#CahideSonku Cahide'yi 'Doktorun Hatası'nda' seyrettiğim gün afsunlaşmış gibi çıkmıştım tiyatrodan. On yedi yaşındaydım ve kendisine erişme olanağı bulunmayan bir Olempus tanrıçasını görmüş olmanın yüreğimi allak bullak eden karmakarışık duygularıyla dönmüştüm okula.
Oyun güzel miydi bilmiyorum.
Ama Cahide çok güzeldi.
Ölümünün ardından Çetin Altan böyle yazmıştı.
Agâh Özgüç / Peçete kâğıtlarındaki anılar / Broy yayınları
#AgahÖzgüç #ÇetinAltan #MuhsinErtuğrul #edebiyat #biyografi #tiyatro #sinema #kitap
"...Ben girerim sokağı devriyeler basar,
Birde gülüşün eklenir kimliğime"
Kaç yıl gecti üstünden bilemiyorum. İlk kez Yaşamdan Dakikalar programı İle tanışmıştım bir Ahmet Telli şiiri ile. Tekrar tekrar izlediğim için de bölüm aklımdaydı. 8.dakika 🖤
https://t.co/ro7fBpWMUd
@r_atlen @DedektifDergi Okumadığım ne cok polisiye varmış. En cok Harem ağası Yasin'i merak ettim. Cok bilgilendirici bir yazı olmuş emeğinize sağlık 🙏
Her zamanki gibi sabah erken kalktı.
Masanın başına oturdu.
09.28’de “Kınıyorum!” diye başlayan yazısını gazeteye faksladı.
Bir aylık bebeğine son kez baktı, 09.35’te evden çıktı.
Eşine, “Ben arabayı ısıtayım, iki üç dakika sonra gelirsiniz” dedi.
Titiz bir adamdı. Onu takip edenler de bunu biliyordu.
Arabasının üzerinde gazete kâğıdına sarılı bira kutusunu görünce alacağını tahmin ediyorlardı.
Öyle de oldu.
09.40’ta bomba patladı.
https://t.co/limCKfMhxF
Sizlerin ayrilma sebebiniz nedir bilmiyorum, merak ta etmiyorum ama ben sadece iki aylık gözlemlememle bu derneğin Türk polisiyesine katkı sunamadığını görmüş, eleştirilerimi başkana, macera romanlarına yılın polisiyesi ödülü veren jüride bulunanlara ve bazı yazarlara anlatmaya çalışmıştım. Tabiki de dikkate alan olmamıştı :) Neyse ki üyelik başlatma gibi bir hata da yapmamıştım. Sevgiler 🍁
6 Ekim İstanbul'un Kurtuluşu İle Neler Değişti?
102 yıl önce İstanbul'un adı İstanbul değildi, Konstantinopoli'ydi. Padişah sikkelerinin tamamında bu isim yazıyordu. Atatürk İstanbul'u İstanbul yaptı. Uluslararası Posta Teşkilatına resmi yazı ile Türk şehirlerinin isminin Türkçe yazılacağı, İstanbul'un da artık İstanbul olarak anılacağı bildirildi. Adres olarak Konstantiniyye olarak gelmeye devam eden tüm mektuplar adrese iletilemeyip geri gönderildi.
Fatih, Eminönü, Sarıyer, Beşiktaş ilçeleri kuruldu.
6 Ekim İstanbul'un kurtuluşu ile birlikte Beyoğlu'nda Opera Sineması açıldı. Kırmızı halıyla kaplandı. Fraglı, beyaz elbiseli teşrifatçılar çalışmaya başladı. Halk sinemayla tanıştı. Her aksam kapalı gişe oynadı.
Vapurlarda perdeler vardı. Kadınlar kocalarıyla bile birlikte oturamıyorlardı. Aynı şekilde evlerde pencerelerin ardında kafesler vardı. Kadınlar dışarı o kafeslerden bakabiliyorlardı. 6 Ekim İstanbul'un kurtuluşu ile birlikte o kafesler ve perdeler kalktı.
