İlmi Etüdler Derneği (İLEM) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ramazan Tiyek ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Başkanı Prof. Dr. Murteza Bedir’e nezaket ziyaretinde bulundu.
Ziyaret kapsamında, eğitim ve akademik çalışmalar üzerine karşılıklı değerlendirme ve istişare yapıldı; kurumlar arası iş birliği imkânları ele alındı.
Misafirperverliği için Prof. Dr. Murteza Bedir’e teşekkür ediyor, çalışmalarında muvaffakiyetler diliyoruz.
Teknolojiden kaçmak ne mümkün ne de gerekli. Mesele, teknolojinin efendisi mi yoksa kölesi mi olduğumuz. Telefon bizim için bir alet mi, yoksa biz telefonun bir uzantısı mıyız? Bu sorunun cevabını her gün yeniden vermek zorundayız.
Birkaç mütevazı tavsiyem olacak.
👇👇👇👇
Birincisi, ‘kutsal’ boşluklar oluşturun. İhlal etmeyeceğiniz. Günün belli saatlerini, evin belli köşelerini ekranlardan arındırın. Sofra, yatak odası ve sabahın ilk saati; bu üçü ekransız kalsın. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakan insan, gününü başkalarının gündemiyle açmış olur. Oysa günün ilk saati, insanın kendisine ait olmalıdır. Dinginlik ve sessizlik, günün en iyi başlangıcıdır.
İkincisi, yavaşlayın. Bir şeyi yavaş yapmak, ona saygı duymaktır. Yürüyün, elinizle yazın, kâğıttan okuyun, bir sohbette telefonu masaya değil çantaya koyun. Bir işi bitirmeden diğerine geçmeyin. Beynimiz aynı anda birçok şey yapıyor gibi görünür ama aslında dikkat hızla dağılır. Tek bir şeye kendimizi bütünüyle vermek, ruh sağlığının özü.
Üçüncüsü, bedeninizi hayata geri çağırın. Toprakla, suyla, ağaçla temas edin. Bir komşunuzun kapısını çalın. Bir hastayı ziyaret edin. Bir çocukla oyun oynayın. Bunların hiçbiri ekranda olmaz ve bunların hiçbiri paylaşılmak zorunda değildir. Görülmeden yaşanan hayat, en sahici hayattır.
Dördüncüsü, can sıkıntısına izin verin. Beklerken, yürürken, kuyrukta dururken telefona uzanmayın. O küçük boşluklar, ruhun kendini onardığı anlardır. Tefekkür, hayal kurma ve dua bu boşluklarda doğar. Bütün boşlukları dolduran bir hayatta hiçbir şey için yer kalmaz.
Ve nihayet, kendinize niçin diye sorun. Elinize telefonu her aldığınızda, "bunu neden yapıyorum" diye sorun. Bir amaç için mi, bir kaçış için mi? Çoğu zaman ekrana bir şeyden kaçmak için sığınırız: yalnızlıktan, kederden, kendimizle yüzleşmekten. Oysa kaçtığımız şey, bizi bekleyen şeydir.
Dijital çağda huzur, bağlantıyı kesmekte değil, asıl bağlantıyı hatırlamaktadır. Hepimiz çok büyük bir bütünün parçalarıyız. Kalbin dijital gürültüye direnişi, aslında kalbin kendi sahibine ve tamlığa dönüşüdür.
📢 İLEM Eğitim Programı Başvuruları Açıldı!
2002'den bu yana insanı, toplumu ve dünyayı tanımayı ve çözümlemeyi hedefleyen İLEM Eğitim Programı, yeni dönem öğrencilerini bekliyor.
📚 İki yıl süren bu program; kademe dersleri, atölyeler, kitap tahlilleri, kültür ve medeniyet gezileri, kamplar ve sosyal etkinliklerle bütünlüklü bir eğitim imkânı sunuyor.
🔍 Düşünme, analiz ve yöntem becerilerini geliştirmenin yanında, ilmi üretkenliği ve akademik yetkinliği de teşvik ediyor.
📝 Programa üniversitelerin lisans 2. ve 3. sınıfında okuyan öğrenciler başvurabilir.
Dersler ve kitap tahlilleri yüz yüze gerçekleştirilecektir.
📍Son Başvuru: 2 Ekim 2026
🔗 Detaylı bilgi ve başvuru için tıklayın: https://t.co/F3HRsA1TM2
Konuya detaylı bakayım dedim ne olmuş bu kadar mevzu olacak diye.
Adisyonda yer alan 160₺ den kaynaklanmış. Özeti bu :)
İşletmenin kuralı: Dışardan istediğin kadar yiyecek getir ama içecek getirme.
Müşteri çocuklarına süt almış onu getirmiş içirmiş.
İşletme uyarı yapıp içeceği kaldırmasını istiyor. Müşteri de çocuk bunlar süt içecek ne var bunda demiş. İçirmeye devam edince işletme hesaplarına 160₺ eklemiş.
