Üyelik numaram memleketimin plakası 80 olan, Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Merkezi beni disipline vermiş.
Sebep?
Mali usülsüzlükleri sorguladığımız için!
Sendikayı küçük düşürüyormuşum!
📌%2 için, küçük diye beğenmediği sendikalar dava açarken tweet atmayı unutmayan, dava açmayı unutan, her bir üyesini ortalama 5bin₺ zarara uğratan,
📌EGS nin genel başkanı için açılan davada artık mahkûm oldu memuriyeti gidecek vs dedin, görseller paylaştın, sosyal medyada tartıştın ama sonra n'oldu? O adam kahve içerek dalga geçer gibi işimin başındayım videosu paylaştı.
📌Şimdi Levent K. sosyal medyada sendikayı rezil etmiş olmuyor mu?
O'nu da İHRAÇ EDECEK MİSİNİZ?
📌Dekontları ortaya koyamayan, mali şaibelere belgelerle cevap veremeyen, fitnenin kralını yapanlar da çağrılacak mı?
Tabii ki HAYIR.
📌 Şu son 1-2 aydır zırt-pırt açılıp kapanan il başkanları grubu, soru soran il/şube başkanlarını gruptan atmalar, Ali İhsan Başkanın paylaşımlarına beğeni koyan, RT eden il/şube başkanlarını gruptan atmalar hatta GÖREVDEN ALMA tam da size yakışır bir hürriyetçilik oyunu sanırım. Artık mekan benim diyerek eşkiyalıkvari uygulamalar vuku bulmakta!
Bir il/şube başkanının özel hayatını il başkanları grubunda ifşa ettiğiniz için hakkınızda merkez disiplin kuruluna verilen dilekçeyi de işleme koyacak mısınız?
📌14-15 Ağustos 2024'te Çamlıyayla'da evime geldin misafirim oldun, gece sabaha kadar sohbet ettik.
Bana dedin ki; bu Adana'lı Amigo, Genç Eğitim Sen ile pazarlık ediyormuş bu çok net ama belgelendiremiyoruz dedin.
Ben de sana 10 gün içinde itirafların olduğu belgeleri yolladığımda "tamamdır bitti onun işi, ihraç olacak" dedin.
Sonra Amigo, araya Ayyüce Türkeş'i koyarak Müsavvat Dervişoğlu üzerinden "ihraç etmeyin ara formül bulun" dediklerinde ihraç etmeyip, "ihraç olursa kahraman olur" bir alt cezayı verip yöneticilik görevini elinden alıp düz üyeye çevirmek suretiyle günü kurtardın!
📌Amigo o dönemde sosyal medyada yakıp yıkıyordu, bakma şimdi senle olduğuna!!!
📌Amigonun, o zamanki Seyhan ilçe başkanına eşi ve çocuklarının yanında küfür ettiğini duyduğunda "ihracı kesin" dedin!!!
O çocuklardan bile ifade aldılar!
📌"Bu sendikada öncelik ilkeler ise, bunu ihraç edemezsen kimseye dokunamazsın" dedim!!!
Ne oldu sonra siyasetten gelen talimatı geçemedin!!! Neden?
Senin de siyasete merakın vardı değil mi?
Belki vekil olurum diye mi düşündün?
Selçuk Türkoğlu ile yakınlaşıp İsmail Koncuk'u ötekileştirmeye başladığın 1 senedir gün gibi ortada. Efsane sendikacı, duayen genel başkan İsmail Koncuk ile işin bitti tabii... Fake hesabın Hasan Türkoğlu üzerinden İsmail Koncuk başkana ağza alınmayacak hakaretler ettin. Selçuk Türkoğlu sana vekillik yolunu açacak kişi diye mi düşündün?!
Velhasılı disiplin kurulunu belirtilen tarihte Adana'ya bekliyorum. Birazda bizim için gelip gitsinler...
Mehmet Akif ÖZCAN
#HürSen
#HürriyetçiEğitimSen
2. Değerli Arkadaşlarım,
Peki bütün bunlar neden yapılıyor?
