Bak ; soyadı Ünlü olan , ünlü olamamış ama böyle sağa sola sataşmakla ünlü olmaya çalışan Ahmet !
- Kaç gündür Staj ve Çırak mağdurlarına saldırıyorsun , meslektaşlarımıza saldırıyorsun da artık öyle ortalığın boş olmadığını anlamalısın ..
- İlk önce şunu öğren ;
Bizler bağımsız sosyal güvenlik danışmanlığı ofisi olanlar ; Uzman değil , Sosyal Güvenlik Müşavirliği ünvanını kullanırız ..
Uzman ünvanını devlette kurumda çalışanlar kullanır . Vergi levhası nace kodumuz da “ Sosyal Güvenlik Müşavirliği’dir “
- Tv ye çıkan meslektaşlarımıza da kendince saldırıp yetkinliklerini sorguluyorsun , istersen bir Tv programında karşılarına çık ve sosyal güvenlik konuların da bir tartış bakalım yetkinliğine güveniyor isen …
Benimle çıkarsan canlı yayına sen bana 20 soru sor , bilemez isem söz bu mesleği bırakacağım , ben sana 3 soru sorayım 3 sorudan bir tanesini bil , yine sana söz ben bu mesleği bırakacağım . Varmısın ?
Gelelim asıl konuya “
2008 sonrası memur olanların emekli maaşlarının ne oranda olacağı bir gerçektir. Ben “hepsinin 20 bin TL alacak” demedim, “birçoğu 20 bin TL bandında alacak” dedim (özellikle derece/kademe, ek gösterge, tazminatları yüksek olanlar, hizmet süresi 25+ yıl olanlar).
Sen bunu çarpıtıp “hepsi 20 bin alacak” diye lanse ederek tartışmayı sulandırmaya çalışıyorsun kendince .
İstersen somutlaştıralım:
• 2008 sonrası 9/1 dereceye gelmiş, ek göstergesi 3600+ olan, 30 yıl hizmeti olan bir memurun (özellikle idari/teknik kadrolarda) emekli maaşı bugün itibarıyla 19.000 - 23.000 TL aralığında hesaplanıyor.
• Ortalama bir memur için ise 16.500-18.500 TL bandı .
• Bunu “hiçbir müktesebatı yok” diye yalanlamak yerine, sen doğru rakamı ve hesabı ver. Katsayı, taban maaş, ek gösterge, tazminat katsayısı, 5434-5510 geçiş farklarını da açıkla.
Ağzınızın çalımıyla “yanlış” demek yetmiyor.
Memur sendikaları yıllardır bunları dile getiriyor . Sen kendince bu gerçeği örtbas etmek için mi bana saldırıyorsun ?
İddia ediyorsan somut bordro örneğiyle, güncel katsayılarla doğru rakamı sen ve. Ben de kendi hesaplarımı paylaşayım.
Sözü kalabalıkla değil, rakamla konuşalım.
Ahilik kültürün de ; ucuz çocuk işgücü kullanmak , çocuk işçiler iş kazı ile ölürken başını yastığa gömüp görmezden gelmek , esnaf 7200 güne Bağkur indirimi beklerken onların temsilcisi olarak ses çıkarmamak , elimden hakları gasp edilen “ esnaf Bağkur tescil mağdurlarının haklarını hiç aramamak ; hükümet yetkilileri ile bir araya geldiğinde nezaket cümleleri dışında başka bişey söylememek ve emekli 20 bin tl maaşla sürünürken , hiçbir faydanız olmadığı SGK yönetim kurulu üyeliğinden 250 bin tl ye yakın huzur hakkı almak var mı ? Bunlar var mı sahi ahilik kültüründe Sayın Palandöken ….? 😡
Sayın Bendevi Palandöken,
Çocuklarımızın meslek öğrenmesine, el becerisi kazanmasına ve üretken bireyler olarak yetişmesine elbette hepimiz destek veririz. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak günümüzde çocuklarımızı geliştirecek, yeteneklerini keşfedecek ve geleceğe hazırlayacak çok daha güvenli ve planlı imkânlar vardır.
Neden;
🔹 Bilim kampları olmasın?
🔹 Teknoloji ve robotik atölyeleri olmasın?
🔹 Kodlama merkezleri olmasın?
🔹 Yapay zekâ eğitim kampları olmasın?
🔹 Sanat, müzik ve resim atölyeleri olmasın?
