Cihangir’in feryadını duydukça insan tarihe değil, sanki kendi kalbine dokunuyor. Bazı acılar yüzyılları aşar; Mustafa’nın vedası ve Cihangir’in haykırışı da işte onlardan biri.
Geçiyor arkadaşlar. Hep geçti. Sabahına uyanmak istemiyorum dediğin geceler de geçiyor. Bir daha nefes alamam dediğin anlar da geçiyor. Hiç geçmeyecekmiş gibi gelen şeyler de… Geçiyor. İçinde kopan fırtınalar hiç dinmeyecek, göğsüne oturan o ağır taş hiç kalkmayacak sanıyorsun. Ama vakti gelince o da geçiyor. Zaman belki her şeyi unutturmuyor, izlerini tamamen silmiyor ama sana o yükle yürümeyi, kalbindeki ağırlığa rağmen yeniden ayağa kalkmayı öğretiyor. Çünkü hayat, sen durup karanlığa baksan bile akmaya ve o en uzun gecelerin ardından ısrarla yeni bir sabahı doğurmaya devam ediyor.
Eskiden bir misafir çağırınca denge politikası başlıyordu; “Şimdi mecbur karşı tarafı da çağıralım, sorun çıkmasın.” Meğer misafir listesi de özgürlükmüş. 😄
hiç bitmeyecekmiş gibi süren kötü bütün zamanların ertesi gününü çok seviyorum. sakin. telaşsız. her şeyi yapabilirmişim gibi. öğreneceğimi öğrendim, çekilin. yaşamak umrumdadır.