1,5 milyar dolar cezayı bu suçu işleyenler ödesin, Türk milletinin hiçbir suçu, sorumluluğu yok, neden ödesin ki?
Hacivat bile bile yolsuzluk yapacak, suç işleyecek ceremesini Karagöz çekecek, var mı böyle ballı börek dünyada?
Aptal mıyız biz?
Dün e-mailime Youtube'dan bir mesaj gelmiş.
Youtube kanalımda 24 Nisan Ermeni soykırım iddilarıyla ilgili olarak, "Ermeni soykırımı iddialarına karşı TTK'da gerçekleştirdiğimiz çalışmalar (Yusuf Halaçoğlu)" başlıklı konuşmamın 0,13'üncü saniyesinde cümlelerim için, topluluk kurallarına uymadığım ve nefret söyleminde bulunduğum için konuşmanız Youtube'dan kaldırılmıştır diyor.
Ne demişim 24 Nisan'ı kasdederek : "Ermenilerin soykırım iddialarında bulundukları, önemli olarak gördükleri gün. Bunlarla ilgili Türk Tarih Kurumu'nda neler yaptığımızı paylaşmak istiyorum. Hatıratımı yazmasam bile bu da bir hatırat gibi kalacaktır" diyorum.
Eh yani bunun neresinde nefret söylemi var? İtiraz ettim ama pek olumlu bulacaklarını sanmıyorum. Bilimsel olarak çalışmalarımızı paylaştığım bu konuşmayı da sonuçta kaldırdılar. Maalesef ben de kopyası yok. Belki bazı kişilerde vardır. Varsa sosyal medyadan yayınlamak isterim.
Paris Uluslarası Tahkim Mahkemesi'nde 'Türkiye'ye verilen 1,5 milyarlık cezayı neden biz yani halk ödüyoruz?
Dönemin (2014-2018) kamu yöneticileri yani CB, Enerji Bakanı ve ilgili yetkili herkesten tahsil edilmesi gerekir.
Barzani'den kaçak petrol alıp Ceyhun Limanı'ndan satmışlar.
Mahkeme Türkiye-Irak arasındaki 1973 tarihli Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı anlaşmanıza aykırı bu diyor.
Gagavuz Türklerinin Moldova içindeki özerk konumu Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin desteğiyle sağlandı. Türkiye bu özerkliğin bir nevi garantörüdür.
1930’larda Atatürk’ün talimatıyla yaklaşık 80 öğretmen Gagavuz (Gökoğuz) Türklerine gönderildi. Amaç ana dili yaşatmak, kimliği korumak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmekti. Gagavuz Türkleri Atatürk’e hâlâ ‘Ata’ der.
Geçen yıl Ağustos ayında Gagavuz Türklerinin seçilmiş Başkânı Yevgenia Gutsul’un siyasi saiklerle mahkûm edilmesine Ankara’nın sessiz kaldığını eleştirmiştim.
Bugün ise Moldova Anayasa Mahkemesi, 9 Temmuz 2026 kararı ile 1994 tarihli Gagavuz Özel Statü Yasası’nın kritik hükümlerini iptal ederek özerkliğin önemli yetkilerini budadı. Bu durum Gagavuz özerk yapısının ABD, AB ve NATO çıkarlarına uygun şekilde adım adım aşındırıldığını açıkça ortaya koyuyor.
Daha da dikkat çekici olan ise,
Gagavuz Türklerinin hakları budanırken NATO Zirvesinin ardından Ankara’dan kamuoyuna yansıyan tek bir resmî tepki gelmiyor olmasıdır.
Türk dünyasının liderliği söylemle değil, soydaşlarının hakları hedef alındığında gösterilen diplomatik iradeyle gösterilir. Sessizlik, tarihin hiçbir döneminde çözüm olmamıştır.
31 yıl önce bugün Avrupalı devletlerin gözetimi ve sözde koruması altında Soykırımı aratmayan Boşnak katliamı yapıldı.
11 Temmuz 1995 Srebrenitsa Katliamı Avrupa yakın tarihinin en alçak kumpası, yüz karası ve insanlığa ihanetidir.
Önlenebilecek bir katliam BM ve Hollanda Barış Gücü K. Alb Karremans tarafından adeta görmezden gelinmiştir. Bu görmezden gelmenin temel amacının 1998 baharında BM kararı olmadan Sırbistan'a NATO müdahalesi için dünya kamuoyunda alt yapının hazırlanması olduğu yıllar sonra ortaya çıkmıştır.
ABD'ye NATO ve AB’ye güvenmek tam da budur. 8373 can bugün de yüreğimizi dağlıyor.
BM Genel Kurulu 23 Mayıs 2023 tarihinde 11 Temmuz’u Srebrenitsa Soykırımını Düşünme ve Anma günü olarak kabul etmiştir. Ancak aynı BM, Gazze’de, Batı Şeria ve Lübnan'da bugün devam eden soykırımı önleyemiyor.