Çünkü bir yanlışın içine düştüğünüzde, pisliğe battığınız da onu örtmenin en kolay yolu başkalarını suçlamaktır. Kendi yanlışlarınız görünmesin diye tertemiz insanlara iftira atarsınız. Vücudunuzun tüm hücrelerine sirayet etmiş pisliği ve kötülüğü her yere bulaştırmaya çalışırsınız.
Uzun uzun yazılarla ahlaktan, ilkelerden, arkadaşlık hukukundan bahsedersiniz. Ama tüm amaç pisliği ve kötülüğü kapatmak için algıdır.
Pisliğin konuşulmaması için çevrenizdekileri isteyerek veya istemeyerek işlediğiniz suçlara bulaştırırsınız ki seslerini çıkaramasınlar.
Tam bir Türkiye gerçeği…
Oysa aynı Erol Usta, bana defalarca "Geldiğin ilk günden son güne kadar ahlaklı ve etik duruşun hepimize örnek oldu." demişti.
Bugün ise aynı insanların sessizliği sayesinde bünyesinde kötülükten başka bir şey bulunmayan saf kötülük, hakkımda "ahlaksızlık" ithamlarında bulunuyor.
Bu yapılanı ne vicdana ne ahlaka ne de arkadaşlık hukukuna sığdırabiliyorum.
Bunca emeğe, bunca yılın hukukuna ve dostluğuna rağmen yapılanlar karşısında söyleyebileceğim tek şey şudur:
Bu yaptıklarınız bana ders size de dert olsun. Gül gibi insanları üzdünüz, Bahçeleriniz bahar görmesin…
Not: Kongrede yaptığım konuşma ve buna benzer birkaç konudaki iftiralara da yakın zamanda cevap vereceğim.
1. Değerli Arkadaşlarım,
Sendikadaki görevim süresince, işlerimi yürütmem için tarafıma bir dizüstü bilgisayar ve bir telefon tahsis edilmişti. Yaklaşık iki buçuk yıl boyunca da bu cihazları kullandım.
Olağan Genel Kurul’dan birkaç gün öncesinde, Erol Usta'nın yanına giderek bu telefon ve bilgisayarı teslim etmek istediğimi söyledim. Kendisi bana, "Asla geri almam. Bunu bize yapma. Beni çok üzersin. Bunu duymak bile istemiyorum." dedi.
Birkaç gün sonra aynı konuyu tekrar açtım. Bu durumun beni rahatsız ettiğini, cihazları teslim etmek istediğimi bir kez daha ifade ettim. Yine aynı şekilde, "Bizi çok kırıyorsun. Bunları duymak bile istemiyorum." diyerek kabul etmedi.
Kongre sonrasında odamı toparlayıp genel merkezden ayrılmaya hazırlanırken, Erol Usta ve Ömer Özyavuz odamdaydı. Telefonu ve bilgisayarı masanın üzerine koyarak, "Lütfen bunları teslim alır mısınız? Sonra laf söz olur dedim" dedim.
Ömer Özyavuz, "Abi, bunu bize neden yapıyorsun? Bizi neden bu kadar kırıyorsun? Böyle bir şey asla olamaz." dedi.
Erol Usta ise, "Sen bizim için çok kıymetlisin. İki buçuk yıl boyunca sendikamız için çok güzel çalışmalar yaptın. Sakın bunları teslim edip bizi üzme. Bunlar sendikamızın sana hediyesidir." ifadelerini kullandı.
Ben de istemeyerek de olsa çok rahatsız olsam da iyi niyetim ve aramızdaki hukuka binaen, onları kırmamak adına kabul ettim.
Yaklaşık on gün önce, Erol Usta ve Levent Kuruoğlu imzalı resmî bir yazı tarafıma ulaştı. Yazıda, açılan davalar dolayısıyla bilirkişiye sunulacak olan demirbaş listesi sebebiyle telefon ve bilgisayarın üç gün içerisinde gönderilmesi isteniyordu. Ben de iyi niyetimle zannediyordum ki bunları bana verdiler ve demirbaştan düştüler. Meğerse böyle değilmiş.
Açıkçası bunları istemelerine çok sevindim. Çünkü uzun zamandır içimde sıkıntı oluşturan beni çok rahatsız eden bu yükten kurtulmuş olacaktım.
