılığı eksiksiz ödenmeli, sağlık çalışanları ayın 15’ini kaygıyla değil güvenle beklemelidir.
Ben sizlere çiçekli yollardan geçilen bir zafer vaad etmiyorum.
Bilakis uykusuz gecelerden, başka çocuklarının gelecekleri için kendi çocuğunuzdan ayırdığınız zamandan, bazen bir sorunun çözümü için yapacağınız yüzlerce kilometre yoldan, yorulmaktan sonra;
Varacağımız ama dikenli, ama zor, ama meşakkatli bir yolun ardından GERÇEK BİR ZAFER vaad ediyorum.
Bugün açıklanmasını beklediğimiz, ancak Kurban Bayramı gerekçe gösterilerek veri toplama sürecindeki değişiklik sebebiyle 5 Haziran 2026 tarihine ertelenen Mayıs ayı enflasyon verileri, sadece teknik bir takvim değişikliğinden ibaret değildir. Bu veri; milyonlarca memurumuzun, emeklimizin, evine ekmek götüren çalışanımızın Temmuz ayındaki yaşam standardını, mutfağındaki huzurunu ve geleceğe dair umutlarını belirleyecek olan en kritik virajdır.
Buradan açıkça ifade ediyorum: Bizim için enflasyon, soyut rakamlardan ya da istatistiki tablolardan ibaret bir veri değildir! Bizim için enflasyon; çarşıda, pazarda, markette her gün yüzleştiğimiz hayat pahalılığının, alım gücümüzün erimesinin ve adil bölüşüm çığlığımızın ta kendisidir.
5 Haziran günü gözlerimizin çevrileceği TÜİK’ten beklentimiz ve talebimiz nettir: Açıklanacak resmi rakamlar, sokağın gerçekleriyle ve çalışanımızın bizzat kadar hissettiği enflasyonla tam manasıyla uyuşmak zorundadır!
Devletimizin omurgasını oluşturan memurlarımızın ve ömrünü bu ülkeye hizmetle geçirmiş emeklilerimizin refah payı bir lütuf değil, büyümeden adilce alması gereken hakkıdır! Enflasyon farkı zam değildir. Her ay maaşlara yansıtılması gereken geçmiş kayıplardır. Gerçek zam, memuru ve emekliyi enflasyon canavarına ezdirmeyecek olan adil refah payıdır.
Devlet Memurları Konfederasyonu olarak; alın terimizin enflasyona kurban edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz! 5 Haziran’dan Temmuz ayındaki son veriye kadar, memurun taleplerini en gür şekilde duyuracak, hakkımız olanı alana kadar bir çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Tüm teşkilatlarımızla, milyonların hakkını savunmak üzere üstümüze düşeni yapmaya devam ediyor ve sürecin anbean, en sıkı şekilde takipçisi olduğumuzu beyan ediyorum! 🇹🇷
Sahada görev yapan sosyal hizmet çalışanlarının karşı karşıya kaldığı risklere defalarca dikkat çektik.
“Sosyal Risk Haritası” gibi kapsamlı çalışmalar; personelin güvenliği sağlanmadan, açık mevzuat altyapısı oluşturulmadan ve koruyucu tedbirler alınmadan yürütülemez demiştik.
Bugün ne yazık ki Hakkari’de görev yapan bir psikolog çalışma arkadaşımızın uğradığı bıçaklı saldırı, endişelerimizin ne kadar haklı olduğunu acı şekilde göstermiştir.
Sosyal hizmet çalışanları yalnız değildir.
Yetkilileri; sahada görev yapan personelin can güvenliğini sağlayacak düzenlemeleri gecikmeden hayata geçirmeye, çalışma ortamlarını daha güvenli hale getirecek somut adımlar atmaya davet ediyoruz.
Şiddetin hiçbir türünü kabul etmiyoruz.
Yaralanan meslektaşımıza acil şifalar diliyorum.