Buradaki “içecek getirilmez” kuralını bilmeden gidebilirsiniz fakat mekana girerken her yerde yer alan uyarıları görmeme imkanınız yok. İşletmeyi yıllardır bilirim bu konu hep bir şekilde gündem oluyor. İnsanların pek alışık olmadığı sistemde işletiliyor. E böyle mevzuların ortaya çıkması normal tabi.
Müşteri çocuk konusundan hareketle musamaha bekliyor. İşletme de kuralları deldirmek istemiyor.
Kim haklı? İçinizden şunu dediğinizi duyar gbiyim: 200 ₺ atayım kimse ses etmesin :)
Kıymetli Misafirlerimiz
Son günlerde Çengelköy Tarihi Çınaraltı işletmemiz hakkında sosyal medyada yer alan bir paylaşım üzerine konuya açıklık getirmek istiyoruz.
Üsküdar’da oturduğumuzu söylemeden Sinem Dedetaş hakkında yorumda bulunamıyor muyuz acaba.
Bu konuda garip bir söylem tarzı var. Özellikle gazeteci, yazar vb ünlü kişiler Üsküdar’da yaşadığını belirterek belediyede yürütülen yolsuzluk soruşturması ve belediye hizmetleri hakkında olumlu-olumsuz yorumlarda bulunuyor.
Herkesin bildiği Üsküdarlı olarak benim dikkatimi çekti, siz de durumlar nasıl?
sadece Üsküdar’da oturan cevaplasın 😁
“Hayatında bir defa gireceği sınava neden erkenden gitmez de geç kalır” diye çocuklara söylenirken, o sınavı hazırlayan yetişkin ve yetkin kurulun sorularda hata yapmasına ne demeliyiz 😒
Bir gün İTÜ’den emekli mühendis bir akademisyen hocayla Türkiye’deki siyaset üzerine muhabbet ederken çantasından çok eski bir not defteri çıkardı. Hemen ilgili sayfayı buldu ve
Ebu Müslim Horasani’ye ait bir söz olan şu notunu okuyuverdi:
“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman, dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost, düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de, yıkılmaları mukadder oldu.”
Bu sözün mahiyetini şöyle izah etmek doğru olur kanaatindeyim. Bazı arazilerin yapısı gereği su birikintileri oluşur. Kimisi ilk bakışta dalgasız ve sığ bir su gibi görünür. Fakat suya girince derinliğinin hesap edemeyeceğiniz kadar çok olduğunu anlarsınız.
Bu söz de biraz öyle bence. Siyasetin o görünmeyen derinliğine girdikçe bazı şeylerin farkına daha iyi varıyorsunuz.
Ve asıl marifet o derinlikten telaşa kapılmadan çıkabilmekte.
Hocamızın not defterindeki diğer notları merak etmedim değil. Böyle kıymetli kişilerin hayat hikayeleri ve yaşantılarında ders çıkarılacak çok şeyler var. Allah ömürlerini bereketli kılsın. Sayılarını arttırsın.
Üsküdar ve Ümraniye ilçelerinde büyük çaplı bir su kesintisi mevcut.
Sabah saat 10-11 den beri evlere su verilmiyor. @iski_destek@iskignmudurlugu@IBBcozummerkezi@istanbulbld kurumlarımızdan böyle büyük kesintiye dair tek bir cümle mesaj, haber vb bir bilgilendirme yapılmadı. Umarım sorun bir an evvel çözülür.
Bir ay sonra başlayacak olan tasarruf içerikli her türden bilgilendirme içeriklerinden ÇOK DAHA ETKİLİ, çok daha hızlı bir eylem olarak GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMANIN ehemmiyetini kurumlarımıza hatırlatmamız gerekiyor. Milyonlarca insanın susuz kalmaması adına hane halklarının tasarrufundan evvel bakım onarım çalışmalarının zamanında yapılması gerektiğini bilmek ve bildirmek gerekli.
Geceden beri Üsküdar’ın yarısının suyu yok. @iskignmudurlugu@istanbulbld on binlerce insanı bakımları zamanında yapılmayan hatlardaki arızalar nedeniyle mağdur ediyor. Tahmini bitiş saati 10:00’du, 11:00’e çektiler. Su kesintisi hala devam ediyor.
Gerçekten “Eski İstanbul Diriliyor” galiba.
Mesele bağcıyı dövmek değil. Gerçekten bu kurumların çok iyi yönetilmesi hayati bir konu. Bakımları yapılmayan hatlardaki arızalar ve su kayıpları bir şehrin baraja sahip olmasına eş değer bir ölçüye sahip. Sonra ‘göller kuruyor, su tasarrufu yapın’ diye başımıza ekşiyorlar. Tabiki tasarruf edelim ama iyi yönetilelim.
Bugün hastanede güzel bir yardım/ikram çalışmasına denk geldim.
Düşünce çok basit: hastaneye sabah saatlerinde gelen hasta ve hasta yakınlarına sıcak çorba, ekmek ikramı.
Genelde şehir meydanlarında, üniversitelerde ve kütüphanelerde gördüğüm��z bu çalışmayı hastanelerde daha önce karşılaşmamıştım.
Nasibimize düşen ikramı biz de aldık.