Bu tarihi gün dilerim NATO, ABD ve AB'ye bel bağlayan mandacılara ders alacakları bir örnek olur. Katliamda hayatını kaybeden tüm Boşnak kardeş ve akrabalarına rahmet, Hayatta kalan yakınlarına sabır diliyorum.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var; Bir yerde sermaye gücü, para hegemonyası varsa orada tek tipleşme, merkezileşme kaçınılmaz hale geliyor.
Mesela bakıyoruz bir haber 5-10 yayın organında birden aynı başlık içerik ve bakışaçısıyla veriliyor.
Manşetler merkezileşiyor, fotoğraflar tek tipleşiyor.
Sanki gazetecilik değil de hepsi birden bizi bir şeye inandırmaya çalışıyor gibiler.
Cihat Yaycı :
🇹🇷 “Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi kurmaya çalışıyorlar. Amaç; yürüttükleri projeleri NATO’nun güvenlik şemsiyesi altına almak, dış müdahaleleri engellemek ve bölgeyi kendi denetimleri altında tutmaktır.”
🇹🇷 “Bunun için NATO bünyesinde fiilen bir ‘Middle East (Ortadoğu) yapılanması’ oluşturabilir ya da resmî adı farklı olsa bile Ortadoğu’yu kapsayan yeni bir NATO güvenlik şemsiyesi kurabilirler.”
🇹🇷 “Kıbrıs konusunda da benzer bir formül gündeme getirilebilir. ‘Bölgeyi NATO güvenlik şemsiyesi altına alıyoruz. NATO üyesi yapmıyoruz ama NATO’nun güvenlik sistemi içinde değerlendiriyoruz.’ diyebilirler. Böylece Türkiye’nin garantörlük haklarını ve bölgedeki stratejik etkisini zamanla aşındırmayı hedefleyebilirler.”
🇹🇷 “Bana göre yaklaşan NATO zirvesinin en kritik başlıklarından biri, Türkiye’nin güneyinde ve doğusunda yaşanan gelişmelerin NATO çatısı altına alınması girişimidir. İşte asıl dikkat edilmesi gereken husus budur.”
🇹🇷 “Böyle bir yapı kurulursa; Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de veya İran’da meydana gelecek her kriz, NATO’nun ilgi ve müdahale alanı hâline gelebilir. Türkiye ise coğrafi konumu nedeniyle bu operasyonların ana lojistik merkezi ve geçiş güzergâhı olarak kullanılmak istenebilir.”
🇹🇷 “Son dönemde Türkiye’ye NATO altyapısıyla uyumlu hava savunma sistemleri ve askerî kabiliyetlerin artırılması da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Büyük resme bakıldığında bunların birbirinden bağımsız gelişmeler olmadığı görülmektedir.”
🇹🇷 “Eğer Ortadoğu NATO’nun güvenlik şemsiyesi altına alınırsa, Türkiye sadece sınır güvenliği açısından değil; askerî, siyasi ve diplomatik bakımdan da çok daha ağır sorumluluklarla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle atılacak her adımın, Türkiye’nin millî çıkarları ve egemenlik hakları açısından son derece dikkatle değerlendirilmesi gerekir.”
YAYININ TAMAMI👇
https://t.co/r4IY8E4FEo
Türkiye’ye teklif edilen “merhametli Sultanlık,” millet sistemi ve federatif yapı, bu genel stratejik ve jeopolitik NATO plan/projeleri içinde anlam kazanıyor.
https://t.co/dOErXUjFNf
KKTC'yi yok etme ihanet planına "Türkiye"yi de ortak etme eylemidir.
Rum tarafına verilmesi öngörülen alanların denize olan uzantısında KKTC'nin binlerce kilometre karelik deniz yetki alanı kaybedeceğine ise değinmiyor (!)
Türkiye ile ön onay alınmadan böyle bir teklif yapılamaz.
AKP’li yetkilileri uyarıyorum!
Sondaj gemilerinin verimli çalışması için doğru bir planlama yapılması ve TPAO’ya bağlanan yandaş şirket hortumlarının kesilmesi çok kritik!
Sondaj gemilerinin iş üretilemeyen durumlardaki boşta kalma maliyetlerini belgesiyle tespit ettik.
2025 yılı itibariyle⬇️
Envanterdeki sondaj gemilerinin 1 günlük boşta kalma maliyetleri;
🔵Fatih sondaj gemisi: 437.000 Dolar
🔵Yavuz sondaj gemisi : 437.000 Dolar
🔵Kanuni sondaj gemisi: 388.000 Dolar
🔵Abdülhamid Han sondaj gemisi: 437.000 Dolar
🔵Çağrı Bey sondaj gemisi: 437.000 Dolar
🔵Yıldırım sondaj gemisi: 437.000 Dolar
6 adet sondaj gemisinin günlük boşta kalma maliyeti toplamı: 2.573.000 Dolar
Güncel kurla günlük 120 Milyon Lira
Bu rakamların astronomik seviyede yüksek olmasından, harcanan paranın yandaş şirketlere şişirilerek aktarıldığı anlaşılıyor.