Aylık enflasyon %4.18
Kurban Bayramı öncesinde yaşanan tablo ise düşündürücüdür.
Birçok kamu çalışanı; ne memleketine gidebilmekte ne de kurban kesebilmektedir.
Bayram, ne yazık ki milyonlarca kişi için ekonomik kaygılarla karşılanan bir sürece dönüşmüştür.
Bu kaygıya son vermek için acilen memura refah payı ödemesi yapılması ve Bayram ikramiyesi ödenmesi kaçınılmazdır.
1 Mayıs’ta Taksim’deyiz!
Emek, alın teri ve adalet mücadelesinin simgesi olan 1 Mayıs’ta,
Devlet Memurları Konfederasyonu olarak Taksim’deyiz.
Emeğin gücüyle, birlikle, kararlılıkla…
1 Mayıs’ta Taksim’de buluşuyoruz.
1965 yılında yürürlüğe giren ve bugüne kadar 1000’e yakın kez değişikliğe uğrayan bu kanun, adeta bir "yamalı bohçaya" dönüşmüştür. Parça parça yapılan düzenlemeler, sistemin bütünlüğünü bozmuş; memurlarımız arasında çalışma barışını zedeleyen adaletsizliklere yol açmıştır. Artık günü kurtaran pansuman tedbirlerle değil, çağın gereklerine uygun, adil ve sürdürülebilir bir reform ile bu kanunu yeniden inşa etme vakti gelmiştir.
Genel Başkanlığını yürüttüğüm Devlet Memurları Konfederasyonu adına, yeni düzenlemede kırmızı çizgimiz olan ve düzeltilmesi elzem görülen temel başlıkları şöyle sıralıyorum:
1. Ücret Adaleti ve Tek Tip Ödeme Sistemi
Memur maaşları bugün; ek ödeme, tazminat, taban aylık gibi onlarca farklı kalemden oluşmaktadır. Bu durum emekliliğe yansıyan haklarda büyük kayıplara neden olmaktadır. Talebimiz nettir: Tüm ek ödemelerin emekli keseneğine dahil edilmesi ve "eşit işe eşit ücret" ilkesinin lafta kalmayarak tüm kurumlarda tesis edilmesidir.
2. İstihdamda Tek Tip: 4/A Güvencesi
Kamu hizmeti süreklilik arz eder. Sözleşmeli, geçici veya farklı statüler altında çalışma modelleri memurun iş güvencesini tehdit etmekte, aile birliğini bozmaktadır. Kamu hizmetlerinin tamamı kadrolu ve güvenceli memurlar eliyle yürütülmeli; 4/B, 4/C gibi parçalı yapıya son verilmelidir.
3. Kariyer ve Liyakat Esaslı Yükselme
Kamu bürokrasisinde yükselme; sadakat değil, liyakat ve ehliyet temeline oturmalıdır. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları objektif kriterlerle periyodik hale getirilmeli; mülakat sistemi tamamen kaldırılarak, yazılı sınav puanı esas alınmalıdır.
4. Disiplin Hükümlerinin Demokratikleşmesi
1960’ların vesayetçi anlayışını yansıtan katı disiplin hükümleri, modern hukuk normlarına göre yeniden düzenlenmelidir. Memurun savunma hakkı genişletilmeli, disiplin kurullarında sendika temsilcilerinin ağırlığı artırılmalı ve keyfi yer değiştirmelerin önüne geçecek hukuki korumalar güçlendirilmelidir.
5. Yardımcı Hizmetler Sınıfının Sorunu
Mevcut kanunda yer alan "Yardımcı Hizmetler Sınıfı"ndaki personelin eğitim durumlarına uygun kadrolara geçirilmesi artık bir zorunluluktur. Bu sınıftaki kardeşlerimizin yıllardır beklediği GİH (Genel İdare Hizmetleri) sınıfına geçiş talebi, yeni kanun çalışmasının en öncelikli maddelerinden biri olmalıdır.
