@06SevilKale@kivilcimgen Hayatını bürokrasideki ilişkileriyle kazanmış orada kalma yolunun bu olduğunu bilen birisi başka türlü davranamaz. Haysiyet sadece onu tanıyanda gerçekleşebilir. KK için ne olduğu ne yaptığı önemli değil. O ankarada hala önemli olmak isteyen yaşlı birisi.
Aslında daha da basitçe, 31 Mart 2024'ün kaybedenlerinin oluşturduğu büyük bir ittifak var. Zira bugün partilerine ve ülkelerine ihanet eden 19 Martçı yönetim o gün ellerini ovuşturarak CHP'nin yenilmesini bekliyordu.
Öyle bir seçim ki o günden bugüne seçimin kaybedenler kulübü kazananlarını yok etmeye çalışıyor ve tüm güçlerine rağmen başarabilmiş değiller.
Özellikle 2018'den sonra Türkiye'de siyaset analiz edilirken "devlet" kavramının hakim kullanılış biçimlerine bakıldığında, bu kavram üzerinden analiz yapanların, devlet gücünü kullananlar tarafından manipülasyona en açık kişi ve gruplar olduğu tekrar tekrar ortaya çıkıyor.
Türkiye'de olan biteni değil de tarihsel arkaplanı anlatma fetişi var.
Artık eminim, bu anlatıcıların %95'inin bugün olanlara dair en ufak fikri yok.
Bugünden ne kadar bi haberseler 30'lar, 90'lar anlatıyorlar. Anlatılan doğrudur yanlıştır tartışması gereksiz.
Türkiye'de tarih oburluğu var, derken kastettiğim buydu.
Tayyip Erdoğan gercekliğini, o kötülüğün büyüklüğünü idrak etmek yerine 12 Eylül, İtthatçı Zihniyet ya da Liberaller, AB falan anlatmak farklı yollardan da olsa aynı sonucu veren birer kaçış.
KK 2023 döneminde asalak çevresinin piro, devleti tanıyan adam, ülkeyi kurtaracak mesih” gazına gerçekten inanmış birisi. Kurultayda yenilmiş olmayı öyle sindiremiyor ki iktidar aparatı olmayı kabul etti. Tarihte eşi benzeri olmayan bir hırs hınç bunaklık.
Burada İnönü-Ecevit rekabetine yapılan benzetme tarihsel olarak çok yanlış. Kılıçdaroğlu'nun yapmaya çalıştığı gibi sırtını iktidara dayayarak ana muhalefet partisini ele geçirme operasyonunun Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri yok. Bu yapılan analizlerin bilinçli veya farkında olmadan yaşananları normalleştirme riski var:
1) İnönü kurultaya girerken seçilmiş genel başkandı; koltuğunu korumak için de iktidarla ortaklık kurmadı. 2) İnönü-Ecevit kapışması sadece kuşak çatışması değil, ideolojik bir farklılık üzerine de oturuyordu. 3) İnönü kaybettiği kurultay sonuçlarını tanıdı, dolayısıyla 1972 kurultayı sonrası da partiyi mahkeme kapılarına düşürmedi. 4) İnönü'nün partide genel başkan olarak ciddi bir tabanı vardı. Kurultayda 1200 küsur delegenin 500 civarında oyunu aldı.
Ayrıca bu sürekli dile getirilen "devletçi gelenek" ifadesi de oldukça sorunlu. Hangi devletçi gelenekten bahsediyoruz 2026 senesinde? Tamamen kişiselleşmiş otoriter bir iktidar var ve onun kontrolünde devlet kurumlarının içi boşaltılıyor. Parti kadrolarında tabanı kalmamış, seçmenlerin tiksinme noktasına geldiği, kurultayda kaybeden bir eski siyasetçi, iktidara sırtını dayayarak partiye çökmeye çalışıyor.
CHP'nin atanmış, gayrimeşru, 19 Mart'çı yönetimi ve şürekasının partilerine ve ülkelerine ihaneti, sadece Türkiye tarihinde değil, çok çeşitli ve kurnaz kooptasyon teknikleri kullanan otoriter rejimler tarihinde de eşine az rastlanabilecek vahamette. Yarın daha iyi anlayacağız.
Eğer iktidar bir siyasi partiye yönetim atayabilir hale geldiyse, devlet gücü kullanılarak istenen her partide bu göreve talip, ihanete hazır birileri bulunabilir.
Bir parti CHP’ye karşı mücadele dahi edebilir ancak bu otokratik şiddetin adını koyamayan, bunu basit bir parti içi mesele olarak gören muhalefet partileri iktidara gerçek bir alternatif üretme konusunda inandırıcılıklarını kaybetmiş olurlar.
Bilgi Üniversitesi’nin birkaç gün içinde kapatılıp yeniden açılması, Cumhurbaşkanlığı sisteminin fiilen nasıl işlediğine dair öğretici bir örnek. Gerçi gerçekten ne oldu, hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü bu sistem yurttaşına bir açıklama yapmıyor. Yapmaya tenezzül etmiyor. Gazetecilik de, aparatlar dışında, saray içine nüfuz edemiyor.
Kararlar nasıl alınıyor. Ancak tahmin edebiliriz.
Muhtemelen bir odak, Santralistanbul’u Bilgi’den almak ya da Can Holding’le ilgili önceden kalmış başka bir mesele nedeniyle üniversiteyi hedef alıyor. Ortalık zaten Butlan’dan dolayı toz duman içindeyken fırsattan istifade hızlıca bir kapatma kararı “çıkartılıyor.”
Ardından başka aktörler devreye giriyor. Protestolar devam ederken belki ��ocukları Bilgi’de okuyan iktidar çevreleri, aynı zamanda bu kararın rejimin keyfilik görüntüsünü daha da göz önüne sereceğini düşünen iletişim danışmanları. Başka aracılar bulunuyor. Muhtemelen ilk kararda YÖK’ün dahli hatta haberi yoktu. YÖK devreye sokuluyor falan. Yukarı ile ikna süreçleri işliyor ve birkaç gün sonra karar geri “aldırılıyor”.
Olabilecek her yetkinin yukarıdan aşağı tek elden tensip ve takdirle dağıtıldığı bu sistemde kararlar dar bir çevrenin nüfuz mücadeleleri, kişisel ilişkileri, anlık güç dengeleri ve diğer aktörlerin yakın çevreden etkili şahsiyetler vasıtasıyla “yukarıya” erişebilme kapasiteleri üzerinden yürüyor.
Hukuk fakültesine başladığımda hukuka giriş dersini hoca çok güzel anlatıyordu.
Bir gün “Resmi Gazete’yi takip ediyor musunuz?” dedi.
Öğrencinin biri “hayır” deyince:
“Gece yayımlanan bir karar ile bu sabah geldiğin üniversite kapatılmış olabilir.” demişti.
Bugünleri görmüş.😂