TPAO’ya bağlanan yandaş hortumlarının kesilmesi ve gemilerin çalışma planlamasının doğru yapılması şart.
Gemilerin kesinlikle boşta kalmaması gerekli!
Zira taksimetre ışık hızında çalışıyor!
Trafikte uyardığı üç kişi tarafından boğazından bıçaklanarak katledilen Samet Özgül’ün kız kardeşi:
“Samet’i öldüren 3 sanıktan 2 kişi serbest bırakıldı. Bu insanların 20 ayrı suç kaydı vardı.
Adalet bakanına her gün mail attım. Bu muydu adalet?”
Bu isyanı unutmayın!
25 Aralık 1991...
İstanbul'un göbeği, Bakırköy...
Alışveriş yapmak için mağazaya gelen insanlar...
İşine gitmiş çalışanlar...
Çocuğuna kıyafet almaya çıkan anneler...
İki yaşındaki bir bebek...
Hiçbirinin elinde silah yoktu.
Hiçbiri çatışmanın tarafı değildi.
Hiçbiri o gün öleceğini bilmiyordu.
Öğle saatlerinde yüzlerini kaşkollarla gizleyen yaklaşık 100 kişilik bir grup, "Yaşasın Başkan Apo", "Yaşasın PKK", "Vur gerilla vur, Kürdistan'ı kur" sloganlarıyla Çetinkaya Mağazası'nın önüne geldi.
İlk yaptıkları şey mağazanın girişini kapatmaktı.
Ardından 50'den fazla molotof kokteyli mağazaya ve vitrinlere atıldı.
Bir anda her yer alev aldı.
İçeride bulunan insanlar panikle üst katlara kaçtı.
Çıkış kapısı alevler içindeydi.
Son umut olarak yangın merdivenine yöneldiler.
Fakat o kapı kilitliydi...
Arkanızdan alevler yükseliyor...
Duman nefes aldırmıyor...
Yanınızda çığlık atan çocuklar var...
Ve sizi hayatta tutacak tek çıkış kapalı...
İtfaiye geliyor ama merdivenleri terasa yetişemiyor.
Bazıları ipe tutunarak kurtuluyor.
Bazıları ise yangın merdiveninin önünde dumandan boğularak can veriyor.
O gün hayatını kaybedenler:
• Ahmet Çetinkaya
• Hasan Dervişoğlu
• Merve Gül Bakkal (2 yaşında)
• Sezer Bakkal
• Hatice Çelik
• Habibe Çelik
• Zübeyde Nadir
• Şadiye Nadir
• Rezzan Seda Kızılkırmızı
• Süheyla Kızılkırmızı
• Yaver Ağabeyli
• Şengül Aras
Şimdi bir an durup düşünün...
Böyle bir terör eyleminin içinde yer alıyorsunuz.
Sonucunda 12 masum insan hayatını kaybediyor.
Aralarında iki yaşında bir bebek var.
Yıllar sonra cezaevinden çıkıyorsun
Ama zerre pişmanlık göstermiyorsun
Normalde sessizce kenara çekilmen gerek değil mi?
Ama yoook!
Üstten tehdit etmeye devam ediyor!
Sonra da çıkıp barıştan, demokrasiden ve kardeşlikten söz ediyor!
Üstelik bugün, devletin buna izin vermesiyle miting miting dolaşıp bunu adeta bir gövde gösterisine dönüştürebiliyor.
Allahım biz ne yaşıyoruz?
Bakırköy’ün ortasında, 2 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere 12 insanı yakarak katleden bir terörist, “Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz dönüp bize bakın meydandaki onbinlere bakın biz de pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin pişman olsun onu evlat olarak kabul eden var mı ? diyor ve onurdan söz ediyor.
Oysa bu ülkeyi var eden; Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Abazasıyla milyonlarca onurlu insandır.
Onur; masum canlara kıymakta değil, birlikte yaşama iradesinde, vicdanda ve insanlıktadır.
PKK; kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları katleden, kan ve şiddetten beslenen, hiçbir halkın onurunu ve iradesini temsil etmeyen bir terör örgütüdür.
Dini değerleri aşağılıyor diye ihbar mahiyetinde yazılar yazıyorlar.
Aşağılama yok, zekice espriler var, hemen herkesi eleştirmiş çok da iyi yapmış.
Tam tersi CB böyle etkinliklere bizzat gitmeli, gençleri cesaretlendirmeli ve örneğin şöyle demeli; "Eğer ben geldiğim için sözünü esirgersen işte o zaman sanatçı olamazsın..."