Rabbim o başsavcının boynunu kırsın. Rabbim o köpeği ve sahibini insanlara ibret kılsın. Rabbim şeyh Tarifi’yi bir an önce o zalimlerin ellerinden kurtarsın.
Çocuk olan biteni oyun sanıp gülüyor… Halbuki karşısındakiler oyun oynamaya değil, işkence etmeye, zulmetmeye ve can almaya gelmiş.
Çocuğun yüzündeki o masum gülümseme ile yapılan zulmün arasındaki korkunç tezat insanın içini parçalıyor. Şu yerde oturan korkuyla bakan kadının anneniz, kardeşiniz, eşiniz ya da kızınız olduğunu düşünün.
İçiniz içinize sığar mıydı? Oturup seyredebilir miydiniz? Bir şeyler yapmanın yolunu aramaz, gerekirse dünyayı ayağa kaldırmaz mıydınız?
Peki bugün Sudan’da ne oluyor? Kadınlara tecavüz ediliyor, siviller katlediliyor, insanlar işkenceden geçiriliyor. Evler yıkılıyor, aileler paramparça ediliyor. Ve biz ekranın karşısında birkaç saniye üzülüp hayatımıza devam ediyoruz. Her gün sıcak evlerimizde, güven içinde, rahatımız yerinde hayatımıza devam ediyoruz.
Bazen düşünüyorum da Allah’ın huzuruna çıktığımız gün bunun hesabını nasıl vereceğiz? Mazlumun feryadını duyup hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek ne ağır bir şey… Çünkü insan zulme karşı çıkmayı bırakıp mazlumun acısına alıştığı gün, yalnızca vicdanını değil, erkekliğinden bir parçayı da kaybetmeye başlar.
Mevlid’in bidat olup olmadığı tartışılıyor. Faraza bunu tartışmalı kabul edelim; ancak üzerinde hiç ihtilaf bulunmayan kesin hükümler var. Allah Resulünü gerçekten sevenler, öncelikle bu hükümleri ihya etmelidir.
Allah (c.c.), peygamberleri ve kitapları yeryüzünde Kendi hükümleri uygulansın diye göndermiştir. Gelin, bütün peygamberlerin ortak daveti olan Allah'ın şeriatını ikame etmeye çağrıda bulunalım ve bu hususta gevşeklik gösterenlere karşı duralım.
Bütün peygamberler, başta şirk olmak üzere zulmün her türlüsüyle mücadele etmiştir. Bugün her yanımız zulüm, haksızlık ve çifte standartla dolu. Zalimlerin zalim olduğunu açıkça dillendirip insanları bu zulme karşı uyaralım.
Bütün peygamberler putları ve putperestliği yıkmak için gelmiştir. Bugün İslam coğrafyasında adeta her köşeye bir put dikilmekte ve insanlar bunlara tazim etmeye davet edilmektedir. Gelin, bu putlara ve insanları bunlara çağıran anlayışlara hep birlikte karşı çıkalım.
Allah'ın haram kıldığı; faiz, zina, içki ve kumar gibi haramlığında ittifak edilen fiilleri yasal olarak serbest bırakan ve meşrulaştıran sistemleri reddedelim.
Bütün peygamberler ezilenlerin, fakirlerin ve yoksulların yanında saf tutmuştur. Bugün 28.000 ₺ asgari ücretle geçinmeye çalışıp 40.000 ₺ kira ödemek zorunda kalan insanlar var. Gelin, bu mağdur insanların yanında yer alıp onları sömüren azgın azınlığa karşı sesimizi yükseltelim.
Eğer Resulullah'ın sünnetini yaşatmak istiyorsak, peygamberlerin üzerinde birleştiği asıl sünnetler ortadadır. Tartışmalı konular üzerinden Allah Resulüne sevgi ve bağlılık göstermek yerine, üzerinde ittifak edilen esasları ihya etmek Allah'ın rızasına daha uygun ve daha akıllıca değil mi?
Zulüm her zaman iki yüzlülükten beslenir. Türkiye'deki adaletsizliklerin temelinde de sağ-sol demeden birçoğumuza bulaşan bu ikiyüzlülük var.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Oysa mesleki faaliyetinden ötürü birinin gözaltına alınması zulümse, mağdurun kimliği bu gerçeği değiştirmez. Ne yazık ki hukuku temsil eden kurumlar bile adaleti ilkesel değil, tarafgir bir anlayışla uyguluyor.
Nerede badem bıyıklı, Hindu traşlı bir tip görürseniz hele bir de din adına etrafına çember örmüşse, bilin ki o çemberin içinde Allah’ın dininden çok, adamın kendi sistemi vardır. Süleymancısı, Nurcusu, bilmem nesi… Hepsi aynı kafanın farklı ambalajı. Sakal bırakıp aynı işi yapan versiyonları da tarikatçılar. Eliniz değmişken şu din tüccarlığının, şahıs taassubunun ve hizipçilik bataklığının tamamına bir el atın da Anadolu biraz nefes alsın.