Kadıköy'de Şehbal Tiyatrosu'nda ilk Türk opereti olan 'Balo Kaçakları sahnelendi. Başrolde ilk primadonnalarımızdan, Gülriz Sururi'nin annesi Suzan Lütfullah vardı. Henüz 17 yaşındaydı.
Halk aynı zamanda tiyatroda Shakespeare, Molier, Çehov eserleriyle de tanışmaya başladı.
İstanbul radyosu yayın hayatına başladı.
Dans kursları açıldı.
İlk yılbaşı balosu Pera Palas'ta 1925 i 26 ya bağlayan gece yapıldı.
İlk telefon bağlantısı Ankara-İstanbul arasında gerçekleşti.
Süreya Operası açıldı. 6 Ekim'den önce sahneye çıkması yasak olan Türk kadını sahneye çıkmaya başladı.
Milliyet Gazetesi İlk otomobil yarışını düzenledi. Tüm erkekleri geride bırakarak bir kadın, Samiye Morkaya birinci oldu.
Cumhuriyet Gazetesi Türkiye'nin ilk ses Kraliçesi yarışmasını düzenledi. Hudadat Şakir Hanım bugünkü tabirle ilk popstarımız oldu.
Ve sosyal hayatta daha Pek çok ilk 6 Ekim 1923'te Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul'u geri alması sayesinde gerçekleşti. Onun sayesinde sosyal hayatı sıradan yaşayan vatandaşlar bir dünya vatandaşı gibi medenice yaşamaya başladı. Bin yaşa Mustafa Kemal!
Fotoğraf Mustafa Kemal meclis başkanı Kâzım Paşa ile Moda'daki deniz yarışlarını izlerken çekilmiştir. Necdet Sakaoğlu'nun Atatürk ve İstanbul kitabından alınmıştır.
#6Ekim1923
#6EkimİstanbulunKurtuluşu
#MustafaKemalAtatürk
#Cumhuriyet
Sinema hayatının bir özeti... 74 sonrası sinemaya bakışı... Yesilçam'ın kendisine uyguladığı ambargo... Tarık Akan'ın kendisinden dinleyelim:
"Subay çocuğuyum. Çocukluğum Anadolu'da geçmiş, 15-16 yaşımda İstanbul'a yerleştiğimizde denizi görmüşüm, ailemde para çok kısıtlı, yaşamımız buna göre gidiyor. Bunun yanında filmlerde fabrikatör ve zengin aile çocuğunu oynuyorum. Bu durum beni rahatsız etmeye başladı. 71 de sinemaya girmiştim, 74 sonuydu, o tarz filmler yapmamaya karar verdim. Ben artık ya oyuncu olacağım ve istediğim işleri yapacağım ya da hiç yapmayacağım dedim. Ama tiyatro kökenli değildim. En büyük tiyatro yönetmenlerinizden Vasıf Öngören beni eğitmeye başladı. Bu arada Yesilçam'a olan tavrımdan dolayı bana ambargo başladı. Ya bizim istediğimiz filmlerde oynayacaksın ya da oynamayacaksın dediler. Bu yüzden iki yıl kadar işsiz kaldım. O zamanlar en kötü filmim bile büyük iş yapıyordu, yinede o tür filmlerde oynamadım. Bu iki yıl içerisinde kendimi sorguladım ve üstüme düşen görevlerin neler olduğunu görmeye başladım. Bilinçlenme sürecim araştırmalar, okumalarla sürdü ve 1978 Yavuz Özkan imzalı 'Maden' filmiyle bu yeni dönemim başladı. Cüneyt Arkın ile birlikte oynadık. Onunla birlikte oynamayı ben cok istedim. Yavuz Ozkan'a afişin başında onun adı olsun, o ne kadar alıyorsa ben yarısını alırım, yeterki Cüneyt olsun dedim. Film ilk sendikal haklarını elde etmiş işçilerin hak savaşını konu ediyordu. Film Türkiye'nin altını üstüne getirdi ve o hegemonyayı yıktık. Ardından Zeki Ökten imzalı 'Sürü' geldi. Bu filmleri topluma karşı bir sorumluluk olarak aldım. Bu filmler insanları bir şekilde bilinçlendirsin diye uğraştım. Bu bilinçlendirme ülkenin var olan yapısını paramparça yapan düşünceler değildir. Bunların hepsi demokrasiye, çağdaş, özgürlükçü bir anlayışa ve temele oturan hikâyelerdir."
