Sevgili yurttaşlar,
Aralarında benim de olduğum yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor.
Bizden tüm yaşananlara razı olmamız, olan biteni talihsizlik sayıp susmamız bekleniyor.
Susmayacağım. Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Meclis’in açıldığı bugün, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak için 24 saatlik açlık grevine başlıyorum.
Bu aynı zamanda, Anayasa’ya uyulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ve görevimi yapmamın önündeki engelin kaldırılması için bir çağrıdır.
Ülkenin sorunlarını kendi sorunu bilen herkesi sesini yükseltmeye çağırıyorum. Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak. Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
Ş. Can Atalay -Seçilmiş Hatay Milletvekili-
“Ailem güvende” yaygarasıyla özgürlük gaspedenlerin tek derdi “Hanedanlık güvende” demeye devam ederek soyguna devam edebilmek. Sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesi de @t24comtr_ ‘nin kapatılması da dijital sıkıyönetimle hakikati gizleme çabası.
Hakikatin ışığı her zaman sızacak bir delik bulur.
Hayatımda böyle bir saçmalık duymadım. Ortada bir suç varsa parayı iade etmeniz sizi kurtarmaz, soruşturma ve davayla süreç devam eder, cezada indirim alırsınız. Ortada bir suç yoksa 2.2 milyar lirayı niye iade ediyorsunuz?
Net biçimde Anayasa’ya aykırı bir karar.
Hapis cezasının infaz edilip edilmemesinden bağımsız olarak bu karar, mizah, hiciv ve eleştiri özgürlüğü üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratıyor.
Mesele yalnızca Deniz Göktaş’ın özgürlüğü değil. Karar, benzer sözleri söylemek isteyen herkese “sus” diyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
#Türkiye: Very concerned by reports of mass arrests & detention of over 150 LGBTIQ+ individuals and human rights defenders and reports of their ill treatment in detention, and the potential impact this development could have on civic space.
@volker_turk urges Turkish authorities to uphold everyone’s human rights without discrimination, including on the basis of sexual orientation or gender identity, and to immediately release those arbitrarily detained.
MERHABA CANIM
Korkma
Korkmasam "korkma" diye seslenen de olmazdı herhalde. Herhalde korkacağım, korkacağım ki tedbir alacağım. Bu en temel hayatta kalma içgüdüsü.
Korka korka, korkmaktan usanmışsak peki? Hayatımız başlı başına meydan okumaysa ezberlere? Hayat bizi yorduysa ve kaybedecek pek de bir şeyimiz kalmadıysa?
Olur mu? İnsan, 15 yıldır yazıp çizdiği, sesini duyurduğu x hesabı kapatılır diye bile korkar? Öyle değil mi?
Peki öyleyse tedbir alayım.
Hazır henüz kapatılmamışken hiçkimse okumayacak gibi içimi dökeyim şuraya.
Yarın öbür gün, bir başka 12 Eylül anlatısına katkısı olur belki de yazdıklarımın...
Önümden kelepçeyle geçiriliyor arkadaşlarım. Ben niye hâlâ dışardayım? Biri "yakın kendinizi, bizi uğraştırmayın" diye yazıyor çünkü bunu yazabiliyor. Köşe başındaki gazete bayiinde gazetenin manşeti "lgbti inlerine girildi"!
İnde mi yaşıyorum ben? Evet evi bir iki gündür temizleyemedim ama hâlâ in sayılmaz. Bir iki kriminal vakayı dahil ettikleri ve yüzbinlerce insanı "sıra sizde" diye tehdit ettikleri operasyonlar nerde biter bilinmez. Kalkıp evi toplamalıyım. Gelirlerse ayıp olmasın!
Müstehcenlik suçlaması getirmesinler şimdi durduk yere, dolaptaki kıyafetlerimi gözden geçireyim bari. Şu son paylaştığım fotoğraftaki atletim müstehcen miydi acaba? Silmedim. Silmem de. 30 yıla yakın televizyona takım elbisemle çıktım ben. Emekliyim artık. İster atlet giyerim ister giymem bile. Kime ne? Telefonları karıştırıyorlarmış içerde. Dur galerimdeki fotoğraflara da bir bakayım. Mahcup olmayalım içerde.