Hiç vakit kaybetmeden bilgisayarı ve telefonu temizledim ve kargoya verdim. Hatta kargo ücretini de ödedim. Çünkü bu olanlardan sonra bunu bile sağda solda mevzu yapabilirlerdi.
Telefonumda, sendika programlarının birinde düşmeden dolayı çatlak olduğunu ve tebliğde üç gün içinde teslim etme süresi konduğundan yaptıramadığımı eğer yaptırırlarsa harcamalarımdan kalan alacaklarımdan ve emeklilik tazminat alacaklarımdan düşebileceklerini de kendilerine de yazdım.
Benim açımdan mesele burada kapanmıştı.
Ancak daha sonra öğrendim ki, yapılan bölge toplantılarının bazılarında ve en son İstanbul'daki toplantıda Genel Başkan, benim bu telefon ve bilgisayarı alıp gittiğimi, bunun da ahlaki olmadığını anlatıyormuş.
Şimdi buradan Erol Usta ve Ömer Özyavuz’a soruyorum:
İkinizin de şahitliğinde defalarca bu cihazları teslim etmek istediğimi söylememe rağmen, bu söylenenlere nasıl müsaade edersiniz?
Hayatı boyunca dürüst tertemiz yaşamaya çalışan bir insanı, böyle bir iftirayla hedef hâline getirmeye vicdanınız nasıl el verdi?
Neden çıkıp da "Hayır o defalarca teslim etti ama biz almadık bunları vermek için biz ısrar ettik." demiyorsunuz?
Nasıl bir sürecin içine girdiniz ki nasıl bir pisliğin içine düşürüldünüz ki susmayı tercih ediyorsunuz, konuşamıyorsunuz?
Bu kadar yıl emek vermiş, gecesini gündüzüne katmış bir insana bu iftiranın atılmasına nasıl izin verirsiniz?
Gerçekten yazıklar olsun.
Devamı 2. bölümde👇
@Kanbur01@karataybsk@Rustavelliler@cmhdai Aylardır cevap veremedikleri dilekçem ektedir. Hadi cevaplayın . Madem usulsüzlük yok, mahkeme sizi haklı buldu filan diyorsunuz ya. Konfederasyon Genel Başkan Yardımcısı olarak cevap bekliyorum.
Rakamlar değişebilir, ama mutfaktaki gerçek değişmez!
TÜİK'e göre Haziran enflasyonu %0,99.
ENAG'a göre ise %1,94.
Bu fark sadece bir istatistik farkı değildir; memurun ve emeklinin cebinden eksilen ekmek, kaybolan alım gücüdür.
TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre memur ve memur emeklisi %13,52, SSK ve BAĞ-KUR emeklileri ise %17,76 zam alacak. Ancak bu artışlar, hayat pahalılığı karşısında çoktan erimiştir.
Yıllardır gerçek enflasyonun altında ezilen memur ve emekli, bugün yoksulluk ve açlık sınırına mahkûm edilmiştir.
Bir de buna, masada hakkını savunamayan sarı sendikacılık eklenince kaybeden yine emekçi olmuştur.
Gerçek enflasyon gizlenebilir, ama geçim derdi gizlenemez.
Hak verilmez, mücadeleyle alınır!
#Liyakat #Adalet #Memur #Emekli #TopluSözleşme #Sendika #HakMücadelesi
Şeffaflık Güvenin Temelidir
Güven, sözle değil; açık, dürüst ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla inşa edilir.
Şeffaflık; alınan kararların, yürütülen süreçlerin ve kullanılan yetkilerin denetlenebilir olması demektir.
Bilginin gizlendiği, eleştirinin dışlandığı ve hesap vermekten kaçınılan kurumlarda güven zayıflar; söylentiler çoğalır, adalet duygusu yara alır.
Güçlü kurumlar, hatalarını gizleyen değil; doğrularını şeffaflıkla ortaya koyan kurumlardır.
Şeffaflık, yönetenleri zayıflatmaz; kuruma duyulan güveni güçlendirir.
"Makamlar geçicidir. İlkeler kalıcıdır."
Ali İhsan Hasanpaşaoğlu
MAKAM EMANETTİR
Makam; üstünlük sağlayan bir ayrıcalık değil, adaletle taşınması gereken ağır bir sorumluluktur.