Kaynak: Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi - Söyleşi, Sunum ve Panel Yıllığı 2005
#TarıkAkan
#TürkSineması
#CüneytArkın
@Yilmaz_Ozdill
Kadınlar Halk Fırkası
Henüz Cumhuriyet Halk Fırkası kurulmamışken Nezihe Muhittin, aralarında Sabiha Sertel, Latife Bekir, Şukufe Nihal, Aliye Esad, Guzide Osman gibi isimlerin bulunduğu 13 kadınla birlikte 1923 te Kadınlar Halk Fırkası'nı kurmuştur. Nezihe Muhittin, Halide Edip, Sabahat Filmer, Münevver Saime, Şukefe Nihal, Naciye Hanım, Zekiye Hanım tarafından 15 Mayıs 1919 da gerçekleşen İzmir'in işgalini protesto etmek amacıyla kurulan, sivil toplum kuruluşu özelliğini taşıyan
Asri Kadınlar Cemiyeti'nden 4 yıl sonradır. Temel amaç oy hakkını elde etmektir. Ancak Nisan 1923 te kabul edilen seçim kanununa göre kadınların oy hakkı olmadığı için partiyi kurmalarına izin verilmemiştir. Bunun üzerine Türk Kadınlar Birliği'ni kurmuşlardır. Çalışmaları Uluslararası Kadınlar Birliği'nin 1935 yılında 12.kongresine ev sahipliği yapacak kadar evrensel bir harekete dönüşmüştür. Ardından yapılan seçimlerde meclise 18 kadın mv. girmiş, dernek bir anlamda amacına ulaşmıştır.
Fotoğrafta Kadınlar Halk Fırkası üyeleri.
#8MartDünyaKadınlarGünü
#8MartDünyaEmekçiKadınlarGünü
Cumhuriyet Halk Partisi Nasıl Kuruldu?
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Milli Mücadele'nin zarar görmemesi için particililiği reddetmişti. Meclis çatısı altında 'siyasi grup' olarak değil, sadece 'grup' olarak bulunuyordu. Ancak bu yapı zamanla 'Birinci Grup' ve 'İkinci grup' olarak bölündü. Mustafa Kemal'in etrafında toplananlar 'Birinci Grup'u', hilafeti isteyenler ise 'İkinci Grup'u oluşturdu.
6 Aralık 1922 de Atatürk Ankara gazetelerine tüm milleti kapsayacak 'Halk Fırkası' adıyla parti kurma niyetinden söz etti. Meclis 1 Nisan 1923 te seçim kararı aldı. 8 Nisan 1923 te Atatürk Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı olarak ilk program olan 'Dokuz Umde (İlke)'yi yayımladı. 9 Eylül 1923 te Fırka tüzüğü onaylandı ve parti kurulmuş oldu. Mustafa Kemal parti başkanı, İsmet İnönü genel başkan vekili oldu. 10 Kasım 1924 te partinin adı 'Cumhuriyet Halk Fırkası' oldu. 7 yıl sonra 10 Mayıs 1931 de gerçekleşen 3.Kurultayda partinin amblemi 'altı ok' olarak belirlendi. 1935 te 4.Kurultayda partinin ismi 'Cumhuriyet Halk Partisi' olarak değişti. Atatürk'ün ölümünden sonra düzenlenen ilk olağanüstü kurultayda Atatürk 'partinin kurucusu ve ebedi başkanı' seçildi.