6. Sosyal Haklar ve Çalışma Koşulları
Yemek yardımından kira desteğine, kreş imkanından yol ücretine kadar memurun sosyal hakları güncel ekonomik gerçeklere (enflasyon ve kira artışları) göre revize edilmelidir. Uzaktan ve esnek çalışma modelleri, memurun hak kaybına uğramayacağı şekilde kanun kapsamına alınmalıdır.
7. Dijital Dönüşüm: "Memur E-Devlet" ve Dijital Özlük Dosyası
Hizmet içi eğitimlerden terfi tarihlerine, sendikal üyeliklerden disiplin kayıtlarına kadar tüm süreçlerin manuel yürütülmesi zaman ve kaynak israfıdır. Talebimiz; tüm memur özlük işlemlerinin entegre bir "Memur E-Devlet" sistemi üzerinden dijitalleşmesidir.
Bu sistem hayata geçtiğinde;
• Şeffaflık Artacak: Memur, puanlamasını, hizmet içi eğitim durumunu ve terfi sırasını anlık olarak takip edebilecek, hata payı ortadan kalkacaktır.
• Bürokrasi Azalacak: Kurumlar arası nakil ve atamalarda günlerce süren evrak trafiği son bulacak, işlemler saniyeler içinde tamamlanacaktır.
• Maliyet Tasarrufu Sağlanacak: Milyonlarca sayfalık kağıt israfı önlenecek, arşivleme ve postalama giderlerinden devletimiz tasarruf edecektir.
• Sendikal Haklar Kolaylaşacak: Sendika üyeliği ve çekilme işlemleri, tıpkı siyasi parti üyeliklerinde olduğu gibi e-Devlet üzerinden güvenli ve baskıdan uzak bir şekilde gerçekleştirilebilecektir.
Memurun e-Devlet üzerinden kendi sürecini yönetebildiği, kağıt yükünden kurtulmuş bir kamu düzeni, Türkiye Yüzyılı'na yakışan bir adım olacaktır."
Sonuç Olarak;
Bizler devletin asil evlatları, kamu hizmetinin fedakar neferleriyiz. 657 Sayılı Kanun değişmelidir; ancak bu değişim memuru korumasız bırakmak için değil, insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sunmak için yapılmalıdır.
Aile hekimliği yönetmeliğinde yapılan son değişiklikler sahadaki sağlık çalışanlarımız için yeni sorunlar doğurabilir. Bu haliyle görev tanımları genişletilmiş, aynı kadroyla daha fazla iş yükü oluşturulmuştur.
Personel sayısı arttırılmadan genişletilen görev tanımları güvenceli istihdamı zayıflatmakta; sağlık çalışanlarını daha belirsiz, daha kırılgan bir çalışma düzenine itmektedir. En kritik başlık ise ücret politikasıdır. İş yükü artarken, gelir güvencesinin azalması ve hakların daraltılması kabul edilemez.
Sağlık çalışanının emeği belirsizliğe terk edilmemelidir. İş yükünü dengeleyen, gelir güvencesini sağlayan ve çalışan haklarını güçlendiren düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Mesajımız Açık: Kamu Çalışanı ve Emekli İçin Artık Sabır Değil, Somut Adım Zamanı!
Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde yaptığımız basın açıklamasında, kamu çalışanlarının ve emeklilerimizin içine itildiği ekonomik darboğazı tüm gerçekliğiyle ortaya
koyduk.
🔴 ENFLASYON AÇIKLANDI, GERÇEKLER BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKTI!
📊 Mart 2026:
👉 Aylık enflasyon: %1,94
👉 Yıllık enflasyon: %30,87
Ama sahadaki gerçek bundan çok daha ağır…
Pazarda, kirada, faturada hissedilen enflasyon; açıklanan rakamların çok üzerinde.
📉 Temmuz’da verilecek %7 zam;
bu tablo karşısında daha cebimize girmeden erimiş durumdadır.