Gerçek yönetici, makamını kendi itibarı için değil; hakkı, hukuku ve kamu yararını korumak için kullanır.
Makamın gücüne güvenenler, geçici bir otorite kazanabilir. Ancak ilkelerine bağlı kalanlar, kalıcı bir saygınlık bırakır.
Yetki arttıkça tevazu da artmalıdır. Çünkü makamın büyüklüğü, insana değil; taşıdığı sorumluluğa aittir.
Makamlar emanet, hizmet ise şereftir.
"Makamlar geçicidir. İlkeler kalıcıdır."
Ali İhsan Hasanpaşaoğlu
Yutkunanların Değil Haykıranların Sendikası sözünün sahibiyim. Üyenin aidatına çöken, kongre salonundan kaçan, şube başkanlarına telefonda ve özel mesajla küfür eden onları hırsızlıkla suçlayan, benim sosyal medya paylaşımlarıma beğeni koymalarını gerekçe göstererek il başkanlarını görevden alanlarla hesaplaşacağız. Şerefi ve ahlâkı olan karşıma çıkar, yüzüme konuşur.
Liyakat mı, Sadakat mi?
Bir kurumun gerçek gücü, yöneticilerinin kime yakın olduğuyla değil; görevi en iyi şekilde yapabilecek kişilerin sorumluluk üstlenmesiyle ölçülür.
Sadakat, kişilere bağlılıktır.
Liyakat ise göreve ve sorumluluğa layık olmaktır.
Liyakatin yerini kişisel sadakat aldığında; adalet zedelenir, fırsat eşitliği ortadan kalkar, çalışanların motivasyonu düşer ve kurumsal güven sarsılır.
Oysa güçlü kurumlar; bilgiye, emeğe, tecrübeye ve hakkaniyete değer veren kurumlardır.
Liyakat, yalnızca bireylerin hakkını korumaz; kurumların geleceğini de güvence altına alır.
Unutulmamalıdır ki; kişilere bağlılık geçicidir, ilkelere bağlılık ise kurumları yaşatır.
"Makamlar geçicidir. İlkeler kalıcıdır."
Kıymetli müdürümüzü duruşundan dolayı tebrik ediyorum.
Sahibinden ses yok. Gece yarısından sonra kendisine karşı oy kullanmış kişilere attığı tehdit mesajlarını saymazsak tabii ki! Sahibinin sesi demiş ki;"Ali İhsan Hasanpaşaoğlu'nun başvurusu ile, Ramazan Koç'un dava dilekçesi dikkat çekici benzerlik var."
Sahibinin sesi olunca, kendi aklı geride kalmış anlaşılan. Bak kardeşim, Ramazan Koç, 407 bin TL kasa açığı ile bir tutanak tutularak devraldığı Şube Başkanlığını, mevzuat gereği kasa açığını Genel Merkez'e bildirmiş, ancak yapılan Genel Kurulun mali tablosuna bu hiç yansıtılmadığı gibi, herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını da kimse açıklamamıştır. Ramazan Koç Genel Kurul delegelerine doğru bilgi verilmediği iddiası ile Genel Kurulun sakatlandığını belirten bir dava açmıştır.
Benim açtığım dava ise Genel Kurul öncesinden bu yana yazılı ve sözlü açıklamalarımla ilgilidir ve iddia değil, Denetleme Kurulu raporu ile sabittir. Dava süreci devam etmektedir.
Biraz akıllı olun da, bize oy verdi/vermedi gibi hasta bir ruh hali ile kendinizi de, bin bir emekle kurulmuş bu sendikayı da rezil etmeyin. Size yazıklar olsun.
Bu mudur adalet?
2022'den bu yana;
🔹 Osmangazi Köprüsü geçiş ücreti %534 arttı.
🔹 1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücreti %485 arttı.
En düşük emekli aylığına ise ocak ayında yalnızca %18,5 artış yapıldı.
Yetmedi...
Köprü geçiş ücretleri yılın ilk altı ayında bir kez daha %47 zamlandı.
Vatandaşa gelince "sabır", "tasarruf", "fedakârlık" deniliyor; zamlara gelince frene basan yok.
Emeklinin, çalışanın, dar gelirlinin alım gücü her geçen gün erirken, hayatın her kalemi durmaksızın zamlanıyor.