🔹 Spor okulları ve yaz spor kampları olmasın?
🔹 Belediyelerin yaz okulları ve gençlik merkezleri olmasın?
🔹 Üniversitelerin çocuk akademileri olmasın?
🔹 Meslek tanıtım ve kariyer atölyeleri olmasın?
Buralarda çocuklarımız hem meslekleri tanır, hem yeteneklerini keşfeder, hem de güvenli, denetimli ve pedagojik bir ortamda gelişir.
Siz yazınızda ILO'nun çocuk işçiliği konusuna da değinmişsiniz. Tam da bu nedenle çocuklarımızı hukuki statüsü belirsiz işyerlerine yönlendirmek yerine, onları eğitim merkezlerine, bilim ve teknoloji kamplarına, sanat ve spor faaliyetlerine yönlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Çünkü ILO'nun temel hedefi, çocukların eğitimden kopmasına ve tehlikeli çalışma koşullarına sürüklenmesine engel olmaktır.
Buna karşılık "mahallenizdeki herhangi bir bakkala, kasaba, tamirciye, berbere veya elektrikçiye gönderin" önerisi çok önemli soruları da beraberinde getiriyor.
Elektrikçinin yanında elektrik çarparsa sorumlusu kim olacak?
Kasabın yanında eli kesilirse hangi mevzuat uygulanacak?
Bakkalın servisinde trafik kazası geçirirse hangi sigorta devreye girecek?
Tamircide ağır bir makinenin altında kalırsa bunun hesabını kim verecek?
Bu çocukların hukuki statüsü ne olacak?
Çırak mı?
Stajyer mi?
Öğrenci mi?
Yoksa hiçbir hukuki güvencesi olmayan çocuklar mı?
3308 sayılı Kanun mesleki eğitimin nasıl yapılacağını, çocukların hangi şartlarda eğitim göreceğini ve nasıl korunacağını düzenlemiştir. Bunun dışındaki uygulamaların çocukların güvenliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
Bir Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Başkanı'nın görevi de çocuklarımızı belirsiz uygulamalara değil; kayıtlı, denetimli ve güvenli mesleki eğitim sistemlerine yönlendirmek olmalıdır.
Çocuklarımızı dükkânlara değil, bilim merkezlerine… Atölyelere değil, eğitim kamplarına… Rastgele işyerlerine değil, güvenli eğitim ortamlarına yönlendirelim.
Çünkü çocuklarımızın geleceği iyi niyetle değil; hukukla, eğitimle ve güvenlikle korunur.
Ankara ‘da bir stajyer mağduru kardeşimin vefat haberini derin bir üzüntü ile öğrenmiş oldum ..
Staj mağduru olmakla birlikte , karaciğer yetmezliği ile uğraşıyordu ve bu durumda ki bir hastaya , hastane heyeti çalışabilir raporu verdi ve engelli emeklilik haklarını vermediler . Çalışabilir dedikleri vefat etti hastane odasında …
İnsanların en temel , en muhtaç sosyal güvenlik haklarını dahi vermemek için elinden geleni yapan monşerler , bedbaht talihsiz monşerler …..
Elbette ki ;
Ölüm pençesinde ki bir hastaya çalışabilir raporu düzenleyen hastane hakem heyetini dava edeceğiz ve ofisimin avukatları ile bunun peşini bırakmayacağız …
Bu ülkenin başına gelmiş en büyük felaketi ve kötülük sizsiniz düşkün monşerler …
Emeklilik beklerken , mezara giden Tarık kardeşime Allah’tan rahmet kederli ailesine sabırlar diliyorum …
Yusuf Gibiyiz Kör Kuyularda
#İradenizleÇıkartın
#StajyerVeÇırakları
#AdaletİleAydınlatın
1️⃣3️⃣ Bu kararın en önemli sonucu:
Yargıtay denetiminden geçerek onanan mahkeme kararı doğrultusunda SGK, kısa vadeli sigorta kapsamında görülen ve eğitim dönemi olarak değerlendirilen söz konusu süreleri uzun vadeli sigorta kollarına tabi hizmet olarak kayıtlarına işledi.
Davacının emeklilik işlemleri tamamlandı ve emekli aylığı bağlandı.
Darısı tüm çırak ve staj mağdurlarının, hak mücadelesi veren herkesin başına inşallah.
⚖️
1️⃣2️⃣ Sonuç:
Yargıtay, işveren ve SGK tarafından ileri sürülen temyiz nedenlerini kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görmedi.
