Ben isimlere ya da partilere göre tavır alan biri değilim. Benim ölçüm çok net: Kim bu ülkenin kaynaklarını haksız, hukuksuz veya usulsüz kullanmışsa; hangi partiden, hangi makamdan olursa olsun bağımsız ve adil yargı önünde hesap vermelidir.
Mansur Yavaş da olsa, Melih Gökçek de olsa, Ekrem İmamoğlu da olsa, başkası da olsa benim için fark etmez. Suç varsa yargılansın, yoksa da aklansın. Ben kişiler üzerinden değil, hukuk ve adalet üzerinden konuşuyorum. Kimsenin dokunulmazlığı olmamalı.
Benim için mesele isimler değil, hesap verebilirliktir. Mansur Yavaş hakkında gündeme gelen belediye harcamaları, konser organizasyonları ve seçim döneminde verilen ancak yerine getirilemediğini düşündüğüm vaatler konusunda kamuoyunun tatmin edici açıklamalar beklemesi son derece doğal. Şeffaflık iddiasında bulunan herkes, eleştiriye de aynı şeffaflıkla cevap vermelidir. Kim olursa olsun, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulamak vatandaşın en doğal hakkıdır.
@nalYcel54648450@ttrugzo@06melihgokcek Bende gereken cevab�� veriyorum o arkadaşa sana ne oluyor dostum kuyruk acın mı var senin de ? @06melihgokcek size fazlaca kuyruğunuza basmış kudurup havladığına göre ...
@nalYcel54648450@ttrugzo@06melihgokcek Hakaret etmek, argümanın bittiği yerde başlar. Fikirlerin varsa onları konuşalım; kişisel saldırılar sadece seviyeni gösterir. Ben savunduğum düşüncenin arkasında duruyorum, sen de hakaret yerine mantıklı bir cevap vermeyi dene." @nalYcel54648450
@ttrugzo@06melihgokcek Mansur Yavaş için bekliyoruz bizde aynı yargılanmayı , bu kadar Melih Gökçek yarası var galiba mansu'ru da bu kadar yargıya taşımak için elinden geleni yapıyor musun.....
Siyasette eleştiri haktır, ancak bir ülkenin dış politikası gibi son derece hassas konularda kullanılan dilin de bir sorumluluğu vardır. Bir devlet başkanı hakkında ağır ithamlarda bulunmadan önce, bölgenin yakın tarihine ve yaşanan gerçeklere bakmak gerekir.
Suriye, yıllarca iç savaşın, terör örgütlerinin ve milyonlarca insanı yerinden eden büyük bir insani felaketin merkezi oldu. Bu süreçte Beşşar Esad yönetimi de uluslararası kamuoyunda çok sayıda ağır insan hakları ihlali iddiasıyla gündeme geldi. Binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler yıkıldı ve milyonlarca Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Bugün Suriye'de kurulan yeni yönetim hakkında elbette farklı siyasi görüşler olabilir. Eleştiri de yapılabilir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dış politika tercihlerini, hiçbir hukuki dayanak ortaya koymadan "teröristle iş birliği" gibi ifadelerle yaftalamak, siyasi tartışmaya katkı sunmaktan çok toplumu kutuplaştırır.
Devletler, dış politikada duygularla değil; güvenlik, diplomasi ve milli menfaatlerle hareket eder. Komşu ülkelerde istikrarın sağlanması, sınır güvenliğinin korunması ve milyonlarca insanın yeniden normal hayata dönebilmesi, Türkiye açısından da önemlidir.
Fikir ayrılığı olabilir; ancak eleştiri yapılırken kullanılan dil de en az söylenen söz kadar önemlidir. Siyasi polemik uğruna gerçekleri yok saymak, geçmişte yaşanan acıları görmezden gelmek ve dış politikayı sloganlara indirgemek ne ülkeye ne de topluma fayda sağlar. @BelovacSerap
Yıllarca "Ankara'yı nasıl soydun?", "Paraları nasıl hiç ettin?" diyerek eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanını hedef alanlar, bugün aynı cesareti neden kendi siyasi çevrelerine gösteremiyor?
Madem ölçünüz şeffaflık ve hesap vermek; o zaman CHP'li belediyeler hakkında kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddialarını, ihale tartışmalarını, belediyelerin sanat etkinlikleri için yaptığı yüksek harcama eleştirilerini ve soruşturma konusu olan dosyaları da aynı kararlılıkla konuşun. Adalet, sadece siyasi rakipler söz konusu olduğunda mı aklınıza geliyor?
