✍🏼| Mekteb-i Kadim #31 Galatasaray 3-1 Alanyaspor
O mavi eşofman neyin sembolüdür?
Sıkıcı maç detaylarıyla yormayacağım sizi. Bir pazar yazısı kıvamında olacak bugün okuyacaklarınız. Bazen bir dinozor konuşacak size bu yazıda, bazen avuntu bilmez bir fili dinleyeceksiniz geçmişe giderken.
Yıllar, yıllar önceydi.
1970-1971 sezonu başlamadan önce dönemin Galatasaray Spor Kulübü başkanı merhum Selahaddin Beyazıd takımın başına teknik direktör olarak Coşkun Özarı’yı getirmişti. Ancak onun yanına yabancı bir çalıştırıcı getirmek amacındaydı. Selahaddin Beyazıd bir “teknik direktör”le anlaşmak üzere İngiltere’ye uçtu.
Burada hemen şunu söylemeliyim ki o zamanlar şimdilerde “teknik direktör” dediğimiz insanlar İngiliz sistemine uygun olarak “menejer”, şimdi antrenör dediklerimiz de ise “teknik direktör” olarak adlandırılıyordu.
İngiltere’de uzun bir dönem temaslarda bulunan Beyazıd, ligin başlamasına birkaç gün kala Brian Birch’le anlaştı. Demek oluyor ki Galatasaray’ı 1970-1971 sezonunda Coşkun Özarı çalıştıracak, onun yardımcılığını da kondisyoner olarak şöhret bulan Birch üstlenecekti. (Belirli bir süre sonra Coşkun Özarı maçları tribünden idare etmeye başlamış, yedek kulübesini Birch’e bırakmıştı.)
Özarı ve Birch ikilisinin çalıştırdığı Galatasaray 1970-1971 sezonunu şampiyon olarak tamamladı. Ertesi sezon Coşkun Özarı takımdan ayrıldı, yerine Birch getirildi. Galatasaray Birch ile iki şampiyonluk daha kazandı. Böylece Galatasaray Türkiye’de ilk defa üç yıl üst üste şampiyon olan takım unvanını kazanmış oldu. (Bu rekora ilk olarak 1979-1981 yılları arasında üç sezon şampiyon olan Trabzonspor ortak oldu. Sonra da 1990-1992 y��lları arasında Türkiye’ye hükmeden Gordon Milne’in Beşiktaş’ı.)
Galatasaray ruhu
Birch bir Galatasaray efsanesi olan “Baba” Gündüz Kılıç’tan sonra kulübün “efsane” payesi verilen ikinci teknik direktörü oldu. Hem elde ettiği başarılardan ötürü, hem de Galatasaray’ın “winner” karakterini temsil eden yumruğu sayesinde.
Gerçekten de Birch iç sahada oynanan maçlardan önce tribünleri gezerek “yumruk şov” yapardı. Birc’ün yumruğu şunu söylerdi tribünlere: “Biz Galatasaray’ız, hiç merak etmeyin, son terimizi ve son kanımızı akıtana dek sahada her şeyimizle mücadele edeceğiz.”
Tribünler şahlanırdı bu yumruk şovla. Yumrukla beraber bir ruh gezinirdi tribünlerde Meksika dalgası gibi.
Birch, adına Galatasaraylılık denilen bu ruhun mucidi değildi. Bu ruhun mucitleri çok eski zamanlarda Galatasaray’ı kurmuş ve sonraki kuşaklara emanet etmiş kurucu babalardı, başta da üç ve dört numaralı kurucular Emin Bülent ve “Kürt” Celal İbrahim.
Birch “Aslan” Nihat Bekdik, “Baba” Gündüz Kılıç, Coşkun Özarı üzerinden bu ruhu teslim alan ve yaşatan son temsilciydi.
İşte tribünleri üç yıl boyunca yumruğuyla coşturan Birch, olaylı geçen ve Galatasaray’ın son demlerde şampiyonluk yarışında geriye düştüğü 1973-1974 sezonu sonunda İstanbul’dan ve çok sevdiği Galatasaray’dan ayrıldı.
Altı yıl sonra
Şimdi 1979-1980 sezonundayız. 1979-1980’de tarihinin en kötü lig sezonunu geçiren Galatasaray ligde kalmış, iki puan farkla alt lige düşmekten kurtulmuştu.
Bu başarısızlık önemli bir hamle yapılması gerektiği bilinci uyandırmıştı camiada, en çok da Prof. Dr. Ali Uras yönetiminde.
Artık dibe vurulduğu ve zamanın yukarı sıçramak zamanı olduğu görülüyordu.
Galatasaray o sezon yavaş yavaş şampiyonluktan uzak yılların giderek birbirine eklendiğini ve büyüdüğünü görmüş, bu nedenle de artık önemli bir adım atmak istemektedir. Ancak kaynaklar kısıtlı olduğu için bugünden yarına yapılacak fazla bir şey de yoktur. Bu nedenle biraz da merhum Hıncal Uluç’un baskısıyla 1980-1981 sezonunda, Galatasaray’ı en son şampiyon yapan Birch yeniden takımın başına getirildi, Galatasaray yeniden su üstüne çıkacaksa bunu gerçekleştirecek yegâne insan Birch’tür mantığıyla.
Galatasaray’da böylece önemli bir adım atılmış oldu.
