HAKİKAT, ALGI OPERASYONLARINA VE İFTİRALARA GALİP GELECEKTİR
Önce vicdanınıza ve ahlakınıza şu soruları sorun:
Allah’a ve ahirete inanıyorsanız;
Hiç söylenmemiş bir sözü bir insana isnat edip milyonlara yaymanın, topluma kin ve nefret tohumları ekmenin vebalini yarın ilahi huzurda nasıl vereceksiniz?
Gazetecilik yaptığınızı iddia ediyorsanız;
Tek bir delille dahi doğrulayamadığınız bir iddiayı kesin gerçekmiş gibi sunmayı hangi meslek namusuyla açıklayacaksınız?
İnsan haklarından ve adaletten bahsediyorsanız;
Doğruluğunu araştırmadan bir âlime, bir arife çamur atmayı, bir kitleyi hedef göstermeyi hangi vicdana sığdıracaksınız?
Rabbimiz buyuruyor:
“Ey iman edenler! Size bir fasık haber getirirse onu araştırın…” (Hucurât, 6).
Araştırmadan, sormadan, kulaktan dolma yalanları hakikat gibi satmak kime ve neye hizmet etmektedir?
Değişmeyen Tiyatro
Son günlerde tek bir merkezden düğmeye basılmışçasına aynı başlıklar, aynı ifadeler ve aynı ithamlar peş peşe dolaşıma sokuluyor.
Önce doğruluğu ispatlanmamış, ağızdan çıkmamış uydurma bir söz ortaya atılıyor…
Sonra o söz sanki kesin bir hakikatmiş gibi ekranlarda saatlerce yorumlanıyor…
Ve en nihayetinde, hiç söylenmemiş bir cümle üzerinden bir mürşid, asırlık bir irşad geleneği ve milyonlarca gönül eri mahkûm edilmeye çalışılıyor.
Bu haberci dili değildir.
Bu hakikati aramak hiç değildir.
Bu; delille konuşamayanların önce hüküm verip, sonra o hükme sahte gerekçeler uydurma telaşıdır.
Asıl Üzücü Olan…
Belki de bütün bunlardan daha acısı; bir kısım müslüman kardeşlerimizin de bu algı operasyonlarına hiçbir araştırma yapmadan ortak olabilmesidir.
Kur’an, “Araştırın.” emrini verirken; bir mümine düşen ilk görev duyduğunu paylaşmak değil, doğruluğunu araştırmaktır.
Ne yazık ki bugün birçok kişi delile değil paylaşıma, hakikate değil gündeme, araştırmaya değil algıya teslim oluyor.
Bir paylaşım binlerce kez tekrar edilince doğru zannediliyor; oysa tekrar edilen her söz hakikat olmaz.
İftirayı ilk atan kadar, onu araştırmadan yayan da o vebalin büyümesine ortak olur.
Hakikat Çamurla Sıvanmaz
Asırlardır bu topraklarda insan yetiştiren; kitleleri kötü alışkanlıklardan, haramdan ve ahlaki çöküntüden çekip alıp Allah’a kulluğa, Kur’an ve Sünnet’e davet eden her irşad ocağı, farklı dönemlerde benzer saldırılara maruz kalmıştır.
Çünkü hakikatin karşısına ilimle, delille ve ahlakla çıkamayanlar; her zaman algılara, saptırmalara ve iftiralara sığınmışlardır.
Fakat unuttukları hayati bir gerçek vardır:
Ehl-i Sünnet’in ve Allah dostlarının yegâne ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir.
Hakiki mürşid; insanı kendi nefsine değil, Allah’a ve Resûlü’ne çağırandır.
Sultan Hazretlerinin de gür bir sesle haykırdığı ölçü ortadadır:
“Mürşid; ‘Benim emrim Allah ve Resûlü’nün emridir.’ diyen değil; Allah ve Resûlü’nün emri ne ise benim emrim ancak odur, diyendir.”
Tarih Tekerrür Ediyor: Yöntem Aynı, Akıbet Aynı
Tarih boyunca hakikat ile batılın savaşında yöntem hiç değişmedi.
Hz. Nuh’a iftira attılar.
Hz. Musa’ya “sihirbaz” dediler.
Hz. İsa’ya çamur atmaya kalktılar.
Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya ﷺ “yalancı”, “şair” ve “mecnun” dediler.
Allah dostları da aynı iftiralara maruz kaldılar.
Bugün de doğrulanmamış uydurma sözleri ekranlarda, köşe yazılarında ve sosyal medyada gerçekmiş gibi dolaşıma sokanlar; farkında olsalar da olmasalar da tarihteki o iftira zincirinin bir halkasını tekrar ediyorlar.
İsimler değişiyor…
Yüzler değişiyor…
Teknolojiler değişiyor…
Ama hakikatin karşısındaki acziyet ve izlenen kirli yöntem asla değişmiyor.
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Ağızdan çıkan üfürmelerle bu nur sönmez.
Sosyal medya algoritmalarıyla kurulan algılar dökülmeye, yalanlar ortaya çıkmaya, iftiralar ise tarihin çöplüğüne gömülmeye mahkûmdur.
Büyüklerin duası ve müjdesiyle; Kur’an’a ve Sünnet’e sımsıkı bağlı olan bu irşad yolu, biiznillah kıyamete kadar dimdik ayakta kalacaktır.
Çünkü hakikat insanların propagandasıyla değil, Allah’ın vaadiyle ayaktadır.
Millî Eğitim Bakanımız Sn. Yusuf Tekin yine açık ve net konuştu:
“Çocuklarımızın Osmanlı, Selçuklu ve Türk devletleriyle gurur duymasını istiyorum. Türk ve Müslüman olduğum için gururluyum.”
Unutmayalım:
Köklere inemezseniz, göklere yükselemezsiniz!
Üzülme! Hakkını yiyen, kalbini kıran, günahını alan, vebaline giren, en değerli yıllarını çalan insanlar için sakın üzülme! Şu sözü getir aklına; "Şahidi Allah olanın, hakkı kimsede kalmaz..."