Her şeyin bir ruhu vardı, mekânın ve vaktin sesleri birbirini yadırgamıyordu, serin bir sonbahar akşamında taşlardan tüten öykülerle iç içeydik. Gökte ay yerde biz arayıp durduk kelimelerimizi.
Ali Haydar Haksal hocam, can hocam, kalbimdeki yeri daima ayrı olan gönül ehli zarif insan, dünya sürgününü tamamlamış. Güzel ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Macar edebiyatını Magda Szabo ile tanımış ve Szabo’nun bütün kitaplarını okumuştum. Şimdi Agota Kristof’un müthiş üçlemesindeki kurguya ve anlatıma hayran oldum. Diğer kitaplarını da okumasam olmaz.
Doktorlar hafızanın kuvvetlenmesi için roman okunmasını tavsiye ediyor. Bir misafir gibi zihinde dolaşan hikâyeleri akılda tutmaya çalışmak iyi gelirmiş. Öykü öğle yemeğine gelen misafir, roman da yatıya gelen misafir olabilir. Şiir de belki bir güneş yağmurudur ıslatıp, ısıtan.
Nasip; kendiliğindenliğin o efsunlu ve sessiz istikametinde "kişiye özel" önemli ve gizli evrak taşıyan bir istihbarat görevlisi gibi muhatabına teslim edilir öylece.
Nasibine bir türlü razı olamayan, kalbî öfkeyle, sitemle, hasetle hararetlenen herkes müsterih olsun o yüzden.
Günün nasihati:
Gazap edip kimseye kızma, zira şeytanın insana en çok hulûl edebileceği zaman, insanın hiddetli anıdır. Bunun için hiddetini sükunetle yenmeye çalış. Sakın acele etme, zira acele ettiğin zaman nasibini kaybedersin. Yakın ve uzağına karşı yumuşak ol.
İmam Gazali
Dostoyevski’nin "Yeraltından Notlar" kitabında anlatıcı, bir bilardo salonunda kendisini bir eşya gibi kenara iten subayı saplantı hâline getirir. Onunla sokakta omuz omuza çarpışıp eşit olduğunu kanıtlamak için günlerce plan yapar. Hatta sırf bu an için borç parayla paltosuna şık bir kunduz yakası bile diktirir. Nihayet Nevski Bulvarı'nda subayın omzuna bilerek çarpar. Ancak subay bu durumu sıradan bir temas sanıp hiçbir tepki vermeden yürüyüp gider. Başkarakterin zihninde kurguladığı o büyük isyan, karşı tarafın gerçekliğinde yer bile tutmamıştır.
İnsan, iç dünyasında yürüttüğü savaşların dışarıdan da aynı netlikte görüldüğünü sanır. Birine duyulan öfke veya ona karşı planlanan bir hamle, çoğu zaman sadece onu kuran kişinin zihnini yorar. Karşımızdakine bir ders verdiğimizi ya da onu sarstığımızı düşündüğümüz anlarda, o kişi genellikle bizimle aynı savaşın içinde bile değildir. Bir çatışmadaki en ağır yenilgi, karşı tarafın sizinle savaşmaya tenezzül etmemesidir.
Edebiyat Ortamı dergisi Kemal Edip Kürkçüoğlu kitabı ile geldi. Katherine Mansfield’ın yersiz yurtsuz anlatıcısını “Fransızca Bilmiyorum” öyküsü ��zerinden incelemeye çalıştım. Emeği geçenlere teşekkürlerimle. 💐
Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip kalbimi neden
Sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada
Ahmet Telli
@CinsDergi “Ruhundaki ışığı kaybetmiş bir müminin tekrar aydınlanması gibi, ruhunun pirüpak olması gibi, Amin. Müzik, kokular ve nur etrafında dolanır ve şairimiz bu güzel ruha uygun şebnem tanelerini veya yüzüne konduracağı bir anne zarafetini arar.”