Terörist Hexth'in Savaş Karşıtları Tarafından Konuşmasının Kesilmesi
ABD Senatosu oturumunda, savaş karşıtı protestocular Hexth'in konuşmasını keserek haykırdılar: «İran ve Filistin'deki çocukların bombalanmasını durdurun».
@gizemakgul7 Gizem Hanım. 14 sene İstanbul'da 'yaşadım'. E-5 /TEM ve yoğunluk ömrümü aldı, malumunuz. Sonrası 4 senedir memleketim de olan güzide Iğdır'a taşındık. Doğa, sakinlik ve bereket Anadolu'da. İstanbul artık ömür törpüsü.
🛑🛑🛑 Arakçi:
Ben Amerikalılara söyledim.
Gazeteci: Witkoff'a mı?
Arakçi:
Evet, Witkoff'a. Söyledim ki, şimdiye kadar her an bütün toplantının bombalanabileceğini düşündüğün bir toplantıda yer aldın mı? Öylece bön bön yüzüme baktılar. Söyledim ki, hiç telefonla konuşurken, konuştuğun o anda, tabiri caizse infilak edebileceğini, yok olabileceğini düşündün mü?
Hiç, örneğin, ne bileyim, telefonla ailenin halini hatrını sorarken kendi kendine bunun son kez olabileceğini düşündün mü?
Dedim ki, biz bunları tecrübe ettik ve dik durduk. Bizimle başka türlü konuşmanız gerekir. Bizi ne tehdit edebilirsiniz, ne de bize rüşvet verebilirsiniz (bizi satın alabilirsiniz).
12 günlük savaştan önceki müzakerelerde, rüşvet vermek için gelmişlerdi — bana değil, İslam Cumhuriyeti'ne. "Şunu yaparız, bunu yaparız, şunu inşa ederiz, bunu inşa ederiz" dediler.
Ben de orada onlara dedim ki, bizim zenginleştirmemiz satılık değildir. Bu, İran halkının uğruna 20 yıl ambargolara katlandığı, bilim insanlarının uğruna kanının döküldüğü bir şeydir. Bunu nasıl satabiliriz? Sen bana "Şu santrali kurarım, bunu kurarım" diyorsun.
Burada dedim ki; ne rüşvet, ne tehdit. Sadece korkan birini tehdit edebilirsin. Biz her an başımıza her şeyin gelebileceğini bilerek (bekleyerek) oraya gittiğimizde, beni "Gelir vururum, şunu yaparım, savaş başlatırım" diyerek korkutamazsın.
Gazeteci: Burası Venezuela değil.
Arakçi: Evet, burası bir kişiyi aldığında diğerlerinin korkup geri adım atacağı Venezuela değil.
Abbas Arakçi:
Ben Amerikalılara söyledim.
Gazeteci:
Witkoff'a mı?
Arakçi:
Evet, Witkoff'a. Söyledim ki, şimdiye kadar her an bütün toplantının bombalanabileceğini düşündüğün bir toplantıda yer aldın mı? Öylece bön bön yüzüme baktılar. Söyledim ki, hiç telefonla konuşurken, konuştuğun o anda, tabiri caizse infilak edebileceğini, yok olabileceğini düşündün mü?
Hiç, örneğin, ne bileyim, telefonla ailenin halini hatrını sorarken kendi kendine bunun son kez olabileceğini düşündün mü?
Dedim ki, biz bunları tecrübe ettik ve dik durduk. Bizimle başka türlü konuşmanız gerekir. Bizi ne tehdit edebilirsiniz, ne de bize rüşvet verebilirsiniz (bizi satın alabilirsiniz).
12 günlük savaştan önceki müzakerelerde, rüşvet vermek için gelmişlerdi - bana değil, İslam Cumhuriyeti'ne-. "Şunu yaparız, bunu yaparız, şunu inşa ederiz, bunu inşa ederiz" dediler.
Ben de orada onlara dedim ki, bizim zenginleştirmemiz satılık değildir. Bu, İran halkının uğruna 20 yıl ambargolara katlandığı, bilim insanlarının uğruna kanının döküldüğü bir şeydir. Bunu nasıl satabiliriz? Sen bana "Şu santrali kurarım, bunu kurarım" diyorsun.
Burada dedim ki; ne rüşvet, ne tehdit. Sadece korkan birini tehdit edebilirsin. Biz her an başımıza her şeyin gelebileceğini bilerek (bekleyerek) oraya gittiğimizde, beni "Gelir vururum, şunu yaparım, savaş başlatırım" diyerek korkutamazsın.
Gazeteci:
Burası Venezuela değil.
Arakçi:
Evet, burası bir kişiyi aldığında diğerlerinin korkup geri adım atacağı Venezuela değil.
@MortezaOjaghlou
🛑🛑🛑 Arakçi önemli açıklamalarda bulundu. Komşu ülkeler İran’ın düşüşüne hazırlıklıydı ve hepsi gizli bir sevinç içindeydi.
Ne kadar üzücü, değil mi? Peki İran bunlardan intikamını almayacak mı? Elbette alacak. Buna tarihin kırbaç vefası derler."
🛑🛑🛑 Abbas Arakçi:
"...Bölge liderlerinden biriyle görüştüm. İçten içe hissettiğiniz gizli bir sevinçle, oldukça kibirli ve gururlu bir tavırla bana dedi ki: 'Emin olun size saldıracaklar; nükleer tesislerinizi vurup yok edecekler, füze kapasitenizi ortadan kaldıracaklar, petrol tesislerinizi yerle bir edecekler. Sakın karşılık vermeyin ha! Çünkü (karşılık verirseniz) sizi de vururlar, liderliğinizi vururlar, kendinizi...'"
