🔴 TARİHİ BULUŞMADA ELEKTRİKLER KESİLDİ!
CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel: Beklediğimizi yaptılar; elektriği kestiler. Jeneratör devrede. Bizim sesimizi asla kesemeyecekler!
Erduvan ülkeyi iç savaşa götürecek bu varsayım değildir çünkü başka çaresi yok. erduvan SADECE HALKTAN KORKAR.DİK DURUN BU BİR AVUÇ MAFYA bozuntusuna TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ TESLİM ETMEYİN
Eminim yine taşlayacaklar olacaktır. Ama bu gerçek görmezden gelindiği için bugünlere gelindi. Bir kez daha hatırlatmam gerekirse; ne yazık ki Türkiye'de muhalefet, Selahattin Demirtaş tutuklandığı gün bitirildi.
Ve evet haklıydı👇
EMEKLİ ARKADAŞLARIMIZIN ANAYASA MAHKEMESİNDE İNCELEME BEKLEYEN SEYYANEN ZAM DAVASI İÇİN BAŞLATMIŞ OLDUĞUMUZ BİR MİLYON İMZA KAMPANYASINA GÖSTERMİŞ OLDUKLARI İLGİYE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ BU BAŞVURU ÜSTAT SEYFETTİN ÇİLESİZİN DAVASI OLDUĞU KADAR SİZİNDE DAVANIZDIR. BU ANLAYIŞLA HAREKET EDEN VE BAZI ADLİYE SARAYLARINDA DİLEKÇELERİ GÖREVLİLERİN ALMAK İSTEMEDİĞİ, ZORLUK ÇILARDIĞI BAZI ADLİYELERDE EMEKLİLERİMİZDEN YASAL OLMADIĞI HALDE POSTA ÜCRETİ İSTENİLDİĞİ HATTA BAZI ADLİYELERDE HARÇ DAHİ TALEP EDİLDİĞİ HALDE YILMADAN ISRARLA DİLEKÇELERİNİ ANAYASA MAHKEMESİNE GÖNDEREN, AYRICA CANLA BAŞLA BİRMİLYON ÇİLEKÇE KAMPANYASI İÇİN ÇALIŞAN EMEKLİLERİ TEŞFİK EDEN STAND KURUP DİLEKÇELERİ EMEKLİLERİMİZE ULAŞTIRAN EMEKLİ DERNEK VE SENDİKALARINA TEŞEKKÜR EDER BU DERNEK VE SENDİKALARIMIZIN İSMİNİ AYRICA PAYLAŞACAĞIZ.
EMEKLİLERİMİZ LÜTFEN BİR DİLEKÇE BİR DİLEKÇEDİR, DİLEKÇELERİMİZİ VERELİM ÜŞENMEYELİM EMEKLİ TARİH YAZSIN HERKES GÜCÜMÜZÜ GÖRSÜN. SEYYANEN ZAM HAKKIMIZI ALINCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM. SAYGILARIMLA
Seyfettin ÇİLESİZ
Vekili
Av. Ali Erdem GÜNDOĞAN
Denizler idam edilmesin diye Metin Oktay imza kampanyası başlatmıştı
İlk imzayı atan üç isim
Can Bartu (Fenerbahçe)
Yusuf Tunaoğlu (Beşiktaş)
Metin Kurt (Galatasaray)
Onlar sadece bir sporcu değildiler
HAKSIZLIĞA SUSMAYAN KOCAMAN
YÜREKLERİ VARDI
6 Mayıs…
Bazı tarihler vardır…
Unutulmaz…
Sadece üzeri örtülür…
Ama toprak…
Üzerine düşeni saklar…
Ve zamanı geldiğinde geri verir…
Deniz Gezmiş…
Hüseyin İnan…
Yusuf Aslan…
Üç isim değil…
Bir ülkenin vicdanına atılmış üç düğüm…
Ve o düğüm…
Yıllar geçtikçe gevşemez…
Daha da sıkılır…
Çünkü darağacı…
Sadece üç bedeni taşımaz…
Bir toplumun suskunluğunu da taşır…
Asıl ağırlık da budur zaten…
Söylenmeyenler…
Söylenemeyenler…
Söylenmediği için büyüyenler…
Çünkü mesele hiçbir zaman sadece o gün olmadı…
Mesele şuydu:
Bir yerde…
Gençlik konuşurken…
Diğerleri sustu…
Ve o sessizlik…
Yıllar boyunca yankılandı…
Çünkü fikir…
İple kesilmez…
Söz…
Boğazda kalmaz…
Sadece şekil değiştirir…
Daha derine iner…
Daha az görünür ama daha çok hissedilir…
6 Mayıs bu yüzden bir tarih değil…
Bir kırılma…
İkiye ayrılan bir hat…
Bir tarafta unutmak isteyenler…
Diğer tarafta unutamayanlar…
Ve zaman…
Hep aynı soruyu fısıldar:
“Gerçekten bitti mi?”