⚖️ Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA karar verdi.
YARGITAY İLAMI : 10. HUKUK DAİRESİ : 2023/1840 E - 2023/2195 K.
Karar; İlk Derece Mahkemesi → İstinaf → Yargıtay denetiminden geçerek onanmış oldu.
Yargı Çırak ve Stajyerlerin Yolunu Açtı:
Sır Gibi Saklanan Kombine Kararı Gün Işığına Çıkartıp Bilginize Sunmuş Oluyorum.
Bu dava yalnızca bir kişinin sigortalılık başlangıcıyla ilgili değil. 18 yaşından önceki çıraklık döneminde yapılan üretime yönelik çalışmalarının tamamını tam sigortalılık açısından değerlendirilmesine karar vermiştir.
"Bu bir yorum değil, İlk Derece Mahkemesi, İstinaf, Yargıtay ve sonrasında SGK uygulamasından geçmiş bir dava dosyasının özetidir."
🧵👇
⚖️ Çırak, Stajyer...
Artık hukuk da senin yanında!
İlk derece mahkemesi kararı sonrası İstinaf, Yargıtay'ın onadığı ve SGK'dan uyguladığı bir karar...
Bu karar mağdurun, yakının , gazetecinin, siyasetçinin ya da yorumcunun görüşü değil;
Mahkemenin, yargının kararı;
Kararı bugün saat 12.00'de paylaşacağım.
Takipte kalın.
Yargıtay çıraklık dönemi çalışması ile ilgili bir karar verdi baktım , hukukçular , Tv yorumcuları , eline tahtayı alan uzmancıklar herkes bir yorum yapmış …
Öncelikle şu bilinmelidir ki , hiçbir Türk yargısı , kanun da olmayan bişeyi var edemez . Yargının böyle bir yetkisi yoktur . Yargıtay da ne var sayabilir ne de kararları bağlayıcı tavsiye niteliğindedir .
Dolayısı ile staj ve çıraklık konusun da ; TBMM ‘de yani yasama organında kanuni düzenleme yapılmadan hiçbir şekilde bu mağduriyet bitmez …
Burası bir hukuk devletidir ve yasa yapma yetkisi TBMM’dedir ..Mahkemeler olmayan bir kanunu var edemez tavsiye yorumu da dikkate alınmaz . Nokta ..
Hak Haklıya İade İle Mümkündür
#StajÇıraklıkSigortaBaşlangıcıOlsun
Yargıtay öyle bir ayırım yapmadı . Yargıtay bazı işyerlerinin sigorta primi maliyetinden kaçmak için küçük yaşta çocukları çıraklık dosyası açarak çırak şeklinde bildirim yaptığından , gerçek bir çalışmamı yoksa gerçekten çırak mı bunun tespitinin yapılması gerekir demiş . Staj ve çıraklık bir gerçek çalışmadır dememiş . Kaldı ki gerçek çalışmayı çıraklık olarak gösterilmişse de , burada da hizmet tespit tespit davalarında 5 yıl zamanaşımı süresi vardır yine mahkeme işe tespit edilemez …
Bu bilgi kirliliklerinden arınıp , mağduriyetin mücadele ve sorumluluk durmuna odaklanıp , mağduriyeti TBMM’de kanuni düzenleme yapılması noktasında yoğunlaştırmalıyız .
Başkaca Herşey laf- güzar ve bomboş bir hikayedir …
Sosyal Medya Çağında Hukuki Dezenformasyon ve Algı Yönetimi: Yargıtay’ın Çıraklık Kararı Örneği
Günümüzde sosyal medya platformları, bilginin en hızlı yayıldığı ancak aynı zamanda en çok çarpıtıldığı alanların başında geliyor.
Bunun son ve en somut örneği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin çıraklık ve staj dönemindeki çalışmaların emeklilik başlangıcı sayılıp sayılmayacağına ilişkin verdiği emsal kararda yaşandı.
Hukuki derinliği olan ve satır aralarında binlerce mağdura umut ışığı yakan bir yüksek mahkeme kararı, dijital medyanın "tık tuzağı" (clickbait) ve toplumsal mühendislik çarkları arasında tamamen tersinden okunarak kamuoyuna servis edildi.
Büyük haber sayfaları, etkileşim çılgınlığının bir sonucu olarak kararı, "Çıraklık sürecindeki çalışmalar emekliliğe sayılamayacak, Yargıtay kapıyı kapattı" şeklinde kestirip atan bir dille paylaştı.