Bu tablo ekonomik bir tercih değil, sosyal adalet meselesidir.
Millet geçim derdindeyken, bu zamların makul olduğunu kim söyleyebilir?
Rakamlar konuşuyor. Vicdanı olan herkes de bu tabloyu görüyor.
Köprülere yapılan zam kadar emeklinin maaşına değer verilseydi, bugün kimse geçim derdini konuşmuyor olurdu."
Başarılı Öğrenciye Verilen Yanlış Mesaj
Proje okullarının hedef kitlesi; çalışarak, emek vererek ve başarısıyla bu okullara girmeyi hak eden öğrencilerdir. Bu öğrenciler, eğitim sistemine en fazla güven duyması gereken kesimdir.
Ancak onlara verilen mesaj ne yazık ki şudur:
"Sen bu okula liyakatinle geldin; ama seni yetiştirecek yönetici ve öğretmenler aynı liyakat anlayışıyla seçilmedi."
Bir eğitim sisteminin en büyük sermayesi güvendir. Liyakatin gölgede kaldığı yerde güven sarsılır; güvenin sarsıldığı yerde ise ne başarı kalır ne de adalet duygusu.
Eğitimde fırsat eşitliği kadar, yönetimde de liyakat vazgeçilmezdir. Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, adalet duygusudur.
#Liyakat #ProjeOkulları #EğitimdeAdalet #Adalet #Geleceğimiz
Hasan Türkoğlu isimli fake hesapla, adıma yönelik olmadık türlü yalan ve iftira atan kişi ile ilgili, bir pişmanlık duyar mı, düşüncesi ile. makul bir süre bekleyerek, 1 TL'lik tazminat davası açtım.
Dava açacağımı ilk açıklamamda bildirmiştim. Dava açmamam, fake isimle, ileri sürdüğü saçma sapan iddiaları kabullendiğim anlamına gelecekti. Bu süreçte kimse beni arayıp bir hata yaptım, özür dilerim, deme nezaketini de göstermedi, maalesef. Öyle olsa görmezden gelebilirdim.
Kim olduğunu, bana düşmanca saldıracak kadar neden kinlendiğini doğrusu merak ediyorum. Kimin tavuğuna kış demişiz, görelim.
İDDİALARIM YARGIYA VE İLGİLİ MAKAMLARA TAŞINMIŞTIR
Hür-Sen Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi olarak, konfederasyon tüzüğüne aykırı olduğunu değerlendirdiğim harcamalarla ilgili üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmiş bulunuyorum.
Bu konudaki yazılı başvurularıma, Konfederasyon Genel Başkanı Levent Kuruoğlu tarafından herhangi bir cevap verilmemiştir. Bunun üzerine meseleleri Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Kurulu'nda sözlü olarak da gündeme getirdim. Ancak sorularıma cevap vermek yerine Sayın Genel Başkan toplantı salonundan ayrılmayı tercih etmiştir.
Genel Kurul konuşmamda birçok yanlışlık ve usulsüzlük iddiasını dile getirmiştim. Burada yalnızca iki başlığa değinmek istiyorum:
1- 2025 yılında Hür-Sen Genel Mali Sekreteri adına toplam 1 milyon 75 bin TL çekildiği görülmektedir. Ancak çekilen bu tutarın bir kısmının daha sonra bir personelin hesabına, bir kısmının ise Genel Başkan Levent Kuruoğlu'nun hesabına aktarıldığı tespit edilmiştir. Bu paraların hangi amaçla kullanıldığı, kimlere gönderildiği ve hangi faaliyetlerde harcandığı konusunda Yönetim Kurulu üyelerine herhangi bir bilgi verilmemiştir. Ayrıca söz konusu işlemler için Yönetim Kurulu kararı veya onayı alınmadığı da görülmektedir. Bu nedenle tüzük hükümlerine aykırı harcamalar yapıldığı kanaatindeyim.
2- 2026 yılına ilişkin harcamalar hakkında da Yönetim Kurulu üyelerine tüzüğün öngördüğü şekilde bilgi verilmemiş, herhangi bir onay süreci işletilmemiştir. Hem yazılı hem de sözlü olarak banka hesap hareketlerini talep etmeme rağmen tarafıma herhangi bir belge veya açıklama sunulmamıştır. Konfederasyon yönetim kurulu toplantıları gerekçesiz olarak iptal edilmiş, çoğunluk sağlanamadığı gerekçesiyle Nisan ayından bu tarafa toplantı yapılmamıştır.
