Japonya kendi parasını kurtarmak için 73 milyar dolar harcadı. Asıl tehlike ise o parayı nereden bulduğunda.
Japonya geçtiğimiz ay, hiçbir ülkenin istemeyeceği bir şeyi yapmak zorunda kaldı.
Yen'i kurtarmak için tek bir ayda rekor 73 milyar dolar harcadı. Bu, ülke tarihindeki en büyük döviz müdahalesiydi.
Ama bütün o para boşa gitti. Yen sadece birkaç gün toparlandı, sonra yeniden düştü. Şu an 162'ye yakın, yani 1986'dan beri en zayıf seviyesinde.
Herkes bu düşen yen'e bakıyor.
Bense Japonya'nın o 73 milyar doları nereden bulduğuna bakıyorum.
Çünkü asıl hikaye orada saklı. Japonya bu parayı, elindeki en değerli varlığı satarak buldu.
Anlatıyorum.
Önce şunu anlamak lazım. Japonya neden yen'i kurtarmak için para harcıyor, neden başaramıyor?
Şöyle düşünün.
Su alan bir tekneniz var. Bir kovayla suyu dışarı atıyorsunuz ama teknedeki deliği kapatmıyorsunuz. Ne kadar su atsanız da delik açık kaldıkça su geri doluyor.
Japonya'nın yen müdahalesi tam olarak bu.
Müdahale, piyasaya dolar satıp yen alarak yen'i bir anlığına yukarı itiyor. Yani suyu boşaltıyor ama deliği kapatmıyor.
Peki o delik ne? Cevap, iki ülke arasındaki faiz farkı.
Amerika'da faiz yüksek, Japonya'da neredeyse sıfır. Para her zaman daha çok kazandığı yere akar. Düşük faizli yen'i bırakır, yüksek faizli dolara koşar. Bu akış sürdükçe yen düşmeye devam eder.
Japonya 73 milyar dolarla suyu boşalttı. Ama delik, yani faiz farkı yerinde durduğu için yen birkaç günde geri düştü.
Şimdi asıl meseleye gelelim. Japonya o 73 milyar doları nereden buldu?
Yurt dışındaki rezervlerinden. O ay Japonya'nın yabancı varlıkları yaklaşık 75 milyar dolar azaldı, bu da rekor düzeyde bir düşüştü. Maliye Bakanlığı, bu düşüşün sebeplerinden birinin müdahale olduğunu kabul etti.
Peki o rezervler neyden oluşuyor? Büyük kısmı ABD tahvilinden. Japonya'nın dış rezervlerinin yaklaşık yüzde 70'i Amerikan tahvilinde duruyor.
Yani Japonya, yen'i savunmak için büyük olasılıkla elindeki Amerikan tahvillerini sattı. Kısacası Amerika'ya verdiği borcu geri satarak kendi parasını korudu.
Burada durup şunu görmek gerekiyor. Japonya, dünyada en çok ABD tahvili tutan ülke.
Otuz yıldır işleyen sessiz bir mekanizma var.
Japonya dünyanın en ucuz parası. Dünya, Japonya'dan neredeyse bedava yen borçlanıp bu parayı Amerika'ya yatırdı.
Yani Japonya'nın ucuz parası, yıllarca sessizce Amerika'yı ayakta tuttu.
Şimdi bu mekanizma tersine dönüyor. Japonya kendini kurtarmak için o tahvilleri satıyor.
İşte bu yüzden Japonya kendini savunurken, aslında Amerika'yı da zora sokuyor.
Üstüne bir de saat işliyor.
Bir ülkenin parasının "serbest dalgalanan" sayılması için bir kural var. IMF kuralına göre bir ülke, parasına altı ayda en fazla üç kez müdahale edebilir.
Japonya bu hakkını çoktan kullanmaya başladı. Sayıma göre Kasım'a kadar elinde sadece iki müdahale hakkı kaldı.
O hak da bittiğinde ne olur? Japonya, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi, artık parasını serbest bırakamadığını resmen kabul etmek zorunda kalır. Yani kontrolü kaybettiğini itiraf eder.
Kısacası Japonya'nın geriye sadece iki hamlesi kaldı.
Peki o iki hamle de bittiğinde Japonya ne yapar?
Elinde tek bir koz kalır. O da faizi artırmaktır.
Japonya otuz yıldır faizi neredeyse sıfırda tuttu, çünkü bütün ekonomisi bu ucuz paranın üstüne kuruldu. Faizi artırmak onun için en son çare, en tehlikeli düğme.
Ama yen'i durdurmanın başka yolu kalmayınca, o düğmeye basmak zorunda kalır.
İşte asıl sarsıntı o zaman başlar.
Japonya faizi artırdığı an, otuz yıllık ucuz para devri biter.
Japonya'dan ucuz parayla borçlanıp Amerika'ya yatıran bütün fonlar, pozisyonlarını kapatmaya başlar. Borçlarını ödemek için ellerindeki ABD tahvillerini satar.
Tahvil satışı arttıkça Amerika'nın borçlanma maliyeti yükselir.
Üstelik 2026, Amerika için bunun en kötü yılı. Çünkü bu yıl yaklaşık 10 trilyon dolarlık eski borç yenilenecek. 39 trilyon dolar borcu olan bir ülkede, faizdeki küçük bir yükseliş bile yıllık faturaya yüz milyarlarca dolar ekler.
Dikkat edin, Japonya'nın geçtiğimiz ayki rezerv satışı, o büyük dalganın ilk damlası. Bu gelecekte olacak bir şey değil, çoktan başladı.
Şimdi geri çekilip büyük resme bakın.
Japonya ve Amerika aslında aynı denklemin iki ucu. Biri otuz yıldır ucuz parayı veren, diğeri o parayla ayakta duran. İkisi görünmez bir iple birbirine bağlı.
Şimdi o ip geriliyor. Japonya o ipi kendine doğru çekiyor, ama o ip Amerika'nın da beline bağlı.
Burada tarihin bir kuralı devreye giriyor. Dünyanın en büyük alacaklısı, kendini kurtarmak için alacağını satmaya başladıysa, bu artık tek bir ülkenin sorunu değildir. Bütün sistemin ilk çatlağıdır.
Bundan sonrası için önümüzde birkaç yol var.
Belki Japonya direnmeye devam eder, Amerika da arkadan destek verir ve yen bir süre daha ayakta kalır.
Belki Japonya pes edip faizi artırır, o zaman ucuz para musluğu kapanır ve Amerika'nın borçlanma maliyeti artar.
Ya da iki ülke birlikte masaya oturur, bu sefer doları zayıflatıp yen'i güçlendiren bir anlaşmaya varır.
Hangisi olursa olsun değişmeyen tek bir şey var. Bu kararı artık Japonya tek başına vermiyor. Çünkü zincirin diğer ucunda Amerika duruyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.