AİHM BÜYÜK DAİRESİ’NİN YASAK v. TÜRKİYE KARARI: HUKUK DEVLETİ VE İNSAN ONURU İÇİN KAÇINILMAZ BİR EŞİK
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 5Mayıs 2026 tarihinde açıkladığı Yasak v. Türkiye (Başvuru No: 17389/20) kararıyla, Türkiye’deki ceza adaleti sisteminin içinde bulunduğu derin krizi ve evrensel hukuk standartlarından kopuşu bir kez daha tescil etmiştir. Bu karar, sadece bir bireyin hak ihlali tespiti değil; onbinlerce insanı etkileyen sistematik bir hukuksuzluk silsilesine karşı uluslararası yargının nihai ve sarsılmaz uyarısı niteliğindedir.
İnsan Onuru ve Mutlak Yasak: 3. Madde İhlali
Kararın en çarpıcı yönlerinden biri, AİHS’in 3. maddesi (İşkence ve Kötü Muamele Yasağı) kapsamında verilen ihlal kararıdır. Başvurucunun cezaevinde maruz kaldığı aşırı kalabalık koşullar, asgari yaşam alanından mahrum bırakılması ve uzun süre yerde yatmak zorunda kalması, AİHM tarafından “insan onuruna aykırı” bulunmuştur. Hak İnisiyatifi Derneği olarak hatırlatırız ki; işkence ve kötü muamele yasağı mutlaktır ve hiçbir istisnası kabul edilemez. Bu tespit, 15 Temmuz sonrası cezaevlerinde yaşanan kapasite artışının ve fiziki yetersizliklerin birer “idari sorun” değil, doğrudan birer insan hakları ihlali olduğunu kanıtlamaktadır.
Kanunsuz Suç Olmaz: 7. Madde ve Kanunilik İlkesi
Büyük Daire, Yalçınkaya kararıyla çizdiği çerçeveyi Yasakkararıyla daha da tahkim etmiştir. Mahkeme, suçun manevi unsuru olan doğrudan kastın (failin örgütün nihai ve şiddet içerikli amacını bilmesi ve istemesi) somut delillerle ispatlanmadığı; sadece öğrenci koordinatörlüğü veya müstear isim kullanma gibi şiddet içermeyen rutin faaliyetlerin “terör örgütü üyeliği” için yeterli sayılmasını AİHS m. 7’ye ağır bir aykırılık olarak görmüştür. Karar, yargı makamlarının “kriter” adı altında yasal faaliyetleri suçun unsurları yerine ikame etme pratiğinin, modern ceza hukukunun temel taşı olan “bireysel cezai sorumluluk” ilkesini yok ettiğini tescil etmiştir.
Hukuka Dönüş Bir Tercih Değil, Anayasal Bir Zorunluluktur
AİHM’in Yalçınkaya ve Yasak serisi kararları, Türkiye’deki krizin münferit olmadığını, yapısal bir sorundan kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 90/5. maddesi uyarınca bu kararların gereğini yapmak, derece mahkemeleri ve yüksek yargı organları için birer tercih değil, Anayasal bir zorunluluktur. İhlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla;
• Kesinleşmiş dosyalarda yargılamanın yenilenmesi (CMK m. 311) yolunun şekli manevralarla kapatılmaması,
• Derdest dosyalarda doğrudan beraat kararı verilmesi,
• AİHM ihlaline rağmen devam eden infazların telafisi imkansız zararları önlemek adına derhal durdurulması hukuk devleti olmanın asgari şartıdır.
Yönetim Kurulu üyemiz Av. Dr. Levent MAZILIGÜNEY tarafından Serbestiyet sitesinde yayımlanan ve kararın hukuki derinliğini analiz eden kapsamlı makaleyi de kamuoyunun ve ilgililerin dikkatine sunuyoruz:
AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak Kararı: Hukuka Dönüş İçin Son Çağrı ve Tarihi Sorumluluğumuz
Hak İnisiyatifi Derneği olarak; yargı organlarını evrensel hukuk ilkelerine direnmekten vazgeçmeye, siyasi iradeyi ise AİHS m. 46 kapsamındaki taahhütlerimize uygun genel tedbirleri ivedilikle hayata geçirmeye çağırıyoruz. Adalet, konjonktürel beklentilere kurban edilemeyecek kadar değerlidir.
SAYIN CUMHURBAŞKANI'NA SUNULAN BİLGİ NOTURUR:
BİLGİ NOTU
(2026.05.07)
İ. Özgenç
AİHM Büyük Dairesi, 5.5.2026 tarihli Şaban Yasak kararında (Başvuru No. 17389/20), AİHS’nin işkence ve kötü muamele yasağını güvence altına alan 3. maddesi hükmünün ihlal edildiğine ve bu ihlal dolayısıyla kişiye tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Bu yönüyle söz konusu karar, Türkiye’de gözaltında bulunan, tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişilerle ilgili olarak Devletin yükümlülüklerine işaret bakımından önem taşımaktadır.