Bu sığ ve manipülatif başlıklar, uzmanlığı hukuk olmayan geniş kitleler tarafından mutlak doğru kabul edildi.
Oysa Yargıtay’ın karar metni dikkatle incelendiğinde, durumun tam tersi olduğu net bir şekilde görülmektedir.
Yargıtay, çıraklık haklarını yok saymamış; tam aksine, eğer bir çocuk "çırak" adı altında işe alınıp eğitimden uzaklaştırıldıysa ve fabrika çarkları arasında bilfiil normal bir işçi gibi üretime dahil edildiyse, bu istismarın kanıtlanması durumunda o sürenin emeklilik hakkı doğuracağını hükme bağlamıştır.
Yani mahkeme, mağdurun lehine çok güçlü bir açık kapı bırakmıştır.
Bu durum, modern toplumların en büyük sorunlarından biri olan "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma" hastalığını ve dijital algı yönetimini gözler önüne sermektedir.
Alanında uzman olmayan kişilerin, karmaşık hukuki metinleri tek bir cümleye indirgeyerek kitleleri manipüle etmesi, toplumda yersiz bir ümitsizliğe ve bilgi kirliliğine yol açmaktadır.
Yargıtay’ın adalet dağıtma amacıyla kurduğu "Eğitim mi, Üretim mi?" kriteri, sosyal medyanın yüzeysel dünyasında bir iletişim faciasına dönüşmüştür.
Sonuç olarak, dijital çağda manipülasyonun nesnesi olmamak için, özellikle hukuk ve sağlık gibi hayati konularda popüler sayfaların manipülatif başlıklarına değil, kararların orijinal metinlerine ve konunun gerçek uzmanlarına kulak kabartmak hayati bir zorunluluktur.
Yargıtayın kararını paylaştığınız görsel ve altındaki yorumunuz, günümüz sosyal medya haberciliğinin ve "tık tuzağı" (clickbait) algı yönetiminin tam olarak nasıl işlediğini çok net özetliyor.
Yargıtay, çıraklığı toptan reddetmiyor. Tam aksine, "Eğer işveren çırağı eğitim adı altında sömürüp, ucuz işçilikle tam zamanlı işçi gibi üretime dahil ettiyse, bu dönemi uzun vadeli sigorta (malullük yaşlılık emeklilik) saymak zorundasınız" diyerek işçinin ve mağdurun lehine devasa bir açık kapı bırakıyor. Haberiniz de ise kararın bozma gerekçesindeki usul tartışmasını alıp, "çıraklık emekliliğe sayılamaz" diye servis ediyor.
Bu Yargıtay kararında, tam anlamıyla bir iletişim ve algı dezenformasyonu örneği yaşatıyorsunuz. . Yargıtay'ın mağdur çırakları korumak adına getirdiği "somut delillerle ispat edilirse uzun vadeli sigorta kollarına yani tam sigortalı olunabileceğini, dolayısıyla bu tescil başlangıcı sayılabileceğini" Bu kararı veren alt mahkemelere konuyu bu şekilde araştırılması gerektiğini belirten bir kriteri ortaya koyuyor, siz ise sosyal medya mühendisliğiyle "Yargıtay çıraklığı reddetti" algısına dönüştürüyor, mağdur kitleyi mücadeleyi bırakın diyorsunuz. Haberiniz Olmamış, olmamış olmamış. Habercilik bu değildir.
TUZ
Tuz ilginç bir şeydir.
Menülerde adı yazmaz.
Kimse onu sipariş etmez.
Ama eksikliği hemen hissedilir.
Ünlü merhum sanatçı Yıldız Kenter'in dediği gibi:
"Tuz menülerde yer almaz ama eksik olduğunda hissedilir." demişti.
Üstelik tuzun görevi sadece lezzet vermek değildir.
Geçmişte etlerin, peynirlerin ve birçok gıdanın bozulmaması için tuz basılırdı.
Çünkü tuz kokmaz.
Aksine başka şeyler kokmasın diye kullanılırdı.
Bugün sosyal güvenlik sistemine baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz.
Yıllardır çözülmeyen mağduriyetler var.
Staj ve çıraklık mağduriyetleri...
Kademeli emeklilik bekleyenler...
EYT sonrasında ortaya çıkan yeni mağduriyetler...
Emekli aylıklarının yetersizliği...
Kısmi emeklilik mağduriyetleri...