Kamu çalışanı artık şunu açıkça görüyor:
Var olan enflasyon, emeğin hakkını tam anlamıyla veremiyor; alım gücünü her ay biraz daha törpülüyor.
📢 Biz memurun sorunlarının çözümü ve refahı için çabalıyoruz!
➡️ Maaşlar gerçek enflasyona göre güncellenmeli
➡️ Refah payı kalıcı hale getirilmeli
➡️ Vergi yükü azaltılmalı
Ekonomik olarak zorlanan günler değil,refah içerisinde bir gelecek istiyoruz!
Bunun için memur adına taleplerimizi bir kez daha açıklıyoruz. @DMKonfederasyon
Birileri şatafatlı salonlarda, ışıklı kürsülerde memurun hakkı dışında her şeyi konuşuyor
Sevgili memur kardeşim,
Kimi desteklersen destekle, hangi sendikayı seçersen seç…
Ben Osman Kaya olarak, Devlet Memurları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak,
Tercihiniz ne olursa olsun, hepinizin daha huzurlu çalışma ortamlarında görev yapması, ekonomik olarak refah içerisinde olana kadar mücadeleye devam edeceğim!
Çocuklarının cebine harçlık girene kadar, evine huzur gelene kadar,
bu mücadeleden geri adım atmayacağım!
Benim memurum geçim derdindeyken, işine başı önde, aklı dolu gidip geliyorken, ben başımı rahat yastığa koyamam!
📍 Yarın saat 12.00’de
📍 Maliye Bakanlığı önünde
Enflasyon farkının her ay maaşlara yansıması, memurun ekonomik ve mali sorunlarının çözülmesi dahil tüm sorunlarımızın çözümü için teşkilatımla beraber bir kez daha sesimizi duyuracağız.
Biz buradayız ve sizler için çalışmaya, çabalamaya devam ediyoruz.
Genç Sağlık Sendikasında Mart Ayı Nasıl Geçti? 📺
Hangi kapılar çalındı, hangi gündemler görüşüldü?
Hangi hukuki adımlar atıldı?
Hangi kurumlarla görüşüldü, hangi başvurular yapıldı?
Ülke genelinde şube ve temsilciliklerimiz hangi ziyaretlerde bulundu, hangi sorunları konuştu?
Ay boyunca emeği, mücadelesi ve alın teriyle katkı sunan tüm teşkilat mensuplarımızla yapılan çalışmaları Genel Sekreterimiz Furkan Ali Çiftçioğlu’nun anlatımlarıyla ekranlarınıza taşıyoruz.
Hazırsanız, geçtiğimiz ayın sendikal gündemine birlikte göz atalım👀
Sağlık Çalışanlarına Ulaşım Desteği Şart!
Gece gündüz demeden fedakârca görev yapan sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının artan ulaşım yükü hafifletilmelidir.
Genç Sağlık Sendikası olarak, toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanılmasına yönelik gerekli düzenlemelerin yapılması için Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne başvuruda bulunduk.
Erbaa’da başlayan, Niksar’da yankılanan ve bugün tüm Tokat’ı saran bu ses; yalnızca bir basın açıklaması değil, sahanın gerçeğidir.
Hastanelerimizde derinleşen personel yetersizliği ve insanüstü çalışma temposu, yalnızca sağlık çalışanlarımızın omuzlarına yüklenen bir yük değil; doğrudan toplum sağlığını ve hasta güvenliğini zora koyan bir meseledir.
Uykusuz nöbetlerle görev yapan sağlık personellerini duymalıyız.
Sağlık çalışanlarımız için bir lütuf değil, en temel hakları olan insani çalışma koşullarını talep ediyoruz. Yetkilileri, rakamların ötesindeki bu hakikati görmeye ve acil, kalıcı çözümler üretmeye davet ediyorum.
Sürecin takipçisiyiz.