adı, hanaa ebu zeynep.
suriyeli bir üniversite öğrencisi. daha 19 yaşındaydı. konya meram’da sigortasız çalıştığı kafenin deposunda, "elleri bağlı" bir şekilde asılı bulunuyor ve "intihar" diye kayıtlara geçiriliyor. ailesi hanaa'yı; gelecek planları yapan, kardeşlerine harçlık veren, mezuniyet kıyafeti alan, araba kullanmayı hedefleyen ve ev sahibi olmak isteyen hayat dolu bir genç diye tanımlıyor. bu ölüm şüpheli bir ölümdür. hanaa'nın sesi olalım.
Sayın Bakanım bir sorum olacak:
"Malumunuz mafya feci şekilde haraç topluyor. Vermeyenlerin önce işyeri, evi vs kurşunlanıyor. Tahsilat yapılamadığında şahıslar da öldürülebiliyor. Sizler topladığınız vergilerle güvenlik ve adli kadroları muhalifleri izleme ve incelemeye odaklandırmış durumdasınız. Bu durumda mafyaya verilen haraçlar ile sağlanan güvenlik devlete ödenen vergiden düşülebilir mi?"
RAHMİ KOÇ'UN IRKÇI VE ZELİL FIKRASININ(!) KAYNAĞI
Kadıköy tarihçisi diye bilinen Dr. Müfid Ekdal, Kapalı Hayat Kutusu: Kadıköy Konakları (YKB Yayınları, 2014, 92-93) kitabında şöyle bir anekdot aktarıyor:
"Mahmut Ata Bey zeki, çalışkan, sağlam yapılı, çok güzel ve esprili konuşan, değişik hikayeler anlatan, hekimliği kadar sosyal tarafı da olan bir insandı. Hekim-hasta münasebetlerinin kritik yönlerin hemen yakalar, sırası gelince kendine has bir tarzda anlatırdı. Keyifli bir gününde şöyle bir hikaye anlattı:
Bir gün siyah çarşaflı ve peçeli bir kadın, ayağı poturlu köylü kocasıyla muayene odama girdi. Kadın, kapının yanında ellerini çarşafın altına saklamış ayakta duruyor, arkasında da kocası… Ben de daha evvel çıkan hastadan sonra ellerimi yıkamış havlu ile kuruluyorum.
Kadına döndüm, ‘Donunu çıkar, şu masaya yat’ dedim. Kadında hareket yok. Kapkara bir heykel gibi duruyor. Aynı lafı bir daha tekrarladım. Kadın yine kımıldamıyor. O zaman kocasına döndüm, ‘Eşin muayene olmak istiyorsa dışarı çık ve onu ikna et’ dedim.
Köylü mahcup, çekingen, karısını kolundan tutup dışarı çıkardı. Yarı açık kapıdan konuşmalar duyuluyor:
Köylü: - Be kadın, doktorun dediğini niye yapmıyorsun?
Kadın: -Ağam, bana soyun diyor.
Köylü: -Elbette soyunacaksın.
Kadın: -Bana donunu çıkar diyor.
Köylü: -Onlar büyük adam. Çıkar dediyse çıkaracaksın.
Kadın:- Gayrı ben karışmam. Günah benden gitti.
dedi ve muayene odasına girip kapıyı kapattı. Peçesini açtı, hafifçe kırıtarak karşımda durdu. O utangaç kadın gitmiş, gözlerimin içine bakan bir başka kadın gelmişti. Doğrusu şaşırdım.
-Muayeneye hazır mısın? Dedim.
Hafifçe gülerek “Evet” dedi.
Tamam öyleyse soyun bakalım.
-Evvela sen soyun, demesin mi?"
xxx
Evet, besbelli Rahmi Koç bu anekdotu okumuş, hastane ve doktorları görünce de ağız ishaline düçar olmuş.
Rahmi Koç anekdottaki "çarşaflı köylü kadını" "Kürt kadını" yapmasaydı dünkü infiale neden olur muydu acaba? Bence olmazdı.
Ama iyi ki böyle yaptı böylece hem devlet serasında özenle yetiştirilmiş Türk burjuvazisinin bu en kallavi unsuru hakkında bir sürü pis hikaye döküldü ortaya, hem Koç'un şahsında Türk ırkçılarının bilinçaltlarına indik, bu kesimlerin "biz ve öteki" ayrımını hangi terimler üzerinden yaptığına dair bilgilerimiz pekişti.