Bugün çıkıp tek taraflı bir siyaset anlatısı kuranlar, neden Mansur Yavaş'a aynı sert soruları yöneltmiyor? Neden kamuoyunda tartışılan iddialar karşısında aynı hassasiyeti göstermiyor? Eğer gerçekten ilkeniz hesap sormaksa, bu ilke herkese eşit uygulanmalıdır.
Hukukun üstünlüğüne inanıyorsanız, soruşturulan her dosya konuşulmalı; kim olursa olsun iddialar şeffaf biçimde incelenmeli ve suçlu olduğu mahkeme kararıyla kesinleşen herkes hesap vermelidir. Ama bir taraf hakkında hüküm dağıtırken diğer taraf söz konusu olduğunda sessizliğe bürünmek, ilke değil siyasi taraftarlıktır.
Unutmayın; gerçek adalet, sevdiğiniz siyasetçiyi koruyup sevmediğinizi suçlamak değildir. Gerçek adalet; delile, hukuka ve eşitliğe bağlı kalmaktır. Çifte standart, adalet değil; siyasetin en büyük samimiyet testidir.
Yıllarca "Ankara'yı nasıl soydun?", "Paraları nasıl hiç ettin?" diyerek eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanını hedef alanlar, bugün aynı cesareti neden kendi siyasi çevrelerine gösteremiyor?
Madem ölçünüz şeffaflık ve hesap vermek; o zaman CHP'li belediyeler hakkında kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddialarını, ihale tartışmalarını, belediyelerin sanat etkinlikleri için yaptığı yüksek harcama eleştirilerini ve soruşturma konusu olan dosyaları da aynı kararlılıkla konuşun. Adalet, sadece siyasi rakipler söz konusu olduğunda mı aklınıza geliyor?
Bugün çıkıp tek taraflı bir siyaset anlatısı kuranlar, neden Mansur Yavaş'a aynı sert soruları yöneltmiyor? Neden kamuoyunda tartışılan iddialar karşısında aynı hassasiyeti göstermiyor? Eğer gerçekten ilkeniz hesap sormaksa, bu ilke herkese eşit uygulanmalıdır.
Hukukun üstünlüğüne inanıyorsanız, soruşturulan her dosya konuşulmalı; kim olursa olsun iddialar şeffaf biçimde incelenmeli ve suçlu olduğu mahkeme kararıyla kesinleşen herkes hesap vermelidir. Ama bir taraf hakkında hüküm dağıtırken diğer taraf söz konusu olduğunda sessizliğe bürünmek, ilke değil siyasi taraftarlıktır.
Unutmayın; gerçek adalet, sevdiğiniz siyasetçiyi koruyup sevmediğinizi suçlamak değildir. Gerçek adalet; delile, hukuka ve eşitliğe bağlı kalmaktır. Çifte standart, adalet değil; siyasetin en büyük samimiyet testidir.
Bu ülkenin en büyük sorunlarından biri; değerlerin alkış uğruna pazarlanır hâle gelmesidir. Sosyal medyada birkaç beğeni ve biraz etkileşim uğruna kutsal sayılan değerlerle alay etmeyi "özgürlük", dini sembolleri şov malzemesi yapmayı "içerik üretmek" sanan bir anlayış türedi. Tesettürü samimi bir inancın gereği olarak değil de dikkat çekmenin ve gündem olmanın aracı hâline getirenler, bunun milyonlarca insanın hassasiyetini ilgilendirdiğini görmezden geliyor.
Öte yandan yıllarca gençlere örnek diye sunulan bazı ünlü isimler; şöhretin zirvesine çıkınca uyuşturucu, bağımlılık ve skandallarla gündeme geliyor. Sonra da aynı isimler topluma ahlak, özgürlük ve yaşam dersi vermeye kalkıyor. Rol model olmanın sadece sahnede alkış almak olmadığını, davranışların da örnek teşkil ettiğini unutuyorlar.
Bugün ahlaktan bahseden çok, ahlaklı yaşamaya çalışan az. İnançtan konuşan çok, inancına saygı gösteren az. Özgürlükten söz eden çok, başkasının değerine saygı duyan az.
Toplum; ne kutsallarını reytinge kurban edecek kadar sahipsizdir ne de gençlerini bağımlılık batağına sürükleyen isimleri alkışlayacak kadar hafızasını kaybetmiştir. Şöhret geçer, takipçi sayısı düşer, gündem değişir. Ama geride bıraktığınız örnek ve topluma verdiğiniz mesaj yıllarca hatırlanır.