Düşünenden, uygulayandan, emek verenlerden Allah razı olsun. Tebrikler @iiydorg 👏🏻
Derneğin logosu milli piyangoyu anımsatıyor o da manidar :))
Hava durumu, bir @edebifikir nümayişi olsa da gitsek diyor. Cami tartışmalarının içinde konu bana ne ara geldi diyen Kadıköy’ün kalbinde tüm tartışmaları sonlandıran o şiiri başlatacak bir erkek var mı bilmem.
Ramazan Bayram tebrik mesajlarının sosyolojik incelemesi:
• Şeker Bayramın kutlu olsun:
Seküler, bayramı tatil olarak kodlamış. İlk gün avm’de alışverişte.
• İyi bayramlar:
Seküler, risk almaz. İşine bakar. Bayram namazına son dakika gider.
• Mutlu bayramlar:
Seküler ama Dedesi hacı. Biraz nostalji duygusu var. Bayram namazında hutbeye de kalır.
• Hayırlı bayramlar:
Tebriklerden usanmış muhafazakar. Görev bilinci yüksek. ‘Yazdık işte heh oldu mu’ der. Bayramda kabir ziyaretine de gider.
• Bayramınız mübarek olsun:
Muhafazakar. Geleneklerini önemser. Arefe gününden hazırlanır bayrama. 5-10 teravihi camide kılmıştır.
• Bayram-ı Şerifleriniz hayrolsun:
Siyasal İslamcı veya Osmanlıca kelime sevdasından vazgeçemeyen entelektüel kişilik. Bayram buluşmalarında sohbeti domine eder.
• Mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar...:
Rehberindeki herkese toplu mesaj atan +45 yaş. Çocuklarına bayram harçlığını verir, kapıya gelenlere ise şeker dağıtır.
• 🍬✨🌙:
Z kuşağı (kelimelerle arası pek iyi değil).
İstanbul’un en kalabalık 4 sahili (Kadıköy, Üsküdar, Beşiktaş, Eminönü) ve bu sahildeki camileri göstermek istedim.
Kadıköy’e bir değil iki cami gerekli. Mevcut camilerinin kapasitesi yeterli değil. Vakit namazlarında cami dolmuyor ama insanlar cuma namazında yollara taşıyorlar.
Ve gerçekten gerek şadırvanı gerek wc açısından böyle kalabalık durumlarda diğer camiler çok yetersiz kalıyor.
Nereye nasıl yapılır bilmem ama Kadıköy sahil hattına çok büyük olmayan, şehrin dokusuna uygun iki cami gerekli.
E artık camiler yapılırken otoparkı da oluyor altında. İstanbul gibi otopark sorunu hat safhada bir şehirde buna da çözüm olunur.
Böyle camiler diğer yandan esnafa da yarar sağlar. Bir yönüyle cami turizmi bölgeyi daha canlı hale getirir.
Yeni camilerin içinde etkinlik alanları, sergi alanları, kütüphaneler vs. bulunuyor. Vatandaşların istifade edebileceği alanlar çoğalmış oluyor.
Pek çok açıdan makul bir seçenek.
En çok ifade edilen “Kadıköy’ün camiye ihtiyacı yok” söylemi düşünülmeden verilen bir tepki.
Telefonumda kilit ekranı/arka plan fotoğrafını değiştirince yeni bir telefon almış gibi hissediyorum. Saçma ama öyle :) Böylece psikolojik olarak teknoloji hızına yenik düşmüyorum :)
Uzun zamandır değiştirmiyordum. Yenisini seçmek çok zahmetli oluyor. Pinterestte dolaşırken çıktı karşıma. Bunu çok sevdim.
Ekran başında tüketeceğimiz gişesi yüksek bir aksiyon filmi gibi olmalıydı.
Balistik füzelerin ateşlemesi
Uçakların düşürülmesi
Hava savunma sistemlerinin füzeleri imha etmesi
Nokta atışı bombardımanlar
Ve liderlerin ölümü
Yüksek teknolojili ve kusursuz askeri operasyonlar.. özenle filtrelenmiş savaş imgeleri. Baudrillard açısından, küresel kamuoyunun satın alacağı tüm “gerçekler” önümüze sunulmuş durumda.
Amerika savaşmıyor, ileri teknolojisini ona cevap veremeyecek biri üzerinde deneme yapıyor. Biz ise sadece yaşanmayan bir savaşı tüketiyoruz. Gerçeğin peşine düşmemize müsade edilmeksizin gerçeğin yerini alan hipergerçek araçlar ile similasyonda kalmaya ve düşünmemizi istediklerini düşünmeye devam ediyoruz.
Zihinlerimizde meşrulaştırdığımız tüm bu hipergerçekliğin “gerçek” ile/hakikat ile yaşayacağı tüm çatışmaları kendi iç savaşımız olarak bedenlerimize mahkum ediyoruz.
Savaşın gidişatını anlık yorumluyoruz. Strateji kuruyor yaşanan gelişmeler çerçevesinde planları estetize ediyoruz.
Bombalanan okullar, hastaneler kanı dökülen masumlar algoritmanın vicdanıyla baş başa kalıyor.
#iran #amerika #israil