11-) Merak etmeyin…
Adınızı asla açıklamayacağım.
Çünkü bu satırları hesaplaşmak için değil, teşekkür etmek için yazıyorum.
Evet…
Teşekkür etmek istiyorum.
Bugün gözlerimin içine umutla bakan yüzlerce öğrencim var.
Kimi çekingen…
Kimi hareketli…
Kimi yaramaz…
Kimi ise yalnızca anlaşılmayı bekleyen bir çocuk…
Ve ben sizin sayenizde onlara nasıl davranmamam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Bazı insanlar hayatımıza örnek olmak için girer.
Bazıları ise örnek olmamak için.
Siz bana ikinci yolu öğrettiniz.
Bu yüzden, kırgınlık taşımıyorum.
Çünkü bir çocuğun kalbinde açtığınız yarayı başka bir öğretmen sevgiyle iyileştirdi.
10-) Koridorları dolaştım.
Bahçeye baktım.
Hatıralarımın izlerini aradım.
Fakat çocukluk yıllarımda yollarını benimle ayıran öğretmenimden de, o günkü okul idaresinden de geriye tek bir iz kalmamıştı.
Zaman herkesi alıp götürmüştü.
Ama bazı hatıralar yerinde duruyordu.
Hikâyemi bildiğinizi ve beni takip ettiğinizi biliyorum öğretmenim.
Bunu bana, o yıllarda aynı sırayı paylaştığım ve bugün hâlâ hayatımda olan bir arkadaşımın babası söyledi.
9-) Bir zamanlar sınıfın arkasında çöp kovasının yanında tek ayak üzerinde bekletilen o çocuk, bugün yüzlerce çocuğun geleceğine dokunan bir eğitimci olmuştu.
Aradan uzun yıllar geçti.
Bir gün bütün cesaretimi topladım ve beni birinci sınıfta istemeyen okulu, bu kez bir dünya şampiyonu olarak ziyaret ettim.
8-) Yıllar birbirini kovaladı.
Biz de dünya çarkının içinde yılları kovaladık.
Çocukluk yıllarımda toprağa atılan fidanlar sessizce kök saldı, büyüdü ve meyve vermeye başladı.
Önce eğitim hayatımı tamamladım.
Marmara Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nden dereceyle mezun oldum ve alanında uzman bir spor eğitimcisi oldum.
Peki uzmanlık alanım neydi?
Çocuklar…
7-) Önce derslere katılımım arttı.
Sonra ödevlerime attığı yıldızlar çoğaldı.
Ardından başarılar gelmeye başladı.
En sonunda ise yıllar önce çöp kovasının yanında tek ayak üzerinde beklerken yavaş yavaş kaybettiğim özgüvenimi geri kazandım.
İşte o günlerde anladım ki;
Bir öğretmen bir çocuğun hayatını karartabilecek kadar güçlüdür.
Ama aynı öğretmen, bir çocuğun kaderini değiştirebilecek kadar da güçlüdür.
6-) Hayat bazen bir insanın eline bakarmış.
Ben bunu Cafer öğretmenimde gördüm.
Eski öğretmenime kıyasla bambaşka bir insandı. Harika şiirler yazar, bazen beni yanına çağırır, gözlerimin içine bakarak o şiirleri bana okurdu.
Bana iltifat ederdi.
Gözlerimin çok güzel olduğunu söylerdi.
“Zeytin gözlüm” derdi.
Belki de ilk defa bir yetişkin bana bir problem gibi değil, bir çocuk gibi bakıyordu.
İnce ruhlu, naif bir eğitimci hayatımı kurtarmıştı adeta.
5-) İşin tuhafı, ben ne olup bittiğinin farkında bile değildim. Düşünüyorum da; ilkokul birinci sınıfa giden bir çocuk ne yapmış olabilir ki bir okul onu istemesin?
İnanın, bugün bile bu sorunun makul bir cevabını bulabilmiş değilim.
Fakat babam pes etmedi.
Günlerce uğraştı, araştırdı, kapılar çaldı. Sonunda beni yeni okulumda çok kıymetli öğretmenim Cafer Akyol’a emanet etti.
4-) Çalışkan öğrencilere sıralanan iltifatları, sınıfın arkasındaki çöp kovasının yanında tek ayak üzerinde seyrederek geçti okul hayatımın ilk senesi.
Sonra bir gün öğretmenim okul idaresiyle konuşmuş olacak ki babam okula çağrıldı. Ve ben, ilkokul birinci sınıfta okuldan kovuldum.
Babamın o gün yüzündeki ifadeyi hiç unutmadım.
Bir yandan elini omzuma koyuyor, bir yandan saçlarımı okşuyor; dişlerinin arasından ise “Beceriksiz ahmaklar…” diye mırıldanıyordu.
Okuldan ayrılıp eve döndük.
2-) Bu ceza öylesine sıradanlaşmıştı ki öğretmenim sınıfa her girişinde ilk işi beni ve Samet’i tahtaya kaldırmak olurdu. Tek ayak üzerinde beklemeye başlardık.
Bir süre sonra bu durum bir cezadan çok kader gibi gelmeye başlamıştı. Öyle ki öğretmenim daha ismimi bile söylemeden, arkadaşlarım çantalarından kitaplarını çıkarırken ben sessizce yerimden kalkardım. Sınıfın en arkasındaki çöp kovasının yanına gider, tek ayağımın üzerine dikilir ve beklemeye başlardım.
Ne itiraz ederdim, ne de şaşırırdım.
Çünkü yedi yaşındaki bir çocuğun dünyasında, her gün tekrarlanan şeyler zamanla normalleşiyordu.
1-) İlkokul birinci sınıftayken oldukça asabi, öfkesi merhametinin önüne geçen bir sınıf öğretmenimiz vardı.
Ben ve arkadaşım Samet ise onun gözünde tam anlamıyla biçilmiş kaftandık.
Sınıfın en haylaz, en hareketli, en yerinde duramayan iki çocuğuyduk.
Doğrudur, hiperaktif bir çocukluk geçirdim. Yerimde duramaz, sürekli konuşur, sürekli hareket halinde olurdum.
Fakat bugün geriye dönüp baktığımda şuna inanıyorum:
Hiçbir çocuk, arkadaşlarının gözleri önünde haftalarca tek ayak üzerinde bekletilmeyi hak etmez.
SAVAŞIN KALBİNDEN DÜNYA ŞAMPİYONASI FİNALİNE!!
Mariam Bsharat, bebekliğini bilirim. Filistin'e türlü zorluklarla Karate Gelişim Seminerleri vermeye gittiğimiz yıllarda tanımıştım onu.
Bugün Dünya Karate Şampiyonasında finale kaldığının haberini aldım.
TEBRİKLER MARİAM!!