BAĞ-KUR mağduriyetleri...
Engelli emekliliğiyle ilgili adaletsizlikler...
Taşeron çalışanların beklentileri...
3600 ek gösterge bekleyenler...
Uzman çavuşların hak kayıpları...
Polis, asker ve memurların mağduriyetleri...
Kadınların doğum nedeniyle yaşadığı eşitsizlikler...
Yurtdışı hizmet birleştirmesi ve borçlanma sorunları...
İşsizler, geçici çalışanlar ve kayıt dışı istihdamın yarattığı problemler...
Ve daha niceleri...
Tam tamına 30 ana 126 tali mağduriyet ile her birinin içinde yine çözüm bekleyen mağduriyetler
Her biri ayrı bir yara.
Her biri ayrı bir hikâye.
Her biri ayrı bir bekleyiş.
Sorunlar çözülmedikçe insanlar haber bekliyor.
Bazıları her habere inanıyor.
Bazıları hiçbir habere inanmıyor.
Bazıları habere değil, haberi verene bakıyor
Bazıları ise mağdur olduğu halde çözüm istemiyor.
Kimi zaman kırgınlıklar ortaya çıkıyor.
Kimi zaman kıskançlıklar.
Kimi zaman da "Ben kurtulursam gerisi önemli değil" anlayışı.
İşte tam bu noktada mesele sadece hukuki olmaktan çıkıyor.
Ortam kokmaya başlıyor.
Güven azalıyor.
Umut zayıflıyor.
Adalet duygusu yıpranıyor.
Ve ülkemiz mevcut sisteme göre yıllardır bu yaraların üzerine tuz basmaya devam ediyor.
Ben ise şunu söylüyorum.
Doğruları anlatarak...
Eksikleri göstererek...
Adaleti savunarak...
Kimseyi geride bırakmayacak çözümler üretmeye çalışarak...
Ama bir noktadan sonra şu soruyu sormadan edemiyorum:
Nereye kadar tuz?
Bir yara için tuz gerekir.
İki yara için de gerekir diyelim.
Ama onlarca, yüzlerce mağduriyet varsa...
Her yıl yeni mağduriyetler ortaya çıkıyorsa...
Sürekli yeni istisnalar, yeni düzenlemeler ve yeni geçici çözümler sözde getiriliyorsa...
Bunlarla ilgili pansuman tedavileri yapılmak isteniyorsa..
Artık sorunu tuzla gidermek mümkün değildir.
Sorun, mağduriyet üreten sistem olduğunu neden anlamak istemiyoruz?
Çünkü sürekli yeni tuz arıyorsak, artık kaynağı konuşmamız gerekir.
Bugün sosyal güvenlik alanında yaşanan sorunların büyük bölümü birbirinden bağımsız değildir.
Hepsi aynı yapının farklı sonuçlarıdır.
Bu nedenle artık amaç her mağduriyet için ayrı bir pansuman yapmak olmamalıdır.
Amaç, yeni mağduriyet üretmeyen bir sistem kurmaktır.
Gerçek reform budur.
Gerçek sosyal devlet budur.
Gerçek çözüm budur.
İşte bu nedenle ÖPGES, mağduriyetleri tek tek sayan değil, mağduriyet üreten nedenleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir anlayıştır.
Çünkü amaç yaralar çoğaldıkça tuz taşımak değil;
yeni yaraların oluşmasını önlemektir.
Bir ülkede mağduriyetler için sürekli yeni tuz arıyorsak, sorun tuz eksikliği değil, sistemin bozulmuş olmasıdır.
Tuz geçicidir. Adalet kalıcıdır.
Parçalı çözümler geçicidir.
Doğru sistem kalıcıdır.
ÖPGES; mağduriyetleri değil, çözümü konuşur.
ÖPGES; parçaları değil, bütünü görür.
ÖPGES; yeni mağduriyet üretmeyen bir sosyal güvenlik anlayışıdır.
Çünkü adaletin amacı yaraları çoğaldıkça tuz taşımak değil, yeni yaraların oluşmasını ve tamamını önlemektir.
“Üstadım” dedim, “Bayrama ne alayım?”
Dedi:
“Birkaç piri fâniden gönül, birkaç çocuktan gülücük, alabilirsen birkaç fakirden de dua al.”
Cahit Zarifoğlu
Dil Tükendi Söz Tükendi
#StajerÇıraklar#HakkınıAlamadı