Ortaya çıkan tablo; sendika kaynaklarının kullanımına ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu, mali işlemlerin şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde açıklanmadığını göstermektedir.
Birçok kişi, "Teşkilatın selameti için sus, konuşma." dedi. Bu tavrı anlayabilirim; ancak benim buna vereceğim cevap nettir:
Bu kadar yanlışı görüp sineye çekebilecek bir karaktere sahip değilim. Birileri sendikayı kendi tasarruf alanı gibi görürken sessiz kalmayı ahlaki bulmuyorum. Kendime olan saygım ve temsil ettiğim değerlere olan bağlılığım gereği susamam. Kaldı ki, yanlışların üzerinin örtüldüğü bir anlayışla hiçbir teşkilatın sağlıklı bir hedefe ulaşabilmesi mümkün değildir. Temiz, güçlü ve saygın bir teşkilat ancak yanlışlara birlikte karşı çıkılarak inşa edilebilir.
Elbette, "Madem bunları biliyordun, neden yargıya gitmedin? O halde sen de sorumlusun." diyenler de oldu.
Onlara da cevabım şudur:
Hürriyetçi Eğitim Sen'in kuruluş meşalesini yakanlardan biri olarak, samimiyetle ve inançla yürüttüğüm mücadelede sözümün arkasındayım.
Dile getirdiğim tüm iddialar ve tespitler ilgili kurumlara taşınmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, İçişleri Bakanlığına ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gerekli başvurular yapılmış, dilekçeler sunulmuştur.
Konu artık ilgili makamların ve yargının değerlendirmesindedir. Sürecin ne kadar titizlikle yürütüleceğini hep birlikte göreceğiz.
Bu süreçte yargı üzerinde etki oluşturmaya yönelik girişimlerde bulunulması hâlinde, bunları tespit ettiğim takdirde kamuoyuyla paylaşmaktan da geri durmayacağım.
Kamuoyuna saygıyla duyururum.
Bu elim hadise tüm yönleriyle aydınlatılmalıdır. Hayatının baharında bir öğretmenimizi kaybettik. Sorumlular hesap vermelidir.
#Irmaköğretmeniçinadalet
KURUMSAL AHLAK MI DEDİNİZ?
Üyelerini PKK'lı diye yaftalayan bir sendika başkanı düşünülebilir mi? Yeter ki, ben genel başkan olarak kalayım da ne olursa olsun, mantığı ile sendikacılık yapılabilir mi? Yapılıyor maalesef. Kirli bir ağız, şişenin gölgesinde iflas etmiş bir zihniyet. Oğlu, sendikal imkanları kullanarak villacılığa soyunanları da gördü bu camia!
Kimseden bir ses çıktı mı? Tam tersine, üye sayıları akıl almaz derecede artarak yoluna devam ediyorlar.
Kurumsal ahlak iflas etmiş! Mevcut hal, Namık Kemal'in meşhur şiirini akla getirmiyor mu?
"Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?
Sendikacılık, sivil toplum örgütleri, siyaset hangi sahada olursak olalım, genel anlamda bir arınma ihtiyacı yok mu? Var, ancak mesele bunu kimin başaracağıdır. Nerdeyse hepimiz, bir beyaz atlı prens çıksın istiyoruz ama elimizi taşın altına sokarak, neden riske ben gireyim endişesi yaşamıyor muyuz? En büyük korku, rahatımız kaçmasın, nasıl olsa birileri yapar mantığı şüphesiz.
Kurumsal ahlak, ancak kişisel ahlak ile teçhiz edilirse kurtulur halbuki. Ne diyelim? Allah hayreylesin.
Levent bey, neden böyle birşeye ihtiyaç duydunuz ki ?
Daha istifamı vermeden, şube hesabına erişimimi engelleyip, genel merkez hesabına aktardığın 241.449,38 TL tutarı, atadığın kim olursa olsun,şube hesabına tekrar aktarırsın umarım. Muğladaki üyelerin parası o