Hayır…
Çünkü bazı şeyler bitmez…
Sadece üstü örtülür…
Ve en ağır yük…
Yaşananlar değil…
Hâlâ konuşulamayanlardır…
Ankara’da günlerce süren madenci eyleminde
en önde gördüm onu.
Gaz yiyordu, gözaltına alınıyordu, çıkıp yeniden açıklama yapıyordu.
Bir yerden tanıyordum…
Yüzü çok tanıdıktı ama nereden?
Sonra hafızam beni 25 yıl öncesine 99 depremlerine götürdü.
99 Gölcük depreminde üniversite öğrencisiydim. “Boş durmamalıyım” deyip gönüllü olarak deprem bölgesine gitmiştim. 17 Ağustos’un ilk günlerinde büyük bir kaos, ciddi bir organizasyon eksikliği vardı. İletişim imkanları da bugünkü gibi değildi. Çok bir şey yapamadan İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştım.
Çok geçmeden Düzce-Kaynaşlı depremi yaşandı. İlk felaketin acı tecrübesiyle bu kez hem devlet hem gönüllüler daha organizeydi. Bir grup arkadaşımla yine otobüse atlayıp Kaynaşlı’ya gittim.
İlçe merkezine büyük bir koordinasyon çadırı kurulmuştu. Bolu Dağ Komando Taburu komutanından erine kadar sahadaydı. O çadırın etrafında sürekli koşturan bir sivil dikkatimi çekti.
Karadeniz aksanlı, bizden yaşça büyük ama o dönem genç bir delikanlı… Gelen yardımları organize ediyor, köylerden gelen ihtiyaç taleplerini topluyor, ilgili yerlere aktarıyor, insanları yönlendiriyordu.
“Ne duruyorsunuz orada?” diye bizi de hemen işe kattı.
Ayakta kalan spor salonu depo olarak kullanılıyordu. “Gelen yardımların kaydını alacaksınız” dedi.
Depremin ilk anından itibaren oradaydı. Enkazdan insan çıkardı, prefabrik evlerin kurulmasında çalıştı, köylere yardım ulaştırdı, çadır kurdu… Gün içinde nereye gitsem ona rastlıyordum.
Yurt dışından gelen yardımlar arasındaki pahalı ayakkabıları kendine ayırmaya çalışan bir gönüllüye nasıl öfkelendiğini bugün gibi hatırlıyorum. İdealist bir genç olarak bu tavrı çok hoşuma gitmişti.
Aradan yıllar geçti. Onu hiç görmedim, hiç karşılaşmadım.
Taki madencilerin yanında o tanıdık yüzde rastlayana kadar.
İklimler değişir, ülkeler değişir, gündemler değişir… Ama bazı insanların vicdanı aynı yerde kalır.
Ve evet o vicdanlı insan Başaran Aksu’ydu.
Bu ülkenin, hakkı yeterince teslim edilmemiş evlatlarından biri. Siyasi etiketlerle yaftalanmış, bedel ödemiş ama ideallerinden vazgeçmemiş bir kuşağın temsilcilerinden.
Selam olsun Başaran…
Çok şey başardın Hopalı hemşehrim.
Ve iyi ki varsın.
(Özgür Hasan Altuncu-Gazeteci)
Bu memlekette Başaran Aksu diye bir adam da
var be kardeşim.
✊✊✊
“Bu meydan ve ülkenin dört bir yanındaki meydanlar hakkını arayan, geleceğine sahip çıkan on milyonların sesiyle yankılanıyor: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir… Tarihin hiçbir döneminde zalimlere geçit vermeyen, her koşulda baskıya, zorbalığa ve adaletsizliğe direnen, haysiyetinden ödün vermeyen bu güçlü irade ilelebet yaşayacak. Her şey çok güzel olacak.” Ekrem İmamoğlu
Karabük haklının sesi, yalnızca bir kalabalığın değil; ortak bir vicdanın sesidir.
@eczozgurozel @CAOIletisim1
Anayasa Mahkemesi, 4 yıldır hepimizin yerine hapis yatan yol arkadaşımız Tayfun Kahraman hakkında hak ihlali kararı vermişti. Ama tüm kurumlar için bağlayıcı olan bu karara mahkeme uymuyordu.
Anayasa Mahkemesi bu kez bir kez daha, üstelik oy birliği ile hak ihlali kararı verdi. Tüm üyelere teşekkür ediyor, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasını bekliyoruz.
Yani artık tartışma bitmiştir.
Tayfun Kahraman bir an önce tahliye edilmelidir.
Meriç eşine, Vera babasına, bu memleket dürüst bir evladına kavuşmalıdır.
Türkiye bir Anayasa devletidir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı bir an evvel uygulanmalıdır!