#9Eylül
#MustafaKemalAtatürk
#CHP
#CumhuriyetHalkPartisi
26 Ağustos Gecesi saat saat yaşananlar ve Albay Reşat Bey'in İntiharı
25 Ağustos günü Afyon'un Şuhut kasabasına gidildi. Burası Kocatepe'ye çok yakındı. Akşam Gazi, Fevzi ve İsmet Paşa Taarruz planını son kez gözden geçirdiler. Gece yarısına doğru bütün birliklerin taaruza hazır olduklarını bildiren raporlar geldi. Gazi emir eri Ali Metin Çavuş'a, "Çocuk, valizler burada kalacak. Sen biraz kuru yiyecek al. Kahve takımını da unutma. Beni saat 2 de uyandır." dedi ve istirahata çekildi.
Kimsenin gözüne uyku girmiyordu. Gece yarısından sonra saat 1 de herkes ayaklanmış sabahı bekliyordu. Ali Çavuş saat 2 de Gazi'yi uyandırdı, kahvesini verdi. Bir süre sonra Fevzi Paşa uyandırıldı. Saat 3 te Mustafa Kemal Paşa ve yanındaki paşalar gece karanlığında atlara binerek Kocatepe'ye yollandılar. Kocatepe 7 kilometrelik bir yerdeydi. Kafilenin başına ve sonuna ellerinde fener birer atlı konmuştu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Biraz sonra bir ölüm kalım savaşı başlayacaktı.
Gazi ile Fevzi Paşa atlarından indiler. Kocatepe'ye yaya çıkılacaktı. Fevzi Paşa fenerinin ışığında Kuranı Kerim'in bazı sayfalarını okuyordu. Nihayet birlikte Kocatepe'deki gözetleme yerine geldiler.
Saat 4 buçuğa yaklaşılırken topçular ve piyadeler son kez kontrol edilmeye başlandı. Ardından Gazi, Fevzi Paşa'ya vakti sordu. Fevzi Paşa Kuran'ı göğsüne yerleştirmiş dua ediyordu. Ayağa kalktı ve tarihe geçen şu cümleyle Gazi'yi cevapladı: "Paşa Hazretleri, artık topçu ateşe başlayabilir. İnşallah zafer bizimdir, hayırlı olsun." Saat 5 e geliyordu. Başkumandan "Ateş," diye haykırdı. Bir anda yer gök top sesleriyle inlemeye başladı. Otlar kavruluyordu. Topçular Yunan mevzilerini dövüyorlardı. Bu bir yok etme ateşiydi. Onlardan hiçbir karşılık gelmiyordu. Topçu ateşi yarım saat kadar sürdü. Ateş kesilir kesilmez Başkumandan, "Süngü tak, hedefiniz Akdeniz'dir!" diye haykırdı. Piyadeler derhal süngü takarak Yunan mevzilerine sıçradılar. Tel örgüler ve engeller birkaç dakika içinde aşıldı. Yunan askerleri süngüden geçirildiler. Bir saat sonra Tınaztepe alındı, birkaç saat sonrada Belentepe ele geçirildi. Gazi dürbünüyle savaşı izliyor, telefonuylada komutlar veriyordu. Bazı Yunan birliklerinin trenle kaçmaları Gazi'nin telefonla verdiği komutlarla engellendi.
Sıra Çiğiltepe'nin alınmasına gelmişti. O tepeye saldıran tümenin başında Gazi'nin Muş'tan ve Suriye'den arkadaşı Reşat Bey vardı. Mustafa Kemal kendisiyle telefon bağlantısı kurarak "Niçin hedefinize varamıyorsunuz?" diye sordu.
Reşat Bey, "Paşam, yarım saat sonra hedefe varacağız." dedi. Gazi yarım saat sonra hedefin hala ele geçirilememiş olduğunu görünce yeniden telefona sarıldı ancak bu kez karşısında Reşat Bey'i bulamadı. Onun yerine kendisine Albay Reşat Bey'in veda mesajını okudular:
"Yarım saat içinde o mevzileri alacağıma dair size söz verdiğim halde sözümü yerine getiremediğim için yaşayamam!"