Büyük Daire kararında “FETÖ/PDY” olarak isimlendirilen “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan ve hatta kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunan kişiler bakımından önem taşıyan açıklamalara yer verilmiştir. Bu kararda, AİH Mahkemesi’nin daha önce,
- Yüksel Yalçınkaya - Türkiye davasında verdiği 26.9.2023 tarihli Büyük Daire (başvuru no: 15669/20),
- Demirhan ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 22.7.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 1595/20 ve 238 diğer başvuru),
- Bozyokuş ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 39586/20 ve 131 diğer başvuru),
- Karslı ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 18693/20 ve 1435 diğer başvuru),
- Seyhan ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 57837/19 ve 851 diğer başvuru),
kararlarda olduğu gibi,
başvurucu hakkında Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulmasıyla AİHS’nin suçta ve cezada kanunilik ilkesini güvence altına alan 7. maddesi hükümlerinin ihlal edildiği kabul edilmiştir.
AİHM’nin daha önce verdiği çeşitli kararlara atıfta bulunulan bu kararda üç temel husus üzerinde durulmuştur.
Birincisi, olay mahkemesi tarafından kurulan mahkûmiyet hükmünde başvurucunun cebir ve şiddet içeren herhangi bir terör eyleminden bahsedilmemiş olmasıdır.
Büyük Daire kararında ikinci husus olarak, söz konusu mahkûmiyet hükmünde başvurucunun mensubu olduğu yapılanmanın bilahare terör örgüttü niteliği kazandığına dair bilinçle (doğrudan kastla) bu yapılanma içinde kaldığı, kalmaya devam ettiği hususunda herhangi bir tespitte bulunulmamış olmasına işaret edilmiştir.
Kararda, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet hükümlerinde kusura dayalı şahsi sorumluluk ilkesinden ayrılınmış olduğu ve bu mahkûmiyetlerle kolektif sorumluluk yoluna gidildiği belirtilmiştir (§§ 204 - 213).
26.9.2023 tarihli Yalçınkaya kararı gibi Büyük Daire’nin vermiş bulunduğu bu karar, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulmuş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükümleriyle ilgili olarak YARGILAMANIN YENİLENMESİnin yolunu açacak bir KANUNİ DÜZENLEME ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.
Ersan $en incinmiş! Saadet Yüksel'in muhalefet gerekçesini alıp makale yazmış. Bir insan hiç mi değişmez ve bu kadar hukuka karşı olur? AİHM'in böylesi devasa bir hukuksuzluğu ve sistemik hale gelen sorunu görerek 7. maddeden inceleme yaptığını görmezden geliyor. Kendince tutarlılılığı olmayan muhalefet görüşleri üzerinden kararı sulandırmaya çalışıyor. Ancak bu kez de başaramayacak. İşte bu nedenle Yasak/Türkiye kararı çok güçlü ve gerekçeleri sağlam bir karar.
Şimdilik böyle bir giriş yapmış olalım, kararda 11 hakim kendisine en güzel cevabı vermiş ama elbette biz de en kısa sürede cevabını vereceğiz!
Lütfen Bu Çağrıya Sessiz Kalmayın!
⚖️AİHM’in bugüne kadar 1808 kişi hakkında verdiği ve binlercesi hakkında da 7. madde kapsamında vereceği ihlal kararları dikkate alındığında, son on yıldaki yargı pratiğinin hukuki bir dayanağının olmadığı açıktır. AİHS’in 7. maddesinden, üstelik "sistemik ihlal" vurgusuyla verilen bu kararların anlamı, ilgili ülkede evrensel hukuk ilkelerinin yerini "orman kanunlarının" aldığıdır! AİHM’in 64 yıllık tarihinde tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkeler hakkında toplamda yalnızca 70 kez hükmettiği 7. madde ihlalini, bu süreçte ve şimdilik Türkiye aleyhine bu kadar çok kişi için vermesinin başka bir izahı yoktur. Bu ihlal kararlarının gereği yerine getirildiğinde, CMK’nın 223/2-a maddesindeki "yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması" hükmü uyarınca, bu kapsamdaki herkesin beraat etmesi gerekmektedir.