Eğer bu rakamlar soruşturma sonunda doğru çıkarsa, bunun adı israf değil, kamu vicdanını yaralamaktır. Seçim meydanlarında şeffaflık, hesap verebilirlik ve dürüstlük vaat edenlerin, belediyelerde ortaya atılan bu iddialara sessiz kalması kabul edilemez. Kamu kaynakları milletin emanetidir; kuruşunun bile hesabı sorulmalıdır. Kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun, belediyeleri kişisel ya da siyasi çıkar kapısı haline getiren herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Adalet, parti rozetine göre değil, delillere göre işlemelidir. @TC_icisleri
6 Şubat depremi gibi milletin tek yürek olması gereken bir dönemde, "Bu kadar sahipsiz hissediyorum." diyerek toplumu umutsuzluğa sürükleyen, devlete olan güveni sarsacak söylemlerde bulunanların bugün çıkıp hesap vermesi gerekir.
Kendisini "aydın" olarak tanıtanların en büyük sorumluluğu, felaket anlarında insanları ayrıştırmak değil; birlik ve sağduyuyu güçlendirmektir. O gün milyonlarca insan enkaz altındaki canlara ulaşmaya çalışırken yapılan her açıklama toplum üzerinde büyük etki oluşturdu.
Bugün ise yardım paralarıyla ilgili kamuoyuna yansıyan çeşitli iddialar ve tartışmalar konuşuluyor. Eğer bu iddialar doğruysa, elbette sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Ama dün insanları belli yapılara yönlendirenlerin de bugün aynı kararlılıkla şeffaflık ve hesap verilebilirlik talep etmesi gerekir.
Sanatçı olmak kimseye toplumu kutuplaştırma ayrıcalığı vermez. Eleştiri yapılabilir; ancak felaket günlerinde kullanılan her sözün milyonlar üzerinde etkisi vardır. Gerçek aydınlık, kriz anlarında öfkeyi büyütmek değil; hakikati, sorumluluğu ve toplumsal dayanışmayı savunmaktır.
Söz konusu Cumhuriyet Halk Partisi olunca herkes "kurumsal kimlik", "ilkeler", "Kurtuluş Savaşı", "Atatürk" ve "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" söylemlerini sıralıyor. Peki aynı hassasiyeti belediyelerde ortaya atılan yolsuzluk iddiaları gündeme geldiğinde de gösterebiliyor musunuz? Verilen ama tutulmayan vaatler konuşulunca neden sessizlik hâkim oluyor? Seçim meydanlarında anlatılanlarla bugün yaşananlar arasında oluşan uçurumun hesabını kim verecek?
Atatürk'ün adını anmak kolaydır; zor olan onun "dürüstlük, liyakat, hesap verebilirlik ve milletin emanetini koruma" anlayışını yaşatmaktır. Sadece Atatürk'ü referans göstermek kimseyi eleştiriden muaf kılmaz. Eğer gerçekten Cumhuriyet'in kurucu değerlerine sahip çıkıldığı söyleniyorsa, önce şeffaflık sağlanmalı, iddialar açıklığa kavuşturulmalı ve millete verilen sözlerin neden tutulmadığı anlatılmalıdır.
Bir partiyi tarih üzerinden değil, bugün ortaya koyduğu icraatlar üzerinden değerlendirmek gerekir. Geçmişin mirasına sığınıp bugünün sorunlarını görmezden gelmek kimseye fayda sağlamaz. Millet artık slogan değil, hizmet; hamaset değil, hesap verebilirlik istiyor.
Bedel ödemiş olmanız elbette saygı duyulacak bir geçmiş olabilir. Ancak geçmişte verilen emek, bugün yapılanları sorgulamaya engel değildir. "Her şey çok güzel olacak" denildi ama vatandaşın bugün en çok konuştuğu şey geçim sıkıntısı, yerine getirilmeyen vaatler ve belediyeler hakkında gündeme gelen usulsüzlük ile yolsuzluk iddialarıdır. Özellikle Ekrem İmamoğlu ve bazı CHP'li belediyeler hakkında yürütülen soruşturmalar kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oldu. Hukukun vereceği karar elbette esastır; ancak bu süreçler yaşanırken kimsenin eleştiriden muaf tutulması beklenemez. Atatürk'ün adını dilinden düşürmeyip şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda aynı hassasiyeti göstermemek de ayrıca sorgulanmalıdır. Siyaset sloganlarla değil, icraatla, şeffaflıkla ve millete verilen sözleri yerine getirmekle ölçülür. Vatandaş artık hamaset değil, hesap veren ve hizmet üreten siyaset görmek istiyor.
Bir belediye başkanının apartman dairesinde oturmasını siyasi propaganda malzemesi yapıp, başka belediye başkanlarının evleri ve arabaları üzerinden insanları birbirine düşman etmeye çalışmak gerçek sorunları çözmez.