Ama daha önemlisi, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmayan parti eşbaşkanları, milletvekilleri; hala kayyımlardan geri alamadıkları belediyeler, hala bilinmeyen dil olarak kodlanan dilleri, hala çıkarılmayan "eve dönüş yasası", Şam'daki bir avuç cihatçıya teslim edilmiş şanlı Rojava deneyimleri için (yani siyasal hakları için) isyan edemeyen Kürt toplumu, öfkesini ahlaki bir düzleme taşıdı, önce ciddi bir sinir patlaması yaşadı, ardından protestolar, suç duyuruları, davalar ile duygusal bir arınma ve rahatlama (Antik Yunan tiyatrosundan ödün bir terimle söylersem bir Katharsis) süreci yaşadı. Katharsis'lerin kimin işine yaradığını bilenler bilmeyenlere anlatır.
Öte yandan her ikisi de hekim olan Mahmut Ata Bey ve Müfid Ekdal'ın nobranlığı, kabalığı bana çok tanıdık geldi. Bu yaşa kadar doktorlardan gördüğüm kötü muameleleri yazıya döksem bir küçük kitapçık çıkar ortaya...
Son sözüm de dün Rahmi Koç'u kınama bildirisinde "Öte yandan, kadınları ve Kürtleri açıkça aşağılayan, hekimlik meslek onurunu hedef alan bu çirkin sözlerin dile getirilmesi ile bu sözlerin 'fıkra', 'şaka', 'mizah' adı altında meşrulaştırılmaya çalışılması kabul edilebilir de değildir" diyen Türk Tabipler Birliği'ne... Bu olayda kadınları ve hekimlik meslek onurunu hedef alan anlatı bizzat hekimlere aitmiş meğerse...
Kaan Sekban: "Tabii platformu kariyerinde çok iyi noktaya gelememiş insanlar için bir sığınak oldu.
Sen şimdi bir Tabii dizisinde Gökçe Bahadır'ı, Demet Evgar'ı ya da Serenay Sarıkaya'yı görebilir misin? Göremezsin."
Prof. Dr. Mehmet Okuyan, sadaka ile ilgili konuştu:
🔹Adamın cebinde 20 tane 200 liralık banknot var.
🔹Bir tane 5 liralık banknot var.
🔹Birine vereceği zaman böyle arıyor.
🔹Ne arıyorsun ya?
🔹Hangisini daha çok seviyorsan, ondan versene.
🔹Bu sadaka kutular vardır bazı iş yerlerinde.
🔹Sadaka kutularının içinde 200 liralık banknotu hiç görmedim ben.
🔹Nerede bozuk para varsa onları atıyor oraya.
🔹Öyle bozuk paradan kurtarmak için, cebini yırtmasın diye onları sadaka veriyor.
🔹Ha onun sebebini de söyleyeyim size.
🔹Çünkü bize sadaka vermek sünnettir diye anlatıldı.
🔹Kur'an'a göre sadaka vermek farzdır, bize öğretilene göre sadaka vermek sünnettir. Yani vermesen de olur.
🔹Öyle mi? Git aç oku bakalım Tevbe Suresi 103. Ayeti, bak bakalım sünnet miymiş?
🔹Aç oku bakalım Tevbe Suresinin 60. Ayeti'ni, bak bakalım sadaka vermek farz mıymış sünnet miymiş? Bir bak bakalım.
🔹Ama Kur'an'dan bakmazsan yapacak bir şey yok.
🔹Kur'an'dan bakmıyor adam, başka bir şeyden gidiyor yani.
🔹Yani sadaka vermek nedir biliyor musunuz?
🔹Sadaka, bir insanın imanındaki sadakatinin, samimiyetinin görüntüsüdür.
🔹İmanında sadakatin neymiş, o sadakandan belli olur!
@serknadumna Sizin gittiğiniz cami iyiymiş. Benim gittiklerimde imam vaazda para istiyor, hutbede istiyor, bir de çıkışta "aç çok demeden" diyerek istiyor. Ha bir de camide abdest almak ücretli.
Dilenciler daha iyi, sadece çıkışta istiyor.
@serknadumna Katılmıyorum. Türkiye şehircilikte çok net bir felsefe ortaya koydu. Arazide maksimum inşaat alanı üretme felsefesi ortaya koydu. Bir felsefenin sığ, çirkin ve kötü olması, olmadığı anlamına gelmez.
Tüm insanî ve İslâmî oluşumlar, partiler, bireyler; bütün dikkatlerini, enerjilerini, mesailerini, İsrail'in durdurulmasına gerilemesine ve yok edilmesine harcamalıdır.