⚖️Mevcut dosyalarda, silahlı örgüt üyeliği suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı bilindiği için; suçun ancak delili olabilecek hususlar, suçun unsurları yerine ikame edilmiştir. Bu yöntemle insanlar, yasal ve rutin hayat faaliyetleri nedeniyle hak etmedikleri cezalara çarptırılmıştır. Bu yargılamalarda asıl araştırılan husus, kişlerin silahlı bir örgüte üyelikleri değil, bir cemaate mensubiyetleridir. Yargılamalarda "cemaat mensubiyeti = örgüt üyeliği" şeklinde kurgulanan ve hukuken kabulü imkansız olan bu vahim denklem, insanların en sıradan davranışlarının bile örgütsel faaliyet gibi gösterilmesine neden olmuş ve on binlerce insan bu hukuksuz kabulle sivil ölüme terk edilmiştir.
⚖️Maruz bırakıldıkları bunca zulüm ve hukuksuzluk yetmezmiş gibi, hayatlarının hiçbir döneminde cebir, şiddet veya silahla uzaktan yakından ilgisi olmamış bu insanlar; gerçek bir silahlı örgütün mensuplarının yararlanabileceği olası bir affın kapsamı dışında tutulmak istenerek adeta yeniden cezalandırılmaktadır. Bu yaklaşımın hukuk literatüründeki karşılığı açıkça "düşman ceza hukukudur." Sayın İzzet Özgenç’in de belirttiği üzere, bu adaletsizliği gidermenin yolu af değil, adil yargılanmamış bu kişilerin yeniden yargılanma yolunu açmaktır. Bu süreç, yeni bir kanuni düzenlemeyle yapılabileceği gibi; AİHM’in Yalçınkaya kararında işaret ettiği üzere, benzer durumdaki kişilerin yeniden yargılanma taleplerinin kabul edilmesiyle de sağlanabilir.
⚖️AİHM tarihinin en önemli kararlarından olan Yalçınkaya ve devamındaki kararlar, bu mağdurlar için pekala CMK’nın 311/1-e maddesi anlamında bir "yeni olay" kabul edilebilir. Bu kararlar, anılan kanun maddesinde ifade edildiği üzere, tek başına veya önceki delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza almasını gerektirecek niteliktedir. Artık yapılması gereken; bu zulme son vererek, arkadan gelecek binlerce yeni ihlal kararıyla ülkenin tüm dünyaya rezil olmasını engellemek ve eninde sonunda beraat edecek olan insanlara hayatı daha fazla zindan etmemektir!
@adalet_bakanlik@TBMMGenelKurulu@NumanKurtulmus@TCYargitay@AYMBASKANLIGI@HSKKurumsal
BİR GARİP ÖLMÜŞ DİYELER...
-KOĞUŞ ARKADAŞIM YARBAY ERTUĞRUL YAVAŞÇA ANISINA-
Denizli darbe yargılamasında önce beraat eden sonra 15 yıl ceza alan Binbaşı Ertuğrul Yavaşça koğuşunda kalp krizi geçirip vefat etmiş.
Yargıtay Savcısının bozma talebine rağmen cezası onanmıştı, @AYMBASKANLIGI ndan haber bekliyordu.
Kendisiyle bir dönem aynı koğuşta da kalmıştık. Dünyalar iyisi bir insandı. Çok hassastı.
Yaşanan haksızlıkları kalbi daha fazla kaldırmadı.
Oysa dosyasındaki tespitler görseldeki gibiydi:
Sayın vekilim @avidrissahin öncelikle merhaba iyi günler dilerim. O ki bu konuda tavsiye ve eleştiriye açık olduğunuzu ifade ettiniz. Birkaç hususu önemine binaen maddeler halinde zikretmek isterim.
1) Bu ülkede 9 yıldır mağdurlar sivil ölüme mahkum edildi. En yüksek mahkeme
Ben Eren Üner, 23 yaşındayım. İstanbul Tarih Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Saraçhane protestocularına yapılan işkenceleri, herkese açık kendi sosyal medya hesaplarından paylaşan Çevik Kuvvet Polisleri'ni kişisel sosyal medya hesabımdan haber yaptığım için; 24 Mart Pazartesi saat 23:00'ten 25 Mart Salı 05:00'e kadar Vatan Emniyet'te işkence gördüm. İki hafta, 25 Mart - 9 Nisan tarihleri arasında cezaevinde yattım.
Toplumsal barışı konuştuğumuz bu süreçte KHK’lerin artık son bulması için adım atılmalı. 15 yaşındaki Sümeyra’nın ölümü bunun için bir milat olmalı.
@Turkiye_KHK
İhmaller ve hukuksuzluklar nedeniyle henüz 15 yaşındaki Sümeyra Gelir hayatını kaybetti. Bu kaybın arkasında KHK'lar ve adaletsiz yargılamalar var. Adalet Bakanı @yilmaztunc yanıtlamanızı bekliyorum:
🔴 Neden Sümeyra'nın annesi Melek Gelir evine yakın bir cezaevine nakledilmedi?
🔴 Neden AİHM kararı uygulanmadı?
🔴 Bu can kaybına sessiz mi kalacaksınız?