Vefatından sonra meclis kendisi adına ailesine İstiklâl Madalyası takdim etti ve soy adı kanunu çıktığında Gazi'nin önerisiyle kendisine Çiğiltepe soyadı verildi. Çiğiltepe'de onun ve hayatını kaybeden askerlerin anısına yaptırılan şehitlikte bronz büstü bulunmaktadır. Hayatını anlatan, emekli asker Cihangir Akşit tarafından yazılan birde roman bulunmaktadır.
Fotoğraf Kültür ve Turizm Bakanlığının Kültür Portalı adlı İnternet sitesinden alınmıştır.
Yararlanılan kaynak: Hıfzı Topuz / Gazi ve Fikriye
#26Ağustos
#ATATÜRK
#BüyükTaaruz
#afyonkarahisar
#İstiklalSavaşı
Gülben Ergen: "6 aydır inim inim yardım isteyen bir anneyi yerlerde süründürmeye utanmıyor muyuz biz hiç? Neden 6 aydır bir karar çıkamıyor."
"Neden bu kadın avaz avaz bağırıyor.
"Bir annenin ahı dünyayı yıkar."
#MattiaAhmetMinguzzi
Çok değil, 105 sene önceydi. Mustafa Kemal İstanbul'u geri alana kadar Taksim'de işgal birlikleri, boğazda işgal donanmaları vardı.
Ermeniler ve Rumlar İstanbul'a geliyor, yıllardır İstanbul'da oturuyorlarmış gibi hak iddia ediyorlardı.
İstanbul'da oturan Rumlar pencerelerine Yunan bayrakları asıyorlardı.
Müslümanlardan evlerini, iş yerlerini boşaltmaları isteniyor, gayrimüslimler ile aralarına büyük tartışmalar yaşanıyordu.
İşgal kuvvetleri kendi jandarma ve polis teşkilatlarını, hatta kendi mahkemelerini kurmuşlar, gayrimüslimlere direnen Müslümanları yargılıyorlardı.
Yetmezmiş gibi Rusya da Ekim Devriminde Kızıl Orduya yenilen Beyaz Ordu mensupları işgal devletlerinin davetiyle gemilerle İstanbul'a geliyorlardı.
İşgal devletlerinin askerleri tramvay gibi topu tanışmalarda ve sokaklarda kadınlarımızı taciz ediyorlardı.
Açlık, sefalet ama en kötüsü her göz odaya sinmiş olan ümitsizlik vardı.
Çok değil, 105 sene önceydi...
Mustafa Kemal geri alana kadar.
Bin yaşa Mustafa Kemal!
Fotoğrafta solda Boğazda işgal donanmaları, sağda Taksim Meydanında İngiliz birlikleri görülmektedir.
#Atatürk
#MustafaKemalAtatürk
#16mart1920
#ŞehzadeKarakoluBaskını
#İstanbulunİşgali
#PınarKür Beni onunla tanıştıran, sınıfsal tespitler yaptığı, aynı zamanda İlk romanı olan 'Yarın Yarın' da (1976- Bilgi yayınevi) bir 12 Mart romanı olarak tanımlanagelse ve örtük olarak dönemin devrimci mücadelesinin çıkmazını sergileyip eleştirsede, aslında aynı dönem İstanbul'unun biri zeki ve iyi eğitimli, aydın bir anne babanın kızı Seyda ile diğeri ise yoksul ve tutucu bir çevreden gelip vücudunu satarak dayatılan sistemde var olmaya çalışan Aysel'i; ama her ikisi de sevgisiz zengin bir kocayla birleşen bir hayata sahip iki kadını işler. Seyda için bu durum hoşnutsuzluk, Aysel içinse başarı anlamı taşır. Her ikisi de metalaşmış kadınlık durumunun örneğidir.
#edebiyat
@ibb_kultur / Cumhuriyet İstanbul'unda Kadın
@rosanorhan@muhalifcomtr "Zeus bize birşey bıraktı:Çitin öbür tarafının hayalini,"
"Biz insanlar ne zaman kontrolü kaybetsek silaha ( şiddete ) sarılırız. "
"Mesele hem çiftçiyi, hem aslanı yaşatabilmek. "
Çok satırbaşılı, çok güzel noktalara değindiğiniz çok güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık 👏🏻