Eğer ölçünüz dürüstlük ve kamu kaynaklarının doğru kullanılmasıysa, o zaman aynı hassasiyeti herkes için göstermelisiniz. Belediyeler hakkındaki yolsuzluk iddiaları da, kamu kaynaklarının kullanımı da, yerine getirilmeyen vaatler de aynı ciddiyetle sorgulanmalıdır. Seçim dönemlerinde verilen sözlerin ne kadarının hayata geçtiği, vatanda��ın cebine ve yaşam kalitesine ne kadar katkı sağlandığı konuşulmalıdır.
Siyaset; kimin hangi semtte oturduğu üzerinden değil, hizmet, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerinden değerlendirilmelidir. Bir tarafta "her şey çok güzel olacak" denilerek verilen vaatler, diğer tarafta vatandaşın beklediği projelerin gecikmesi ya da hayata geçirilmediği yönündeki eleştiriler var. Bunlar da kamuoyunun tartışabileceği konulardır.
Çifte standart, siyasetin en büyük sorunudur. Aynı olay kendi siyasi görüşünüze yakın biri yaptığında sessiz kalıp, karşı tarafta olduğunda bunu manşete taşımak adalet değil, tarafgirliktir. Hukukun konusu olan iddialar hukuk tarafından değerlendirilmeli; siyasi tartışmalar ise hakaret ve kutuplaştırma yerine somut hizmetler ve hesap verebilirlik üzerinden yürütülmelidir.
Savunma sanayisinde yerlilik oranının artması ve İHA, SİHA, savaş gemileri, milli muharip uçak gibi projelere verilen önem.
Ulaşım altyapısına yapılan yatırımlar; otoyollar, köprüler, tüneller, hızlı tren hatları, şehir hastaneleri ve havalimanları gibi büyük projeler.
Dış politikada Türkiye'nin daha bağımsız ve etkin bir rol üstlenmeye çalışması.
Terörle mücadelede izlenen güvenlik politikalarını desteklemeleri.
Sosyal yardım programları, konut projeleri ve bazı kamu hizmetlerinin yaygınlaştırıldığını düşünmeleri.
Dini özgürlükler konusunda atılan adımları olumlu değerlendirmeleri.
Uzun yıllara dayanan yönetim tecrübesinin istikrar sağladığını düşünmeleri.
Yerli enerji projeleri (Karadeniz doğal gazı, nükleer enerji yatırımları vb.) ile enerji bağımsızlığının güçleneceğine inanmaları.
Allah uzun ömürler versin uzun adama 👌💪🇹🇷🇹🇷
Daha düne kadar aynı kürsüden birbirlerine övgüler dizen, birlikte yol yürüyenler bugün en ağır sözlerle birbirlerini hedef alıyor. Bu tablo, siyasetin ilke ve hizmetten çok kişisel hesaplarla yürütüldüğünü düşündürüyor.
Seçim dönemlerinde halka peş peşe verilen büyük vaatler, "her şey çok güzel olacak" söylemleri ve yüksek beklentiler oluşturuldu. Ancak bugün gelinen noktada kendi içlerinde yaşanan tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar, o vaatlerin ne kadar samimi olduğu sorusunu akıllara getiriyor.
Siyaset, kişisel hesaplaşma değil millete hizmet etme yeridir. Dün omuz omuza yürüyenlerin bugün birbirlerini suçlaması, en çok da kendilerine güvenip oy veren seçmenleri hayal kırıklığına uğratıyor. Millet, koltuk kavgası değil; tutarlılık, şeffaflık ve verilen sözlerin yerine getirilmesini bekliyor.
6 Şubat depreminin ilk günlerinde "devlet yok", "millet sahipsiz" söylemleriyle toplumda umutsuzluk oluşturan, Babala TV yayınlarında ve sosyal medyada devleti hedef alan açıklamalara destek verenlerin bugün geçmişte kullandıkları dili sorgulamaları gerekir. Böylesine büyük bir felakette toplumun birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu dönemde kullanılan her sözün ağır bir sorumluluğu vardır.
Eleştiri elbette yapılabilir; ancak milyonlarca insanın yaşadığı acının ortasında toplumu umutsuzluğa sürükleyen, kutuplaşmayı artıran ve öfkeyi körükleyen söylemler de kamuoyu tarafından sorgulanmalıdır. Dün söylenen sözlerle bugün sergilenen tavır arasında bir tutarlılık beklemek herkesin hakkıdır. Kamuoyunu etkileyen isimlerin, kullandıkları ifadelerin toplumsal sonuçlarını da göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gerekir. @TC_icisleri gereken yapılsın istiyoruz devlet varmı yokmu bu ülke sahipsiz mi bunu bilip devletin gücünü görsünler