Dünyada sen vardın artık H. Seni sevmek vardı, senin sevginle kıymet kazanmak, dünyaya sana dokunduğum yerden tutunmak, ne tutunması pençelerimi geçirmek,
dişimle tırnağımla asılmak vardı.
Kişinin kendisine ne ifade ettiği, yalnızlığında sadık kaldığı şey ve hiç kimsenin ondan alıp uzaklaştıramayacağı şey, onun için sahip olduğu her şeyden ve başkalarının gözündeki niteliğinden bariz şekilde daha vazgeçilmezdir.
İnsanlar söylediğini yapmadığı, yapılanı söylemediği zaman ben neyin doğru olduğunu nasıl anlayacağım? Gördüğüm şeylerin konuşulmadığı, yokmuş gibi davranıldığı bir ortamda ben emniyette miyim? Gerçek diye birşey var mı ve ben, gerçeğin ne olduğunu nasıl anlayacağım.
SARAMAGO’DAN YOLA ÇIKARAK (ölümün değil ama) ÖLÜMLÜLÜĞÜN GÜZELLİĞİ - (1/2)
Ölüm yaşamı sona erdirir; ancak yaşamın anlamını da mümkün kılar. Son tercih yapmayı zorunlu kılar, seçim yapmak, yaşantılar oluşturmak demektir. Ölümlülüğün güzelliği belki de tam burada gizlidir. Yaşamın anlam yaratan desenlerini yaşantı seçimleri örer. Sonlu olduğumuz için severiz. Sonlu olduğumuz için üretiriz. Sonlu olduğumuz için yaşamın kıymetini biliriz. Ve belki de bu nedenle insanın gerçek ölümsüzlüğü bedensel süreklilikte değil, yaşamın büyük bağlantısallık ağı içinde bıraktığı izlerde saklıdır. Yaşam, sonluluk içinde kurduğu bağlantılar sayesinde sonsuzluğa dokunur.
Yaşasın fanilik..
(Yazı şimdi başlıyor👇)
Saramago, Ölüm, Bağlantısallık Bilimi ve Yaşamdaşlık
İnsanlığın ölümle ilişkisi her zaman çelişkili olmuştur. Bir yandan ölümden korkarız, diğer yandan yaşamımıza anlam veren pek çok şeyin kaynağında onun bulunduğunu fark etmeyiz. Uygarlık tarihi boyunca insanlar ölümsüzlüğün peşinden koştu. Gılgamış’tan simyacılara, kutsal metinlerden günümüzün biyoteknoloji laboratuvarlarına kadar uzanan bu arayışın arkasında aynı istek vardır: Sonu ortadan kaldırmak. Çünkü çoğu zaman ölümün yaşamın düşmanı olduğunu düşünürüz. Oysa belki de asıl soru şudur: Ölüm gerçekten yaşamın karşıtı mıdır?
José Saramago’nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş romanı bu soruyu edebiyatın olanaklarıyla yeniden düşünmemizi sağlar. Romanın merkezindeki düşünce son derece yalındır: Bir gün ölüm ortadan kalkar ve insanlar ölmeyi bırakır. İlk bakışta bu durum insanlığın en büyük zaferi gibi görünür. Ancak roman ilerledikçe ölümün yokluğunun yaşamın zaferi değil, yaşamın ritminin bozulması anlamına geldiği anlaşılır. Çünkü yaşam yalnızca var olmak değildir; aynı zamanda değişmek, dönüşmek ve yenilenmektir.
Bağlantısallık Bilimi perspektifinden bakıldığında bu durum şaşırtıcı değildir. Çünkü yaşamı oluşturan temel gerçeklik maddeler değil, ilişkilerdir. Uzun yıllar boyunca evreni atomlardan oluşan bir makine gibi düşünmeye alıştık. Oysa bugün biliyoruz ki bir hücreyi canlı yapan şey moleküllerin kendileri değildir; moleküller arasındaki bilgi akışıdır. Beyni oluşturan şey nöronların sayısı değildir; nöronlar arasındaki bağlantıların mimarisidir. Toplumu oluşturan şey bireylerin toplamı değildir; bireyler arasındaki etkileşim ağlarıdır. Yaşamı anlamak istiyorsak nesnelere değil, ilişkilerin örüntülerine bakmak zorundayız.
Bu nedenle yaşamın temel özelliği kalıcılık değil dönüşümdür. Yaşam sürekli yeniden örgütlenen bir enformasyon akışıdır. Bir yıldız ölür ve onun çekirdeğinde üretilen elementler yeni yıldızların, gezegenlerin ve sonunda canlılığın hammaddesine dönüşür. Bir ormanda devrilen ağaç yalnızca ortadan kalkmaz; sayısız canlı için yeni yaşam alanları oluşturur. İnsan bedeninde her gün milyarlarca hücre ölür ve yerlerine yenileri gelir. Beynimizde öğrenme gerçekleşirken bazı bağlantılar güçlenir, bazıları ise budanır. Yaşamın kendisi sürekli bir yeniden yapılanma sürecidir. Ölüm bu sürecin karşıtı değil, onun ayrılmaz bileşenlerinden biridir.
Saramago’nun romanında ölüm ortadan kalktığında aslında yaşamın dönüşüm kapasitesi de zarar görür. Hastaneler dolar, aileler tükenir, kurumlar işlevlerini kaybetmeye başlar. Fakat romanın asıl gösterdiği şey toplumsal kriz değildir. Daha derindeki mesele, yaşamın anlamıyla ilgilidir. Çünkü anlam da yaşam gibi durağanlıktan değil, akıştan doğar. Sonlu olduğumuzu bildiğimiz için seçim yaparız. Zamanımızın sınırlı olduğunu bildiğimiz için öncelikler belirleriz. Bir gün ayrılacağımızı bildiğimiz için severiz. Bir gün sona ereceğini bildiğimiz için yaşamın kendisi değer kazanır.
#Penceremdenİstanbul