Mart'ta gelir vergisi ödenecek diye not var galeride. Unutup da parayı harcamayayım diye. Hatırlatıcı.
E şimdi kendi ödediğim parayla alınmış kelepçeyle mi götürecekler beni evden? Ben seçmek isterdim doğrusu. En azından rengini.
Sahi vergi kaçıranlar, insanları suça sürükleyenler, gerçek çeteler, üç kağıtçılar, ırz düşmanları cirit atacak, bizler mi içeride yatacağız?
Komşular da tempo mu tutacak, alkışlar eşliğinde aslanların önüne mi atılacağız arenada? Ne vakit imparator sıkışsa Roma'da, bir kaç köle atarmış ya aslanlara. Var mı bundan âlâ temâşa...
Ben kölelerin yanındayım, aslanların ve komşuların karşısında. Aslanların ve komşuların günahı az. Asıl imparatorun dimdik karşısında...
Yazsın bakalım tarih bizi de direnenler safında. Varsa bir hakkım, okuyana ve ses çıkarana helal ola. Zulme direnenlerin alnından öperim. Elbette rızaları varsa.
Allah'a emanet olun...
Neye şaşırdın? Şaire de mi şaşırırsın? Ne diyor Şair Arkadaş Zekai:
"annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz.
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz
(zeki müreni seviniz)"
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu tartışılıyor ise makarayı geriye sarmak ve şu 10 vakada “neden” sorusunu sormak gerekiyor:
1-) Deniz Baykal’ın evine kamera yerleştirenlerin kim olduğunun istikrarla sorgulanmaması ve bu organizasyonun üzerine gidilmemesi,
2-) 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce parti tabanı Yılmaz Büyükerşen’in adaylığına hazırlanırken aniden kimsenin tanımadığı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi,
3-) Haziran 2015’te AKP ilk kez yasama çoğunluğunu kaybettiğinde hükûmeti kurma görevini üstlenmek için bastırmak yerine 45 gün boyunca ("istikşafi görüşme" kisvesi ardında) bekleyip Kasım seçiminin önünün açılması,
4-) Hükûmet, Nisan 2016’da dokunulmazlıkları kaldıran geçici 20’nci maddeyi gündeme getirdiğinde “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” denerek hükûmetin planına destek verilmesi,
5-) Temmuz 2016'da darbe girişimi sonrasında “Yenikapı çizgisi”ne nüanssız ve koşulsuz biçimde dahil olunması,
6-) Nisan 2017 referandumundan sonra “mühürsüz oylar” skandalı patladığında kitlelerin pasifize edilmesi ve sonucun hızla kabullenilmesi,
7-) Haziran 2018’de Muharrem İnce’nin itibarsızlaştırılıp yalnız bırakılması ve seçim güvenliği tartışmalarının sineye çekilmesi,
8-) 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce kamuoyu yoklamalarında Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş öndeyken bu isimlerin aday yapılmaması,
9-) 2023 TBMM seçimlerinde seçilecek yerlerden eski AKP kadrolarına (Deva, Gelecek, DP) kontenjan açılması,
10-) Parti tabanının bir kısmın��n ideolojik geri çekilme ve özür siyaseti olarak algıladığı “helalleşme” söyleminin belirleyici hat hâline gelmesi (tek parti dönemine dönük tüm yalanların kabullenilmesi, Menderesçilik vb.) ve tarihsel bağlarla tamamen kopulması...
CHP milletvekili Mahmut Tanal:
• Demokrasinin içine ettiler. Hani hukuk devleti? Hani Kemal Bey, genel başkanımızdı?
• Hani, hani, hani halkın umuduydu? AKP'nin umudu oldu Kemal Bey.