Yıllardır bunu söylüyorduk Boydak'lar İpek gurubu, Dumankaya'lar ve yüzlerce şirkete el konulurken birgün sıra sizinde geleceğini bilmeliydiniz ,bunları dile getirenleri hepbir ağızdan " Fetöcü " dediniz, oysa bu günleri tahmin etmemek çok da zor olmamalıydı .
Bu fotoğraf karesi çok önemli. Bir öğretmen terör suçlaması ile gözaltına alınıyor! Eller ters kelepçeli, baş eğilmiş, arkada bayrak! Yanındaki polisler kar maskeli, özel harekat teçhizatına sahip!
Oysa evinde hiç bir silah bulunmadı! Daha önce hiç bir suç dosyası olmadı! Adam öldürmedi! Çalmadı! Tek suçu binlerce insan yetiştirmek! Öğretmenlik yapmak! İyi bir insan olmak!
Halkımıza soruyorum! Eğer bu fotoğraf karesinden utanmıyor, sıkılmıyor iseniz, sabah çocuğunuzu teslim ettiğiniz okulda hiç bir öğretmenin gözünün içine bakmayın! “Aman Hocam, evladım sana emanet, iyi ki varsınız, siz olmasanız biz ne yapardık, öğretmenler gününüz kutlu olsun” demeyin!
Çünkü resimdeki öğretmene de zamanında bunları söylediniz! Ancak zalim karşısında yalnız bıraktınız! En kıymetli varlığınız evlatlarınızı emanet ettiğiniz, iyilik ve güzellik dışında hiç bir kötülüğünü görmediğiniz fedakar öğretmenlere yapılan bu zulme sessiz kaldınız! Bu utanç hepimizin başını eğmeye yeter de artar bile!!!
Bugün babamın görüşü vardı. 3 haftadır duş almıyor,tıraş olmuyor.72 yaşında alzheimer hastası bir insanın öz bakımını yapamadığını herkes biliyor artık.Hatta o yüzden R tipi cezaevine getirildi. Baya özenli bakıyorlar babama,üstü başı pislik içerisindeydi.Şahane bir görüş yaptık teşekkür ederim(!) @ADLITIPKURUMU@adalet_bakanlik
Sakarya Ferizli cezaevinde iki acılı anneyi ziyaret ettim.
Bu annelerin sadece evlatları değil, kendileri de melek gibi insanlar. Suçları olmamasına rağmen terörist ilan edilerek cezaevinde tutuluyorlar.
Yaşadıkları bu zulme, bu işkenceye hep birlikte dur demeliyiz!
FETÖ iddiasıyla tutuklu müvekkilim vardı, annesi ölmüştü, izin için 2 gün uğraşmıştım, en sonunda 12 jandarmanın uçak parasını ödetip lütfen izin vermişlerdi. Jandarmalar yanında ve eli kelepçeli anne cenazesine katılmıştı.
Daha acı ne olur demiştim;
Evlat acısı da varmış😢
KHK'lıları görme...
15 Temmuz mağdurlarını görme...
Hapishanelerdeki çile çekenleri bir bütün olarak görme...
Sonra :
“Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin”
15 yaşında bir kız çocuğu sessiz sedasız toprağa verildi.
Önce annesi KHK ile ihraç edilip hapse konuldu.
Epilepsi hastası bu kız iki küçük kardeşine hem ablalık hem de annelik yapıyordu.
Küçük yüreği dayanamadı ve sabaha karşı yatağında ölü bulundu, Sessiz sedasız gömüldü.
Siziler FETÖ’nün ortağıydınız. Şimdi FETÖ dediğiniz o zaman Gülen Cemaatiydi. Yüzbinlerce insanı bu örgüte girmeye siz teşvik ettiniz.
Sonra aranızda güç ve rant kavgası çıktı. Gücü, parası, dayısı olan kendini kurtardı. Bakan oldu. Başkan oldu. Yazar oldu. Zengin oldu.
Kendini kurtaramayan yüz binlerce gariban ser sefil oldu. Hayatları karardı. Bu çocukta sizin aşağılık kavganızda toprak oldu.
Alayınız bu örgütün kurucusu ve yöneticisiniz.
Yazık, günah şu masum çocuğa.
Mahkemeyi Kübrada hesabı sorulsun.
Bu çocuğun canına kıyanlara yazıklar olsun.
Aklı tutulanlar, vicdanı kuruyanlar yüzünden
15 yaşında bir kız, bir bayram gecesi
Bayram kıyafetinden çıkıp kefen giydi
Sorumluluğumuz tam olarak budur
Bayramlığı kefen yaptıran o acıdır
SÜMEYRA’nın DRAMI MİLAT OLSUN
Aynı durumdaki annelere yeniden yargılama yolu açılsın.