Ne var ki takım iyi durumda değildir. Takımın ağır topu, kaptanı ve tek milli oyuncusu 1974’te transfer edilen Fatih Terim’dir. Onun dışında sadece birkaç pozisyonda “fena değil” denilebilecek oyuncuları vardır. Diğerleri vasattır. Kısaca şampiyon olmak için yetersiz bir kadrosu vardır Galatasaray’ın.
Kaldı ki Birch de yaşlanmış ve Galatasaray’dan sonraki yıllarının yarısını işsiz olarak geçirmiş antik kafalı bir futbol emekçisidir.
Müzelik olmak
Sanki iyi bir takım varmış da, “winner” bir teknik direktörle yeniden eski şaşaalı günlere kolayca dönmek mümkünmüş gibi bir rüzgâr esiyordu o zamanki Galatasaray’da. Hiç unutmam, gelir gelmez Galatasaray’ın o zamanlar mektebin içinde olan müzesini gezmiş, eski şampiyonluk kupalarıyla fotolar çektirmişti Birch. Ama şu veciz lafı etmeyi de ihmal etmemişti: “Müzeyi gezmek güzel, müzelik olmak kötü.”
Uzatmayayım, Birch hamlesi kısmen başarılı oldu Galatasaray’da. Takım Trabzonspor ve Adanaspor’un ardından iki puanlı sistemde şampiyonun beş puan gerisinde ligi üçüncü olarak tamamladı. Takım üçüncü olmuştu, ama Birch Galatasaray’ı bir şekilde yeniden İstanbul’un en büyük takımı yapmıştı. Gerçekten de “winner” karakterli ve mavi eşofmanlı Birch’ün Galatasaray’ı, o sezon ezeli rakibi Fenerbahçe’yi ligin her iki maçında da yenmiş, Beşiktaş’ı da aldığı bir galibiyet ve bir beraberlikle üç puan arkasında bırakmıştı.
Ne var ki zamanlar değişmiş, ülke futbolunda yeni aktörler ortaya çıkmıştı; 1974’te Birch giderken bir alt ligde yer alan Trabzonspor gibi. Türkiye’de bir Trabzonspor fırtınası esmektedir 1975’ten sonra.
Birch ertesi sezon lige iyi bir giriş yaptıktan sonra alınan başarısız sonuçlardan sonra tahmin edilebileceği gibi Galatasaray’dan bir kez daha gönderildi.
Evet; Birch ikinci gelişinde Galatasaray’ı yeniden şampiyon yapamamıştı, ama camiada “Galatasaray’ı yeniden büyük yapalım” fikrinin ateşini yakmıştı.
Gelenek sürüyor
1981-1982 sezonunda Birch’ün yerine Trabzonspor’u iki yıl şampiyon yapan merhum Özkan Sümer getirildi Galatasaray’ın başına. Sümer döneminde Galatasaray hem Türkiye Kupası, hem de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazanarak yeniden büyük olduğu hatırladı. Sümer’den sonra görev o dönem Avrupa’nın en genç ve gelecek vaat eden teknik direktörleri arasında yer alan merhum Tomislav İviç’e teslim edildi. Bir sezon sonra da merhum Jupp Derwall’e. (Derwall döneminde Türkiye bir Galatasaray devrimine şahit olacaktır.)
Kısaca Birch Galatasaray’ı değiştiremedi, ama Galatasaray’ın kendisini değiştirmesinin yolunu açan isim oldu 1980’de.
Birch’ten Buruk’a
Çarşambayı perşembeye bağlayan gece 120 dakika süren kırıcı Juventus maçından çıkıp ertesi gün İstanbul’a dönen, Cuma günü yaptığı tek taktik antrenmanla dün Alanyaspor karşısına çıkan Galatasaray’ın teknik direktörü Okan Buruk’un giydiği mavi eşofman bana bunları hatırlattı. Ben de sizinle paylaştım.
En son şunu söylemek istiyorum. Okan Buruk’un giydiği o mavi eşofman aslında geçmişi değil, Galatasaray’ın “winner” karakterini temsil eder. Galatasaray’a o “winner” karakteri ilk olarak “Baba” Gündüz Kılıç kazandırmış, onun yardımcısı Coşkun Özarı üzerinden kavuk Birch’e teslim edilmiştir.
Sonrası malum; Jupp Derwall, Mustafa Denizli, Karl-Heinz Feldkamp ve Fatih Terim üzerinden 2000’li yıllara ulaştı o karakter ve o kavuk.
✍🏼@melihsabanoglu
Atatürk'ün son yolculuğuna dair nadir fotoğraflardan oluşan bu tweet serisini lütfen sonuna kadar inceleyin değerli dostlar.
Gözleriniz dolacak, boğazınız düğümlenecek.
1⃣- Tarih 19 Kasım 1938. Atatürk'ün aziz naaşı Dolmabahçe Sarayı'nda. Cenaze namazının kılınması bekleniyor.
Olimpiyat madalyası meselemizi tartışırken şu görsel akılda dursun:
ABD sporcuların üçte ikisi bir üniversitenin sporcusu... Ayrıca başka ülke bayrağı altında yarışan ABD üniversitesi öğrencileri de var.
Demek ki fili herhangi bir yerinden tutup tarif etmemek lazım.
The top 11 colleges with the most American athletes in the 2024 Olympics https://t.co/JtXkUyoO5R
Bunu ilk kez görüyorum. Alegori böyle bir şey işte, basit ama çok etkili. Hele de böyle bir ustalıkla, böyle doğal anlatılırsa hikaye. Büyükler ve çocuklar için Genco Erkal’dan: köpekbalıkları insan olsaydı…