Görüşmeci: "Bunu kim söyledi?"
Abbas Arakçi: "Bölge liderlerinden biri."
Görüşmeci: "Suudi Arabistan mı?"
Abbas Arakçi: "Şimdi isimlere girmeyelim, sonuçta bizim hepsiyle işimiz var, birlikte çalışıyoruz." (Gülerek)
Görüşmeci: "Yok, bu üslup tam Bin Selman'a uyuyor."
Abbas Arakçi: "Dediğim gibi, isimlere girmeyelim lütfen. Aslında hepsinin üslubuna uyuyor." (Gülerek) "Bırakın biz işimizi yapalım. Hayır, gerçekten hepsinin ruh hali böyleydi. Hepsi bir olayın gerçekleşmesini bekliyordu ama bir yandan da korkuyorlardı. Ben orada onlara dedim ki..."
Görüşmeci: "Yani bu işi bitmiş mi gözüyle bakıyorlardı?"
Abbas Arakçi: "Evet. Onlara dedim ki: Olay sizin söylediğiniz kadar kolay değil. Eğer bizim herhangi bir noktamızı vururlarsa, biz de onun tam karşılığındaki noktayı vururuz. Nükleer tesislerimizi vururlarsa, nükleer tesislerini vururuz. Askeri kapasitemizi vururlarsa, askeri kapasitelerini hedef alırız. Eğer Amerika da bu işe dahil olursa, ister istemez Amerika'nın bölgedeki üslerini vuracağız. Çünkü bizim füzelerimiz Amerika ana karasına ulaşamaz ama bölgedeki üslerine ulaşır. Eğer petrol tesislerimizi vururlar ve biz petrol satamaz hale gelirsek, bu bölgede hiç kimse petrol satamaz! Tabii bu sözler karşımdaki kişiyi biraz öfkelendirdi ve şöyle dedi: 'Kimse bizi tehdit edemez! Eğer biri bizi tehdit ederse, tüm Avrupa, tüm Amerika ona karşı cephe alır; hatta Çin bile ona karşı olur. Çünkü bizim Çin ile çok büyük ticari ilişkilerimiz var. Dünyadaki petrol akışı bizim elimizde, dağıtım zinciri bizim elimizde...' gibi laflar etti. Ben de güldüm ve dedim ki: 'Yok canım, Allah korusun biz sizi vurmak istemiyoruz ki! Biz Amerikan üslerini vuracağız, ama ne yazık ki o üsler sizin topraklarınızda bulunuyor...'"
🔸Soykırımcı Senatör Graham gitti; İsrail yasta
🔸İran’a karşı yeni dalga
🔸ABD’ye hızlı ve sert misilleme
🔸Hürmüz kapatıldı
📹12 Temmuz 2026 TSİ 22.40👇
https://t.co/AkRlDtLqjz
@Mavi4Emirhan@borsacibirgenc 1995 yılında ( Gümrük Birliğinin imzalandığı yıl ). Evet, Büyükelçilik. Mesele kötülemek değil. Öz eleştiri yaparak belki zamanla daha liyakatlı insanlarımız oralar da görevli olur.
Torunlar GYO - Aziz Torun:
“Unkapanı’nda toptancılık yaparken Alo ve Omo deterjan bayisiydik.”
“O zamanlar en çok deterjan satanları seyahate gönderiyorlardı.”
“Omo Amerika’ya gönderiyordu, Alo ise Uzak Doğu’ya.
Singapur, Tayland, Vietnam, Kore ve Japonya turu.”
Ben Uzak Doğu’yu tercih ettim.
Tayland’da tarzanca İngilizcemle telefon rehberinden pirinç firmalarını buldum.
Gittim, numuneleri aldım.
O zamanlar Tayland’daki Türk Konsolosluğuna gittim. “Ben Türkiye’den gelen bir iş adamıyım. Bana şirketlerle iletişim kurmak için Tayca bilen, yardımcı olabilecek birini ayarlayabilir misiniz? Ücretini de vereyim.” dedim.
“Bizim öyle bir uygulamamız yok.” dediler.
Daha sonra Amerika’dan da pirinç ithalatına başladık.
Amerika’ya gittik, pirinç anlaşması yaptık.
Aradan birkaç ay geçti, şirkete bir Amerikalı geldi.
“Ben İstanbul Ticaret Ataşesiyim.” dedi.
Sorular sordu, gitti.
Sonra aradan 5-6 ay geçti.
İthalat yaptığımız Amerikalı firmadan biri geldi.
Baktım, adam Türkiye ve pirinç sektörüyle ilgili o kadar çok şey biliyor ki ben o kadar bilgiye sahip değilim.
Hangi markette ne var ne yok, onu bile biliyor.
Meğer o ataşenin görevi, o sektörle ilgili bilgileri toplayıp rapor etmek, kendi iş adamına bu desteği vermekmiş.
Biz ise bunlardan mahrum kalarak el yordamıyla mücadele edip bir yerlere geldik.
Yıllar sonra öyle bir noktaya geldik ki Londra Borsası’ndan teminat yatırmadan şeker alabiliyorduk.
Biz imza atınca 30 bin ton şekeri bizim için ayırıyorlardı.
Sadece imza atıyorduk…
This was Seyed Ali Khamenei’s home in Mashhad, Iran.
A man who served his country for decades in one of the world’s most oil-rich nations.
Look at how modest his home was.
Can you name a single world leader today who lives this simply while holding so much power?